12 Eylül 1980 Askeri Darbesi

12 Eylül 1980 Askeri Darbesi
29 Aralık 2020 - 16:13

12 Eylül 1980 Askeri Darbesi

12 Eylül 1980 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri kumanda kademesinin emir komuta zinciri içinde gerçekleştirdiği, 27 Mayıs 1960 askeri darbe ve 12 Mart 1971 askeri muhtırası sonrasında ki üçüncü askeri müdahalesidir.  

Darbe ile beraber, TBMM süresiz lağvedildi. Süleyman Demirel’in Başbakanlığını yürüttüğü hükümet görevden alındı, 1961 tarihinde yenilenen Anayasa uygulamadan kaldırıldı. Partiler kapatıldı ve yöneticiler gözaltına alındı. Türkiye’de birçok kişi gözaltına alındı veya tutuklandı.

2010 Anayasa Referandumu ile Askeri yönetimde hayatta kalan kişiler hakkında “Nürnberg Şartı ile kabul edilmiş ve tüm devletlerin kendi kanunlarında yer almasa dahi suçun oluşumu halinde takip etmek zorunda oldukları uluslararası hukukun buyruk kuralı niteliğine sahip insanlığa karşı suçlar (B) 765 Sayılı Ceza Kanunu’nun 146, 147, 153, 174, 179, 180, 181. maddeleri kapsamında, insanlığa karşı suçlar ve resen takdir edilecek suçlar nedeniyle haklarında başsavcılık tarafından ceza dava açılması ve haklarında gerekli önlemlerin alınması istemi”  ile 7 Nisan 2011 yılında ilk soruşturma başlattı.

4 Nisan 2012 tarihinde ise darbenin yargılanmasına başlanmıştır.

Darbenin gerekçeleri

Siyasi istikrarsızlık

Askeri cuntanın 12 Eylül 1980 darbesi için sunduğu en önemli gerekçelerin başında toplumsal ve siyaseten yaşanan kırılmalar ve karşılıklı şiddete varan eylemlerdir.  

Ekonomik sebepler

Cari açık ve 70lerin ikinci yarısında özellikle ABD’nin haşhaş ve Kıbrıs konuları gibi birçok konuyu bahane göstererek uyguladığı ambargo ve işsizlik, kıtlık gibi ülke içi ekonomik sıkıntıların artmasına ve işveren iş gören arasında yaşanan sorunlara paralel olarak ortaya çıkan grevler ve iş bırakma eylemleri.

24 Ocak Kararları

Ekonomik olarak yaşanan istikrarsızlık, üretimin azalması ve karaborsacılığın oluşması gibi nedenlerin ortadan kaldırılması için kamu harcamalarının sınırlandırılması, ücretlerin düşürülmesi, serbest döviz kuru gibi ekonomik önlemler alınması kararlaştırılmıştır. Bunun için Süleyman Demirel Turgut Özal’ı başbakanlık müsteşarlığına atadı ve IMF ile bu kapsamda bir anlaşma imzalandı.

TSK’nın Uyarı Mektubu

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Bülend Ulusu, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya ile Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Sedat Celasun’un imzasını taşıyan, ülkedeki iç karışıklıkla ilgili bir uyarı mektubu 27 Aralık 1979 tarihinde Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’e gönderildi. 1 Ocak 1980’de Çankaya Köşkü’nde Kenan Evren ve kuvvet komutanlarıyla bir görüşme yapıldı.

Güvenlik sorunları

Üniversitelerde yaşanan boykot ve öğrenci eylemleri, çeşitli şehirlerde yaşanan siyasi cinayetler.

Dikkat çeken Suikastlardan bazıları:

Bedrettin Cömert (Akademisyen) – 11 Temmuz 1978/ Ankara

Abdi İpekçi ( Gazeteci) – 1 Şubat 1979 / İstanbul

Ceyhun Can ( TİP Adana Eski İl Başkanı) – 10 Eylül 1979/Adana

Fikret Ünsal ( Çukurova Üniversitesi Rektör Vekili) – 12 Eylül 1979/ Adana 

Mürsel Karataş (Malatya Ülkü Ocakları eski başkanı) – 19 Eylül 1979/İstanbul

Cevat Yurdakul ( Adana Emniyet Müdürü) – 28 Eylül 1979/ İstanbul

İlhan Egemen Darendelioğlu( AP İstanbul Milletvekili) – 19 Kasım 1979/ İstanbul

Ümit Doğançay (İstanbul Üniv. Hukuk Fak. Dek. Yard.) – 20 Kasım 1979/İstanbul

K.Fedai Çoşkuner (Fedai DergisiSahibi) – 3 Aralık 1979/ İzmir

C.Orhan Tütengil ( İstanbul. Üni. İktisat Fak. Öğr.Üye) – 3 Aralık 1979/İzmir

Ümit Kaftancıoğlu (TRT İstanbul Radyosu) – 11 Nisan 1980/ İstanbul

Gün Sazak ( MHP Genel Başkan Yard.) – 27 Mayıs 1980/ İstanbul

Ali Rıza Altınok ( MHP GOP İlçe Başkanı) – 24 Haziran 1980/İstanbul

Abdurrahman Köksaloğlu ( CHP İstanbul Milletvekili) – 15 Temmuz 1980/İstanbul

Nihat Erim ( Eski Başbakan) -19 Temmuz 1980/İstanbul

Kemal Türker ( DİSK Genel Başkanı) – 22 Temmuz 1980/İstanbul

Siyasi İstikrarsızlık

1970 ve 1980 arasında yapılan seçimlerde hiçbir parti tek başına iktidar olamamış ve koalisyonlara hükümetler kurulmuştur. Kurulan koalisyon hükümetlerinin iç anlaşmazlıkları neticesinde yaşana siyasi iktidarsızlığın topluma ve ekonomiye yansımaları oldukça sıkıntılı olmuştur.   

Kahramanmaraş olaylar

Kahramanmaraş şehrinde 19 Aralık ve 26 Aralık 1978 tarihleri arasında yaşanan ve Alevi toplumu hedef alan saldırılar neticesinde, 105 vatandaşın ölümü 100 civarında iş yerinin tahribi ve 200 civarında evin yakılmıştır.

Olaylar sonrası Maraş Sokakları

Cumhurbaşkanı seçimi bunalım

Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ün görev süresi dolduğu sırada meclisteki en büyük 2 partinin liderleri Ecevit ile Demirel daha Cumhurbaşkanlığı için aday bile belirlememişlerdi. Son anda adaylar bulundu. Seçimler sırasında hiçbir aday cumhurbaşkanı olmak için yeter oyu alamıyordu. Meclis onlarca defa tekrar oylama yaptı fakat bir türlü yeni cumhurbaşkanı seçilemedi. Bu durum askerlerin ülke yönetimine müdahalesine zemin hazırlıyordu. İngiliz Büyükelçiliği, 15 Mayıs 1980 tarihli raporunda bu duruma değinmiştir. Özellikle General Kenan Evren’in Brüksel’deki NATO toplantısından döndükten sonra yaptığı açıklamasında Brüksel’de kendisine sürekli Cumhurbaşkanının ne zaman seçileceği konusunda sorular sorulduğu kendisinin de tatmin edici bir cevap veremediğini belirtmiş ve durumun can sıkıcı olduğunun altını çizmiştir. Evren sağdan ve soldan tüm partilerin birleşip artık bu sorunun çözülmesi konusunda uyarıda bulunmuştur.

Bayrak Harekâtı

17 Haziran’da Genelkurmay Başkanı Kenan Evren, kuvvet komutanları ve Genelkurmay II. Başkanı Necdet Öztorun’u çağırmış ve kod adı “Bayrak Harekatı” olan bir darbenin 11 Temmuz 1980’de gerçekleştirilmesi bildirmiştir. Ancak 2 Temmuz’da Süleyman Demirel hükumeti güvenoyu aldığı için ertelenmiştir. Daha sonra 28 – 31 Ağustos’ta “5 Eylül 1980’den itibaren her an hazır olunması” bildirilen “Bayrak Harekatı” emirleri özel kuryelerle komutanlara teslim edilmiştir.

Çorum Olayları

1980 Mayıs-Temmuz aylarında Çorum’da meydana gelen, siyasi ve dini temelli olarak ortaya çıkan kanlı olaylar olup, 57 kişinin öldüğü olaylar güvenlik güçlerinin müdahalesi sonrası yatıştırılmıştı.

