Önder GÜZELARSLAN

Önder GÜZELARSLAN


ZİNCİRLERİ KIRILAN AYASOFYA

25 Temmuz 2020 - 19:59

                                                  ZİNCİRLERİ KIRILAN AYASOFYA
 
Bundan iki ay öncesinde bize ayrılan bu köşede Ayasofya hakkında bir yazı kaleme almıştım. Dünden bugüne Ayasofya konulu yazımızda Ayasofya’nın tarihi serüveninden bahsetmiş, inşa edilişinden, İstanbul’un fethi ile kiliseden camiye dönüştürülüşü ve sonrasında Cumhuriyetin ilk yıllarında müzeye dönüştürülerek mahzun bırakılmasını anlatmaya gayret etmiştim.
24 Temmuz 2020 bir cuma günü Cuma namazı ile birlikte hem de Lozan Anlaşmasının 97. yıl dönümüne denk gelen bir tarihte yeniden cami olarak ibadete açılışına bütün Türkiye tek yumruk, tek nefes olarak şahitlik ettik. Hep birlikte kadın erkek, çoluk çocuk, ihtiyar genç demeden fevç fevç gece yarsısından itibaren Ayasofya’ya akmaya başladık. Ayasofya caminin içini, avlusunu, etrafında bulunan bütün cadde ve sokakları dolduran insanlar büyük bir sevinç ile adeta İstanbul’u, Fatih Sultan Mehmet Han’ın fethediş anını yaşarcasına coşku içinde ve büyük bir huşu ile Cuma namazını eda ettik.
24 Temmuz cuma günü güne bir başka sevinç ile uyandık. Bugün cuma bayramı idi. Ama bu cuma sıradan bir cuma bayramı şeklinde değildi. 86 yıllık hasreti bitiren bir gün idi. 86 yıldır mahzun ve cemaatinden, kendisini sevenlerinde ayrı kalan Ayasofya bugünde yeniden kimliğine ve cemaatine kavuşuyor, bayram heyecanını iliklerine kadar yaşıyordu. Yıllardır slogan olarak haykırdığımız ve hayat felsefemiz haline gelen, gönlümüzün derinliklerinde bir yandan derin hüznü saklı tutar iken diğer yandan heyecanı ve umudu hiç yok etmeyen “Zincirler kırılsın, Ayasofya açılsın” artık bir rüya olmaktan çıktı ve zincirler öylesine kırıldı ki, bir daha pranga vurulmamacasına yer ile yeksan edildi. Ayasofya’nın yeniden dirilmesi yeniden ibadete açılmasında çok büyük emekler var. Bu emeklerin başında bizlere Ayasofya bilinci aşılayan Milli Görüş lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan hocamız gelmektedir. Siyasi yolculuğa çıktığı 1970’lerden bu yana ilk olarak ve her daim Ayasofya’nın açılmasını vurgulamış, adeta bizlerin kulaklarına bir küpe gibi takmamıza vesile olmuştu. Bu uğurda da sayısız miting ve gösteriler düzenlenmişti. Daha düne kadar da çeşitli zaman dilimlerinde Anadolu Gençlik Derneği’nin Ayasofya Meydanı’nda tertip ettiği sabah namazları buluşmaları bu yolda atılabilecek adımlara ciddi katkı sağlayan gayretlerdendir. Bunların hiçbirisini yok saymamalı ve unutmamalıyız.
Gelelim cuma günü yaşanan heyecanı anlatmaya. Sabah erkenden uyandık. İstanbul dışından gelenler geceden şehre akın etmeye başlamışlardı. İstanbul’da yaşayanlar tarihi ana şahitlik edebilmek, yüreklerindeki burukluğun son bulması ve yaşanacak sevince topyekûn ortak olabilmek için erken saatlerde yollara koyuldu. Ayasofya’ya kadar giden yol güzergâhlarının toplu taşımalara kapatılması nedeniyle Ayasofya’ya ulaşabilmek için bütün İstanbul halkı kilometrelerce yolu yürüyerek kat etmeye çalıştı. Kimi vatandaşlar Karaköy istikametinden, Sirkeci’den yokuş yukarı yürürken büyük çoğunlukta Aksaray istikametinden tramvay yolu güzergâhını takip ederek bir yandan yürüyor, bir yandan sloganlar atıyor, bir yandan da fevç fevç akan insan selini, tarihi anı, hatıralara kaydetmek için cep telefonları ile kameraya kaydediyor, fotoğraflar çekiyordu. Etrafımıza baktığımızda sıcağa rağmen yürüyen insanların yüzlerinde büyük bir mutluluk okunuyordu. Sevinç gözyaşları dökenler bile vardı. Ellerinde bayrak taşıyanlar, genç yaşlı herkes emin adımlar ile ve gururla Ayasofya istikametine doğru yürürken zaman zaman atılan sloganlar da göğe doğru yükseliyordu. Ve haykırılıyorduk; yer gök sesimizi duysun, bugün bir bayram yaşıyoruz, 86 yıllık hasrete son veriyoruz. Fatih’in emaneti Ayasofya yeniden asli hüviyetini kazanıyor ve Ayasofya Camisi’nin minareleri gök kubbeyi inletecekti. Binbir güçlük ve yorgunlukla yoluna devam eden insanlar Çemberlitaş mevkiinde polis barikatı ile karşılaştı. İzdihamı