Mehmet Tayfun MOĞOL

Mehmet Tayfun MOĞOL


UNUTTUKLARIMIZ

08 Nisan 2020 - 22:24 - Güncelleme: 08 Nisan 2020 - 22:34

UNUTTUKLARIMIZ

Virüs tehdidinin evde kalmaya zorladığı şu günlerde; kullandığımız teknolojik yeniliklerin yaşam tarzımızı değiştirdiği unutturduğu eski adetleri cihazları ve araçları anımsayarak buruk bir tebessümün çehrelerimize yayılacağını ümit ediyorum.

Bu günlerde temizlik ve sabunun sıkça konuşulur olması sıvı anti bakteriyel sabunların olmadığı günleri düşündürüyor bizlere. Temizlik ürünlerinin çok çeşitlenmediği zamanlarda ev kadınları Arap sabunu denen yumuşak bir temizleyici maddeyi halı kilim yer tahtalarını arıtmak için kullanırlardı. Şimdi onlarca alternatifi çıktı ve unutulmaya yüz tuttu. O yıllarda banyolarımızda kullansak ta kullanmasak ta mutlaka küvetimiz olmalıydı. Daire alınırken küvetsiz evlere pek itibar edilmezdi. Banyoda cam kabin yapılmaz küvetin kenarına naylon perde asılırdı. Banyolarımızda su ısıtmak için termosifon denilen bir çeşit sobalı kazan bulunurdu. Genellikle Galvanizli sacdan yapılan altında ateş yakılan içinden baca geçen bir düzenekti. Daha sonraları termosifonun altında ateş yakmanın zorluğu; Yak denilen yanık yağ ile karıştırılmış İri odun talaşının siyah veya gri naylon torbalarda satılması ile giderildi. Yak bir kibritle yanabilen hızlı yanan çabuk suyu ısıtan pratik bir şeydi.

Mutfaklarımızda ankastre fırın dediğimiz eşyalar yoktu Aygaz, marka adı ile tanınan set üstüne konan 1 gözden 4 göze kadar değişen Aygaz ocakları vardı. Fırın bağımsız olarak satılırdı. Davula benzerliğinden ismini alan elektrikli davul fırın tercih edilirdi. Validelerimiz davul fırında pişen böreklerin lezzetini daha sonra hiçbir fırında bulamadıklarını anlatırlardı.

60’lı ve 70’li yıllarda Anneannemin evinde Gaz ocağı kullanılırdı. Gazyağı yakan bu ocağa yanındaki pompa ile hava basılır tazyikli hava ile gaz karışımı yakılırdı. Gürültülüydü ve kullanıldığı alan egsozt gazı gibi kokardı.

70’li yıllarda elektrik kesintisi sık karşılaşılan bir durumdu. Karanlıkta kalmamak sosyal yaşamı devam ettirmek için gaz lambaları veya Lüks lambaları kullanılırdı. Lüks lambaları gaz ocağı gibi pompalanarak tekstil tül bir gömlek içinde gazı yakardı ve çok parlak aydınlatma gücüne sahipti. Sonradan piknik tüpü ile çalışanları da çıktı. 80’li yılların sonlarına kadar kullanıldığını gördük. Gazyağı 70’li yıllarda fiyat olarak bu günlere göre daha makul olduğundan İzmir gibi ılıman kış yaşayan şehirlerimizde yakacak olarak kullanılırdı. Gaz sobaları çıra, odun ve kömüre ihtiyaç duymadığı ve kül atığı çıkarmadığı için tercih edilirdi. Genellikle evlerin arka balkonlarında ayaklı musluklu 220 litrelik variller bulunurdu. Gaz ticareti yapan esnaf, küçük tankerlerle balkonlardaki varilleri uzun hortumlu tabancalarla doldururlardı. (1973 yılında OAPEC’in (Petrol üreten Arap Ülkeleri) Yom Kippur** savaşında Amerika’nın İsrail’i desteklemesine karşılık koyduğu petrol ambargosu petrol fiyatlarını yükseltmiş ve arz miktarı azalmıştır). Ambargo nedeni karaborsaya düşen gazyağı bu sobaların terkedilmeye başlanmasına sebep olmuştur. Haftanın belli günleri bazı benzin istasyonlarına sınırlı miktarda gazyağı gelir yüzlerce kişi gaz alabilmek için sırada beklerdik. Daha sonra 80’li yıllarda Japonya’dan ithal edilen Japon sobaları kullanılmaya başlandı. Fiyatları pahalı fakat ekonomik sarfiyatlı bu sobalar bacasız olmaları dolayısı ile evlerde pek güven vermedi fakat işyerlerinde epey yaygınlaştı. Petrol krizi sadece ısınma tarzımızı değiştirmedi; ulaşımda kullandığımız koca cüsseli Amerikan arabaları yavaş yavaş terkedildi. 60’lı yılların Amerikan yaşam tarzına göre dizayn edilmiş genellikle 6-8 silindirli 3-7 litre arası değişen motor hacmine sahip Chevrolet, Dodge, Playmouth, Buick, Ford, Pontiac marka arabaların çeşitli modelleri önce ticari araç olmaktan çıkarıldı daha sonra ekonomik modeller tercih edilerek terk edildi. 60’lı ve 80’li yıllarda direksiyondan vitesli yumuşak süspansiyonlu güven veren bu arabaları kullananlar hala o arabaları unutamazlar.

At arabalarının terk edilmeye başlamasıyla taşımacılık işleri için tasarlanan Triportörler yollarda görülmeye başlandı. Triportör adından da anlaşılabileceği gibi 3 tekerlekli benzin motorlu kasalı taşıma aracıydı. Bir nev’i motosikletin kapalı ve kasalısıydı. Moto Guzzi ve Arçelik markalar çok meşhurdu. Triportörler bazı illerimizde yolcu taşıma içinde kullanılmıştır. Kentlerimizde seyyar esnaf sebze meyve satışı için kullanırdı. Tepelerindeki hoparlörler evlerdeki alıcılara yüksek sesle geldiğini ve sattığı ürünü bildirirdi. Apartmanlarda yaşayan teyzeler sepetlerini sarkıtır alışverişlerini yapardı. 

Televizyonun henüz hayatımıza girmediği dönemlerde evlerimizin baş köşesinde radyolarımız olurdu. Lambalı olarak üretilen eski model radyolar açınca belli süre lambaların ısınmasına ihtiyaç duyarlardı. Ev içinde duvara asılı veya çatıda antenleri vardı. Anten konusu açılmışken, ülkemizde 1970 li yıllarda kullanılmaya başlanan renksiz televizyonlar büyük antenlere gereksinim duyarlardı İzmir gibi illerde sürekli yayın yapan Yunan televizyonunu izlemek için ikinci bir anten daha kullanılırdı. Antenler çatıya veya balkona kurulur televizyon yayını yapan istasyonun dağdaki antenine doğru yönlendirilirdi. O yıllarda skeçlerde bu anten ayarlama işi komedi konusu olurdu. Yıllar içinde yayın karakterlerinin değişmesi bu antenlere olan ihtiyacı bitirmiş o karmaşık anten görüntü kirliliği yerini uydu antenlerine bırakmıştır.

Mutfaklarımızda Yüzlerce yıl kullanılan bakır tencereler tavalar 1960 yıllarda yerlerini alüminyumdan üretilenlere bırakmış, bakır sahanlar ve porselenler yerine; Melamin tabaklar daha ucuz oldukları için tercih edilir olmuştur. Son zamanlarda yapılan araştırmalar Alzheimer hastalığı sebeplerinden en önemlisinin alüminyum kullanımı olduğunu kanıtlamıştır. Son yıllarda yaşlılarımızda artan Alzheimer hastalıkları bu araştırmaları anlamlandırıyor. Bu arada şehirlerimizde hizmet veren kalaycı esnafı artık yok denecek kadar azalmıştır. Çelik tencereler ve yeni teknoloji ürünü kaplamalı kapların üretimi artınca alüminyum yavaş yavaş mutfaklarımızı terk etmeye başlamıştır. Son yıllarda bakır kaplarda pişen yemeklerin homojen ısı dağılımı nedeni ile daha lezzetli olduğu ünlü şefler tarafından kabul görmeye başlamıştır.

60-70-80’li yıllarda çocuk ve genç olanları nostaljik esintilerle o günlere götürebilmek; O zamanları yaşamayan gençlerimiz ve çocuklarımıza o günlerden kesit sunabilmek için detaylarıyla paylaştığım “Unuttuklarımızı” umarım beğenirsiniz.

Saygılarımla, Sağlıcakla kalın.                                                                                         

M. TAYFUN MOĞOL

08.04.2020

** Yom Kippur Yahudilerin kutsal günüdür. Hafız Esad ve Enver Sedat İsrail ordusunun izinde olacağını düşünerek planlamışlardır. Harekatın adını Hz. Muhammed’in ilk savaşı olan Bedir ismini vermişlerdir.

Bu yazı 776 defa okunmuştur.