Fatsa  Operasyonu

14 Ekim 1979 tarihinde yapılan ara seçimler sonrası Devrimci Yol’un bağımsız adayı Fikri Sönmez  3096 oyla Fatsa Belediye başkanı seçildi. Belediye halk komiteleri şeklinde örgütlenmişti. Bu örgütlenme ilk olarak yedi mahallesi olan Fatsa’nın çeşitli özelliklerine göre on bir birime ayrılması ve her bir birime üç ile yedi halk komitesi temsilcisi seçilmesi şeklinde belirlendi.

8 Temmuz 1980’de askerî birlikler Fatsa ilçesine gönderilmiş ve 9 Temmuz 1980 tarihinde Kenan Evren ordu komutanlarıyla beraber inceleme yapmak için Fatsa’ya gitmiştir. Bakanlar Kurulu tarafından, «Küçük terör odaklarında» baskınlar yapılmasına ilişkin kararla 11 Temmuz sabah erken saatlerinde asker ve polis “nokta operasyonu” düzenlenmiş ve Fatsa Bağımsız Belediye Başkanı Fikri Sönmez ile beraber 300 kişi gözaltına alındı bunlardan 250 kişi 15 Temmuz’da serbest bırakıldı  

12 Temmuz’da sokağa çıkma yasağı ilan edildi ve kaymakam görevden alındı.

Zafer Bayramı ve Kudüs Mitingi

Necmettin Erbakan “Karadeniz şehirlerinden birisinde vefat eden bir din adamının cenaze töreni”ni bahane göstererek 30 Ağustos tarihinde kutlanan Zafer Bayramının Anıtkabir’deki kısmı ile Genelkurmay Başkanlığında yapılan kutlama törenlerine katılmamıştı. 

23 Temmuz 1980’de İsrail’in Kudüs’ü başkent ilan etmesi sonucu Milli Selamet Partisi 6 Eylül Cumartesi günü Konya’da “Kudüs’ü kurtarma yürüyüş ve mitingi” düzenlemiştir. Bu mitinge 100 bin kişinin üzerinde katılım olmuş, bazı kişiler şalvar, cübbe ve sarıkla, eski harflerin bulunduğu pankartlarla gelmiş ve “Şeriat gelecek, vahşet bitecek”, “Dinsiz devlet, yıkılacak elbet” gibi sloganlar atmışlardır. Miting sırasında okunan İstiklâl Marşı topluluk tarafından yuhalanmıştır.

1980 Kudüs Mitingi

1980 Kudüs Mitingi

DARBENİN HEMEN SONRASI

Millî Güvenlik Konseyi

Milli Güvenlik Konseyi olarak tanımlanan Devlet yönetim kadrosu; Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Nejat Tümer ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Sedat Celasun’dan oluşmaktaydı. 

Millî Güvenlik Konseyi, radyodan okunan ilk bildiriye göre: İç Hizmet Kanununun verdiği Türkiye Cumhuriyeti’ni kollama ve koruma görevini yüce Türk Milleti adına emir ve komuta zinciri içinde ve emirle yerine getirme kararını almış ve ülke yönetimine bütünüyle el koymuştur.

12 Eylül tarihli 2 numaralı bildiriyle ülke genelinde 13 sıkıyönetim bölgesine 13 general sıkıyönetim komutanı olarak atanmıştır. 7 numaralı bildiriyle siyasi partilerin faaliyetleri yasaklanmış olduğunu ve Türk Hava Kurumu, Çocuk Esirgeme Kurumu ve Kızılay dışındaki derneklerin faaliyetlerinin de durdurulmuş olduğunu duyurulmuştur. Emniyet Genel Müdürlüğü başta olmak üzere polis teşkilatı Jandarma Genel Komutanlığının emrine verilmiştir. Darbe günü Emniyet ve Millî İstihbarat Teşkilatı üst düzey yöneticileri Genelkurmay Başkanlığına davet edilmiş ve TRT ile PTT Genel Müdürleriyle beraber tecrit edilmişlerdir. 