önlemek adına polisler geçişe müsaade etmiyordu. Alternatif noktalardan insanlar Ayasofya Camiine kavuşmak için yürümeye devam etti. Bizde Kapalıçarşı’nın etrafından dolaşarak, İstanbul Erkek Lisesi’nin ve İran Konsolosluğu’nun yanından geçerek Ayasofya Camisine 200-250 metre kadar yaklaşmayı başardık. Kalabalık Gülhane’den Sirkeciye, Yerebatan Sarnıcı’ndan bir tarafı Çemberlitaş’a diğer tarafı ise Cağaloğlu’na doğru insan seli şeklinde saflara durmuş herkes cuma namazını bekliyordu. Saatler öncesinde doldurulan alanda tahmini 500.000 kişi vardı. Cuma saati gelip çattığında Ayasofya Camisinin minarelerinden semalara ezan sesleri yükselmeye başlayınca kalabalık arasında sevinç gözyaşları dökenler, sevinçten birbirine sarılanlar ve artık hasret bitti, şükürler olsun Ya Rabbi, diyerek dua edenler… bu tablo görülmeye değer bir tablo idi. Ayasofya-i Kebir Camiini dolduran insanlar 86 yıllık hasret sonrası gök kubbeye ulaşan ezan seslerine eşlik ederek; Allah’ım bize bugünleri gösterdin. İnşallah en kısa zamanda da Mescid-i Aksa’nın da özgürlüğüne kavuştuğunu görmeyi nasip et, diye yapılan dualar ezan seslerine eşlik etti. 
Diyanet İşleri başkanımız Prof. Dr. Ali Erbaş’ın okuduğu hutbe gönüllere bir başka mesrurluk verdi. Büyük bir sessizlik içinde hutbe dinlendi. Ayasofya-i Kebîr Câmi-i Şerif’i’nde 86 yıl sonra okunan ilk hutbe ve namaz birçok basın tarafından da yakından takip edilerek televizyonlarda canlı yayınlar yapılmak suretiyle bu tarihi günün, tarihi anın atmosferi bütün dünyaya gösterilmeye çalışıldı. Adeta yeniden fethi yaşarcasına bütün dünyaya biz buradayız, dedemiz İstanbul’un fatihi, Fatih Sultan Mehmet’in emanetine tek yürek olduk ve sahip çıktık. Ve böylece bundan böyle bizi hiçbir güç ve tertip edilen bütün entrikalı oyunlar yıldıramaz ve yıkamaz mesajını dünyaya vermiş olduk. Hutbenin ardından kılınan cuma namazı ile Ayasofya Camii’nde ilk namaz, ilk cuma eda edilmiş oldu. Namazdan sonra sabaha kadar açık olan Ayasofya Camiinin gelinliğini giymiş yeni halini görmek için insanlar saatlerce beklemeyi göze alarak camiyi doyasıya ziyaret ettiler. Artık zincirler kırılmış, fethin sembolü Ayasofya Cami olarak ibadete açılmış ve artık bundan sonra kıyamete kadar ayakkabılar ile gezilen bir müze değil abdest alınmış halde büyük bir edep ile ayakkabılar çıkarılarak, secdeler edilerek semalara yükselen ezan sesleri ile gelecek yıllara, gelecek kuşaklara bırakılacak bir cami olmuştur. İsmi de aslı bozmadan Ayasofya-i Kebîr Câmi-i Şerif olmuştur. Ülkemize, İslam âlemine hayırlı olsun. Rabbimize bize bu mutluluğu yaşattığı için sonsuz hamd-ü senalar olsun. Şükürler olsun. Milletimize bu mutluluğu ve sevinci yaşatan, yeniden dirilişimize bir adım atmamıza vesile olan başta Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere, sivil toplum kuruluşları ve emeği geçen herkese, özellikle bizlere Ayasofya bilinci aşılayan Erbakan Hocamıza, Milli Gençlik Vakfına ve devamında Anadolu gençlik Derneğine şükranlarımı iletiyorum.
Bundan sonra bizlere çok daha fazla yük yüklenmektedir. Öncelikle Ayasofya Camisine sahip çıkarak bütün vakit namazlarında cemaatsiz bırakmamalı, şanına yakışır bir cami olduğunu göstermemiz gerekir. Yine Ayasofya konusunu siyasi bir malzeme haline getirmeden bütün bir millet olarak ortak bir değerimiz olduğunu göstermeliyiz. Ayasofya Camii üzerinden insanlara ayrımcılık yapılmamalı ve gerginlikler oluşturmamalıyız. Ayasofya Camisi bizleri bütünleştiren bir değer olarak kalmalıdır. Ayrılık vesilesi ve siyasetin bir mezesi haline getirilmemelidir.
Bundan sonra da hedefimize Müslümanlar için çok önemli bir yeri olan Mescid-i Aksa’yı koymalıyız. Mescid-i Aksa’nın özgürlüğüne kavuşabilmesi için yılmadan mücadele etmeye ve dua etmeye devam etmeliyiz. Yeryüzünde Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevi’den sonra 3. sırada gelen ve ilk kıblemiz olan, kıymetli bir hazinemiz Mescid-i Aksa’da hep birlikte bir Cuma kılmayı Rabbim bizlere nasip eylesin inşallah.

Bu yazı 1034 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum