Mehmet Tayfun MOĞOL

Mehmet Tayfun MOĞOL


BİR SOKAĞA ÇIKMA YASAĞI HİKÂYESİ

13 Nisan 2020 - 17:35

BİR SOKAĞA ÇIKMA YASAĞI HİKÂYESİ 

Bugünlerde insanların zihnini en çok meşgul eden konu pandemi ilanından sonra insanların fiziksel temaslarının nasıl en aza indirilmesi sorusudur. Virüslerin kendi kendilerine deplase olamadıklarını ve insanların taşımada çok büyük rol oynadığını görmüş olduk. Virüs transferinin önüne geçilebilmesi için en etkili yolun evlerde kalınması bir sonraki aşaması ise sokağa çıkma yasağı ilanıdır.

Türkiye’de geçmiş dönemlerde farklı sebeplerden dolayı sokağa çıkma yasağı uygulanmıştır. İzin verirseniz Bununla ilgili bir anımı aktarmak istiyorum. 1980 yılının Eylül ayında İzmir Fuarında görevliydim. İzmir Enternasyonal fuarı 20 Ağustos-20 Eylül tarihleri arasında ziyaretlere açık kalırdı. Çalıştığım forklift üretim (Yükleme ve indirme yapan istif makinası) firması fuarda bir sergi açmış ve burada tahsis edilen alanda ürünlerini sergiliyordu. Ben o sıralar Üniversiteyi kazanmış ancak başlamamıştım. Ürünlerin tanıtımını yapıyor ve ziyaret eden potansiyel müşterilere makinaların eteneklerini anlatıyordum.

Benimle birlikte forkliftlerin ve bulunduğumuz standın temizliğini yapan bir arkadaş daha vardı. Gündüzleri iki kişiydik akşam ise yöneticiler ve şirket üst düzey yetkilileri hazır bulunuyorlardı. Öğleden sonra, akşam konuklara sunulacak ikramların tamamlamak için bir ara fuar dışına çıktım. Yarım saat kadar sonra döndüm standa geldiğimde gördüğüm manzara karşısında bayılacaktım. Bizim standın bir duvarı yıkılmış her taraf toz ve moloz içindeydi. Bizim arkadaş makinalara binmemesi gerekirken temizlik yapmak istemiş ve yer değiştirirken duvara çarpmış. Kızdım söylendim ama kızmamın gerçeği değiştirmeyeceği ortadaydı. Saat 18 de standlar açılmaya başlıyordu. Tabii müdürler ve patronlarda gelecekti. O manzara karşısında direk beni kovarlardı. Duvarı tamir etmemiz gerekiyordu ama bu kadar kısa sürede yeni duvar örmek imkansızdı. Kırılan parçaları bir araya tutturup geçici bir çözümle geceyi atlatmaktan başka çaremiz yoktu. Arkadaşı Çankaya’ya malzeme almaya gönderdim. Bir kutu beyaz tutkal ile geri döndü. Komşuların yardımı ile biz puzzle gibi duvar parçalarını tutkal ile yapıştırarak bir araya getirdik. Ayırıcı olarak yapılan duvar çok yüksek olmadığı için ayakta kaldı ama örümcek ağı gibi her tarafı desenliydi. Bir saat tutkalın biraz kurumasını bekledik beyaz boya ile rötuş yaptık olmadı her tarafını boyadık yaz olduğu için çabuk kuruyabilirdi. Boya kurudu ama duvarın görüntüsü felaketti. Örtmemiz saklamamız gerekliydi firmanın baskılı büyük bez afişleri ve bayrakları vardı onları üzerine yerleştirdik kapandı. Bu süreçte yaşadığımız stres tansiyonumuzu tavan yaptırdı. Erken gelen müdürümüz afişlerin ve bayrakların neden duvara konduğunu sordu bizde durumu anlattık. Adamın yüzünün aldığı şekli tahmin edemezsiniz. Bütün gece komik bir şekilde Müdür ben ve arkadaşım duvarın önünde baraj yaptık. Müdürümüz haklı olarak elini ağzına kapatarak belli etmeden epey fırçaladı bizi.

Geceleri bir kişi eşyalara bir şey olmasın diye nöbetçi olarak kalıyordu. O gece nöbet sırası bendeydi. Yaşadığımız onca sıkıntının ve yorgunluğun üzerine bir bardak çay ile sigaramı içtikten sonra hemen yattım uyumuşum. Uyandığımda saat 8’e geliyordu. Gece nöbet tutan ertesi gün istirahat ediyordu. Arkadaşı beklerken    çayı demledim. Beklemeye devam ettim saat 9’a kadar gelmeyince not yazdım ayrıldım. Fuarın içinden Lozan meydanına çıktım oradan da Montrö meydanına geçtim. Atatürk lisesinin önünden yürüdüm Troleybüs duraklarına geldim. İlginç biçimde durak boştu bir müddet bekledim fakat troleybüs gelmeyince yürümeye karar verdim. Çankaya’ya oradan Mezarlıkbaşı’na yöneldim. Caddelerde hiç araba olmamasına rağmen pek sorgulamadım. Dükkanlar da kapalı olunca Pazar hissi uyandı bende. Yürümeye devam ederek İkiçeşmelik’ten Bayramyerine ulaştım. Benden ileride bir GMC (Cemse denirdi) askeri kamyon vardı. Etrafında 10 kadar silahlı asker olmasına rağmen pek ilgimi çekmedi. Altıntaş’tan geçip Üçyol’a geldim meydanda 5 adet haki renkli GMC ,2 tane cip etrafında kalabalık silahlı ve tam teçhizatlı askerleri görünce nihayet bir aydınlanma yaşadım olağan üstü bir durum olduğunu çözdüm. Meraklanmaya da başladım olayı kaynağından öğrenmeye karar verdim. Yanlarına yaklaştım neler olduğunu sorduğumda sanki hayalet görmüşler gibi bana bakarak ve bağırarak “Senin dışarıda ne işin var” dediler. Ben hala anlayamadığım için ”Niye ki?” diye sorduğumda gece Ordunun yönetime el koyduğunu sokağa çıkma yasağı olduğunu söylediler. Ben de şaşkın şaşkın durumumu anlatınca yakın olan evimize gitmeme izin verdiler. Eve geldiğimde annem boynuma sarıldı çok merak etmişti. Televizyonun karşısına geçtim Ortada K. Evren yanında apoletleri samanyolu gibi yıldız dolu komutanları olduğu halde bildiri okuyordu.

Türkiye’nin geleceğini ebediyen değiştiren o geceyi ben gafil gafil uyuyarak geçirmiştim. Askerler bağırana kadar da uyanamamıştım.

Saygılarımla. Sağlıcakla kalınız.

Mehmet Tayfun MOĞOL

12.04.2020

Bu yazı 913 defa okunmuştur.