20 Eylül’de ise Kenan Evren eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Bülend Ulusu’yu başbakan olarak görevlendirmiş ve 21 Eylül’de Ulusu’nun sunduğu bakanlar kurulu listesi Millî Güvenlik Konseyi tarafından onaylanmıştır.

Hamzakoy ve Uzunada

Darbenin gece 3.00’da ilanından sonra aynı gün sabah saat 5.30’da Süleyman Demirel, Bülent Ecevit ve Necmettin Erbakan’a Genelkurmay başkanı Kenan Evren tarafından birer tebliğ gönderildi. Tüm tebliğlerde; “TSK yönetime el koymuştur. Hükümetiniz feshedilmiş, parlamento üyeliğiniz düşmüştür. Talimatı getiren subayın ikazlarına uyunuz” ifadesiyle birlikte gidecekleri adresler belirtilmektedir. Bülent Ecevit ve Süleyman Demirel için Hamzakoy Gelibolu adresi belirtilirken, Necmettin Erbakan’a ise Uzunada İzmir adres olarak verilir.

Ecevit ve Demirel eşleriyle birlikte aynı uçakla Hamzakoy’a götürülür. Yaklaşık bir ay boyunca, 11 Ekim 1980’e kadar burada kaldılar. Necmettin Erbakan aynı gün uçakla Uzunada’ya götürülür. Alparslan Türkeş evinde bulunamadığı için Millî Güvenlik Konseyi, 13 Eylül’de bir bildiri ile teslim olmaması halinde suçlu duruma düşeceğini belirtir.  Bunun üzerine 14 Eylül’de Ankara Merkez Komutanlığına teslim olur ve Uzunada’ya gönderilir.

MHP Davası

Askeri müdahalenin ardından, diğer bütün siyasi partiler ile birlikte, MHP’nin de siyasi faaliyette bulunması yasaklanmış, 16 Ekim 1981 tarihli Millî Güvenlik Konseyi (MGK) kararıyla parti kapatılarak mallarına el konmuştur. 29 Nisan 1981 tarihinde ise, MHP ve Ülkücü kuruluşlar hakkındaki soruşturma sonrasında 945 sayfalık bir iddianame ile “MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası” açılmıştır. Dava 5 yıl, 11 ay, 8 gün sürmüş, 333 duruşmaya sahne olmuş ve 7 Nisan 1987’de sonuçlanmıştır. Ankara 1 Numaralı Askeri Mahkemesinde görülen 392 sanıklı davada, MHP lideri Alparslan Türkeş’e 11 yıl, 1 ay, 10 gün hapis cezası verilmiştir. Partinin genel idare Kurulu üyelerinin tamamı beraat etmiş, 5 sanık hakkında idam cezası verilmiştir. 150 sanığın beraat ettiği davada, 9 sanık hakkında müebbet hapis, 219 sanık hakkında 6 ay ile 36 yıl arasında değişen hapis ve 6 sanık hakkında da görevsizlik kararı verilmiştir. 3 sanık hakkındaki dava düşerken, 2 sanık da yargılama sırasında vefat etmiştir.

MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası

Yargılama süresi içinde kalbinden rahatsızlanan Alparslan Türkeş, 29 Mayıs 1983’te Mevki Askeri Hastanesi’ne kaldırılmıştır. 4 yıl, 5 ay, 28 gün tutuklu kalan MHP lideri, tutuklu kaldığı süre göz önünde bulundurularak 1 gün hapis cezasından sonra tahliye edilmiştir.

DARBE SONRASI SÜREÇ

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren ve Kuvvet Komutanları tarafından oluşturulan askerî yönetim Millî Güvenlik Konseyi adı altında 1983 genel seçimine kadar Türkiye’ye ilişkin tüm kritik kararları aldı.

İdamlıklar

Darbeden sonra ilk idamlar 9 Ekim 1980 tarihinde gerçekleşmiştir. İlk olarak sol görüşlü Necdet Adalı, ardından ülkücü Mustafa Pehlivanoğlu idam edilmiştir.

erdal eren

İdamla yargılanan Erdal Eren

19 Mart 1980 tarihinde idama mahkûm edilen Erdal Eren, idam kararı Yargıtay tarafından iki kere iptal edilmiş olmasına rağmen, Millî Güvenlik Konseyi tarafından onaylanan kararla 13 Aralık 1980’de Ankara Merkez Ulucanlar Cezaevi’nde idam edilmiştir.  

Üniversite İhraçları

6 Kasım 1981’de çıkarılan 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu ile YÖK kuruldu. Bundan sonra 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanununun 2301 ve 2766 sayılı kanunla değişik maddelerince 71 Üniversite personeli YÖK tarafından görevlerinden uzaklaştırıldı. İlk uzaklaştırmalar Şubat 1983’te başladı. Genelkurmayın açıklamalarına göre toplam 4891 kamu personeli görevden alınmış ve 38 profesör, 25 doçent, 10 yardımcı doçent 1402’lik olmuştur. Ancak 1402’lik olmak istemediğinden bizzat istifa yolunu seçenler de dahil edildiğinde bu sayının 20.000 civarında olduğu öne sürülmektedir.

Banker skandalı

Darbe öncesi mevcut hükumetin aldığı 24 Ocak Kararları sonrası faizlerin serbest bırakılmasıyla bir anda çoğalan bankerler, zaman içinde piyasanın bu faiz yükünü kaldıramaması sonucu hızla çökmeye başlamış “Banker Yalçın” (Yalçın Doğan) ve “Banker Kastelli” olarak anılan (Cevher Özden) ikilisinin karıştığı skandallar kamuoyunda derin yankı bulmuştur.

1982 Anayasası

7 Kasım 1982 yılında yapılan Halkoylamasıyla %91.37 evet oyuna karşılık, %8.63 hayır oyuyla kabul edildi. Oy kullanırken iki renk hakimdi: Mavi renk hayır, beyaz renk evet demekti. Kenan Evren yaptığı konuşmalarla halkı mavi oy vermemesi konusunda telkin ediyor ve çeşitli gazetelere mavi renkle ilgili sansür uygulanıyordu.

Darbe ardından geçen 3 yıl içerisinde önemli kanunların tamamına yakını değiştirildi ve askerî yönetimin belirlediği Danışma Meclisi tarafından hazırlanan Anayasa, 1982 yılında yapılan ve aleyhte konuşmanın ve propaganda yapmanın yasak olduğu “güdümlü” referandumda, yüzde 92’lik “Evet” oyu ile büyük farkla kabul edildi. Halk oylamasında ‘Hayır’ oyu kullananları sandık başında baskı altında tutmak için rengi dışarıdan görünen oy pusulaları kullandırıldığı iddia edildi ama bu, Anayasa’nın çok büyük çoğunlukla kabul edilmesini açıklayan tek neden değildi. Anayasa’nın kabulünün bir başka önemli etkeni olarak, ihtilal öncesi iç savaş ortamı nedeni ile vatandaşların kendi hayatlarından endişe etmesi de ifade edilir.

Aynı halk oylamasında, Kenan Evren otomatik olarak Cumhurbaşkanı seçildi. Kabul edilen Anayasa’da bulunan, askerî yönetim üyelerinin ömür boyu yargılanmasını engelleyen, geçici 15. madde, 2010 Türkiye anayasa değişikliği referandumu’na kadar kaldırılmadı.

Sonuç

Darbe sonrası Türkiye Cumhuriyeti kamu ve kuruluşlarında dönemin devlet yöneticilerinin emri ile anarşist ilan eden 1 milyon 683 bin kişi fişlendi, yine Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı, 7 bin kişi için idam cezası istendi ve 517 kişiye idam cezası verildi. Haklarında idam cezası verilenlerden 50’si asıldı (26 siyasi suçlu, 23 adli suçlu, 1’i Asala militanı). İdamları istenen 259 kişinin dosyası Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne gönderildi. Yine 71 bin kişi Türk Ceza Kanunu’nın 141, 142 ve 163. maddelerinden yargılandı, 98 bin 404 kişi örgüt üyesi olmak suçundan yargılandı. 388 bin kişiye pasaport verilmedi. 30 bin kişi sakıncalı olduğu için işten atıldı. 14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı. 30 bin kişi siyasi mülteci olarak yurtdışına gitti. 300 kişi kuşkulu bir şekilde öldü. 171 kişinin işkenceden öldüğü belgelendi. 937 film sakıncalı bulunduğu için yasaklandı. 23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu. 3 bin 854 öğretmen, üniversitede görevli 120 öğretim üyesi ve 47 hâkimin işine son verildi.

Aynı dönem 400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi. Gazetecilere 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi. 31 gazeteci cezaevine girdi. 300 gazeteci saldırıya uğradı. 3 gazeteci silahla öldürüldü. Gazeteler 300 gün yayın yapamadı ve aralarında Hürriyet, Millî Gazete ve Ortadoğu’nun da olduğu 13 büyük gazete için 303 dava açıldı. 39 ton gazete ve dergi imha edildi. Cezaevlerinde toplam 299 kişi yaşamını yitirdi. 144 kişi kuşkulu bir şekilde öldü, 14 kişi aynı dönem yapılan açlık grevlerinde öldü, 16 kişi –kaçarken– vuruldu, 95 kişi –çatışmada– öldü, 73 kişiye –doğal ölüm raporu– verildi, 43 kişinin –intihar ettiği– bildirildi.

1983 Sonrasında 

 Zincirbozan

Siyasi partilerin yeniden kurulmasına izin verilmiştir. Ancak Millî Güvenlik Konseyi’nin yayınladığı 31 Mayıs 1983 tarih ve 79 sayılı kararıyla Adalet Partisi’nden Süleyman Demirel, Ali Naili Erdem, Ekrem Ceyhun, Saadettin Bilgiç, Nahit Menteşe, Yiğit Köker, İhsan Sabri Çağlayangil, Cumhuriyet Halk Partisi’nden Sırrı Atalay, Metin Tüzün, Celal Doğan, Deniz Baykal, Ferhat Aslantaş, Süleyman Genç, Yüksel Çakmur, Büyük Türkiye Partisi’nden Hüsamettin Cindoruk ve Mehmet Gölhan olmak üzere 16 eski siyasetçi 121 gün süreyle Çanakkale Lapseki ilçesindeki Zincirbozan askerî üssünde zorunlu ikamette tabi tutulmuştur.

Millî Güvenlik Konseyi’nin yeni kurulan partilerin kurucularını veto etmesi ve bazı partilerin ülke genelindeki gerekli teşkilatlanmayı seçim dönemine yetiştirememeleri nedeniyle 6 Kasım 1983 genel seçimlerine katılmasına izin verilmeyen Büyük Türkiye Partisi’nin devamı niteliğinde olan Doğru Yol Partisi, Sosyal Demokrasi Partisi ve Refah Partisi’ne “Yasaklılar”, Millî Güvenlik Konseyi tarafından genel seçimlere katılmalarını uygun bulunan Emekli Orgeneral Turgut Sunalp’in liderliğindeki Milliyetçi Demokrasi Partisi, eski Başbakanlık Müsteşarı Necdet Calp’ın liderliğindeki Halkçı Parti ve 24 Ocak Kararları’nı hazırlayan Turgut Özal’ın liderliğindeki Anavatan Partisi’ne “İcazetliler” veya “6 Kasım partileri” denilmiştir.

1983 genel seçimleri

6 Kasım 1983 genel seçimine, kapatılan eski siyasi partilerin hiçbiri katılamadı. Yapılan genel seçimleri Anavatan Partisi kazandı, Halkçı Parti ikinci ve Milliyetçi Demokrasi Partisi de sürpriz bir şekilde üçüncü oldu. Seçimlerden sonra milletvekillerinin parti değiştirmeleri sonucunda Doğru Yol Partisi ve Sosyal Demokrasi Partisi de meclise girdi. Daha sonra alınan başarısız seçim sonuçları nedeniyle Milliyetçi Demokrasi Partisi kendisini feshetti, Halkçı Parti ise Sosyal Demokrasi Partisi ile birleşerek Sosyaldemokrat Halkçı Parti’yi kurdu.

Devlet Güvenlik Mahkemeleri

Sıkıyönetim uygulamasının kaldırılması

Sıkıyönetim uygulamasının tarihlere göre kaldırıldığı iller:

19 Mart 1984 : Bilecik, Bitlis, Burdur, Çanakkale, Çankırı, Gümüşhane, Isparta,  Kastamonu, Kırklareli, Kırşehir, Kütahya, İzmir, Sinop

19 Temmuz 1984 : Afyon, Amasya, Aydın, Balıkesir, Bolu, Çorum, Muğla, Nevşehir,  Niğde, Rize, Sakarya, Tekirdağ, Yozgat

19 Kasım 1984: Denizli, Giresun, Kayseri, Konya, Manisa, Uşak

18 Mart 1985 : Antalya, Bursa, Eskişehir, Hakkâri, İçel, Kocaeli, Malatya, Kahramanmaraş, Samsun, Sivas, Tokat, Zonguldak

19 Temmuz 1985 : Ankara, Artvin, Edirne, Erzincan, İzmir, Ordu

19 Eylül 1985 : Trabzon

19 Kasım 1985 : Adana, Adıyaman, Ağrı, Erzurum, Gaziantep,  Hatay, İstanbul, Kars

19 Mart 1986 : Bingöl, Elâzığ, Tunceli, Şanlıurfa

19 Mart 1987 : Van

19 Temmuz 1987 : Diyarbakır, Mardin, Siirt

Darbe sonrası hazırlanan 1982 anayasasında yer alan geçici 15. madde ile 12 Eylül’ü gerçekleştiren Millî Güvenlik Konseyi ile bu Konseyin yönetimi döneminde kurulmuş hükümet ve Kurucu Meclis üyeleri hakkında dava açılması engellenmiştir.

2000 yılında Adana savcısı Sacit Kayasu Kenan Evren hakkında iddianame hazırladı. Fakat Kayasu’nun iddianamesi kabul edilmedi. Kayasu ilk olarak, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından kınama cezası aldı. Daha sonra Yargıtay tarafından “görevi kötüye kullanmak” ve “askeri kuvvetleri tahkir ve tezyif” suçundan mahkûm edilen Kayasu’yu Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu meslekten ihraç etti. Avukatlık yapma hakkı dahi elinden alınan Kayasu, ihraç kararı üzerine, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde dava açtı. 2008’de sona eren davada “ifade özgürlüğünü kısıtladığı” için Türkiye 41 bin avro tazminata mahkûm edildi.

Mayıs 2010’da meclisten geçen ve cumhurbaşkanı tarafından halkoyuna sunulan 26 maddelik anayasa değişikliği maddelerden biri de “geçici 15. madde”nin kaldırılmasıyla ilgiliydi. Bu maddenin kaldırılmasıyla 12 Eylül Darbesi ile ilgili suçların zaman aşımına uğrayıp uğramayacağı konusunda farklı görüşler ortaya atıldı.

12 Eylül Davası

12 Eylül 2010’daki referandumda % 58 evet oyu çıktı ve 13 Eylül 2010 sabahından itibaren 12 Eylül’ün sorumluları hakkında suç duyuruları yapılmaya başlandı.

12 Eylül 2010 tarihinde sonuçlanan referandum sonrasında değiştirilen yasalar çerçevesinde 12 Eylül 1980 yılında gerçekleştirilmiş olan ihtilalden mağdur olanların ilgililere dava açma hakkı doğdu. Bunun sonucunda referandum tarihinin ilk gününden itibaren savcılığa binlerce suç duyurusunda bulunuldu. Bütün bu suç duyuruları toplanıp Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 7 Nisan 2011 yılında ilk soruşturma açıldı. Darbenin üzerinden geçen 31 yıl sonunda açılabilen ilk soruşturmadır.

Dava sonucunda Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya, 765 sayılı TCK’nın “Devlet kuvvetleri aleyhine cürümler” başlıklı 146. maddesi uyarınca ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldılar.Eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Tahsin Şahinkaya’nın, Kenan Evren’den iki ay sonra, 90 yaşında ölmesiyle Yargıtay aşamasındaki dava düştü. Ancak davanın müdahillerinden olan Devrimci 78’liler Federasyonu davadan vazgeçmeyeceklerini ve 57 ilde işkenceciler aleyhine açılan davaları yakın takipte tutacaklarını belirtti.

Bilgipedia Türkiye'nin En Doğru, En Kapsamlı Bilgi Deposu
https://www.bilgipedia.org

 


FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum