Önder GÜZELARSLAN

Önder GÜZELARSLAN

[email protected]

MEDENİYETLERİN BEŞİĞİ BÜYÜLEYİCİ TAŞ ŞEHİR MARDİN

22 Nisan 2022 - 20:28
Reklam

MEDENİYETLERİN BEŞİĞİ BÜYÜLEYİCİ TAŞ ŞEHİR MARDİN

Farklı medeniyetlerin bir arada katmanlaştığı, taşların dile gelip insana kadim hikayeler anlattığı Mardin görülmeye değer Kuzey Mezopotamya’nın önemli ve özel bir kentidir. Birçok farklı dil, din ve kültür mozaiğiyle yoğrulan bu şehri ilçeleriyle beraber defa etle ziyaret ettim. Her ziyaret edişimde büyüleyici güzelliğinin bir başka yönünü görmek ve ruhumda yaşamak nasip oldu. Mardin’in medeniyetinin özeti “taş ve kil” olup, eski çağlardan kalan sanat eserleri ve taş abideleri bunu açıkça ortaya koymaktadır.
Kuzey Mezopotamya’nın önemli bir kenti olarak tarihi sürecin her dönemine damga vuran Mardin’de ilk yaşam izleri M.Ö. 6.500-7000 yılları arasında olduğu yapılan araştırmalar göstermektedir. Bu dönem Dicle’den Akdeniz’e kadar uzanan site devletlerinin egemen olduğu dönemlerdir. Mezopotamya’nın ve özellikle Mardin’in en eski yerleşimcileri, yazılı anıtlardan, yazılı gelenekten, Sümerlerden başka, Akadlar veya Akadlardan önce M.Ö. 3. binyılın sonlarına doğru Kuzey Mezopotamya’da görülen ve Hurilerin ataları veya yakın akrabaları olan Subarular olduğu bilinmektedir. M.Ö. yaklaşık 3000’li yıllarda bölgede yaşadığı düşünülen Sümer’ler silindirik mühür ve yazının ortaya çıkışı dahil, binalarda da taş kullanmaya da başlamışlardır
M.Ö. 2350-2000 yıllarını Mardin tarihinde tarihi bir dönüm noktası olarak ele almak gerekir. Zira bu dönemde Mezopotamya toprakları üzerinde ilk defa bir imparatorluk yükselmiştir. Bu imparatorluğun itici gücü de Akadlardır. Daha sonra bölge de Babil İmparatorluğu hüküm sürmüştür. M.Ö. 1600 yıllarından sonra da Mezopotamya’da Semitik devletlerin zayıflaması üzerine, bölgeyi Huriler ele geçirmiş ve bu bölge de köklü bir yerleşim kurmuşlardır. Bundan sonra Mezopotamya içinde olan Mardin bölgesinde sayısız küçük devletler kurulmuştur. M.Ö. 1. yüzyılda bölge de Ermenilerin büyük etkisi görülmüştür. Ve bölge, bu dönemde Partların eline geçmiştir. Aynı dönemde Roma İmparatorluğu sınırlarını genişleterek bölgeye kadar ulaşmıştır. M.S. 115-116 yıllarında bölge artık Romalıların eline geçmiş ve Mardin bir Roma şehri olmuştur. Roma İmparatorluğu’nun M.S. 395 yılında Doğu Roma ve Batı Roma diye ikiye ayrılması üzerine Mardin ve Kuzey Mezopotamya artık Doğu Roma olarak bilinen Bizans’ın hakimiyetine girmiştir. Bizanslılar 641 yılına kadar Mardin’de hüküm sürmüşlerdir. Arap Yarımadasında İslamiyet’in doğuşu sonrasında M.S. 7. yüzyılda Mardin Araplar tarafından fethedilmiştir. Araplar döneminde de Mardin Mezopotamya’nın önemli bir kenti olmaya devam etmiştir.
Medeniyetlerin yoğrulduğu kültürel zenginliklerin hâkim olduğu Mardin M.S. 895 yılında Hamdanilere ev sahipliği yapmıştır. Hamdanilerin hükümranlığı M.S. 978 yılına kadar devam etmiştir. Daha sonra önce Büveyhilerin ardından da Ukaylilerin hüküm sürdüğü Mardin Türkler’den önce de Kürt olan İbn Mervan’ın hakimiyetinde kalmıştır. Türklere Anadolu’nun kapısını açan 1071 Malazgirt Zaferi sonrasında artık Kuzey Mezopotamya ve Mardin Selçukluların hakimiyetine girmiştir. Bölge de Selçuklu Türklerinin hakimiyetinin altında olan ve Türkiye’nin doğusunda uzun süre hakimiyet kuran Artukluları görmekteyiz. Burada küçük bir devlet kuran Artuklular, dönemlerinde burada büyük iz bırakmışlardır. Döger Türkmen beyi aşireti olan Artukluların adı bugün de il merkezindeki ilçeye verilerek yaşatılmaya çalışılmaktadır.
Anadolu’nun Moğol istilasından hissesine düşeni alan Mardin Moğolların eline geçmiştir. Daha sonra Karakoyunlular, Akkoyunlular ve Safavilerin hüküm sürdüğü şehir 1516 yılında Yavuz Sultan Selim döneminde Osmanlı topraklarına katılmıştır.
1923 yılında Cumhuriyetin ilanı ile birlikte Türkiye’nin bir ili konumuna gelmiştir. Bugün Mardin, Subari, Sümer, Akad, Babil, Mitaniler, Asur, Pers, Bizans, Araplar, Selçuklu, Artuklu, Osmanlı Dönemi’ne ilişkin birçok yapıyı bünyesinde harmanlayabilmiş önemli bir açık hava müzesi konumundadır.
Eşsiz tarihi yapısı ve doğal güzellikleri ile birlikte, sıcak kanlı insanları, köklü tarihi ve doğal güzellikleri yerli ve yabancı birçok turisti etkilemeyi başarmış bir şehirdir Mardin. Anadolu'yu Mezopotamya'ya bağlayan ve gökyüzüne doğru uzanan heybetli bir kalenin eteklerinden doğup verimli uçsuz bucaksız ovasıyla Mardin; tarihsel gelişim süreci içerisinde, onlarca medeniyete ve onlarca farklı din, etnik grup ve mezheplere ev sahipliği yapmış ve birbirinden farklı bu kültürler, sevgi ve hoşgörüyü bir potada harmanlayarak ve farklılıklarını koruyarak, yüzlerce, binlerce yıl bir arada ve dayanışma içerisinde yaşamasını bilmiştir. Barış ve kardeşliğin simgesi haline gelen Mardin de Müslüman, Süryani, Yakubi, Keldani, Nesturi, Yezidi, Yahudi, Kürt, Arap, Çeçen, Ermeni vs. gibi farklı din ve farklı etnik kökenden gelen insanlar birbiriyle hoşgörü çerçevesinde toplumsal uzlaşma örneği sergileyerek yaşamayı bilmişlerdir. Hala bu tabii toplumsal hoşgörü ve uzlaşma burada devam etmektedir. Güzelliği çağlar boyu bütün insanları ve özelikle gezginleri kendine hayran bırakan Mardin’e yaklaştığınızda sizleri bir heyecan kaplayacaktır. Şehre geldiğinizde karşıdan eski yerleşim yerleri olan taş işçiliğinin ustalığını sergileyen Mardin Evleri’nin büyüsü sizleri saracaktır. Barış ve kardeşlik rüzgarları esen Mardin de merkez ve Midyat ilçesinde göreceğiniz Süryani ustaların elinde hayat bulmuş taş işçiliği evler ve yapıtları seyre daldığınızda kendi hikayelerini size anlatacaklardır.
Kültürel ve felsefi yoğunluğun tarih boyunca damgasını vurduğu, inançları, sosyo-kültürel yapıları çok farklı grupların bir arada uyum içinde yaşadığı özel bir şehir olan Mardin’de görmeniz gereken oldukça fazla eser ve güzellikler vardır. Bunların başında elbette Mardin merkez ve Midyat’taki taş işçiliğinin zirvesini ortaya koyan evler gelmektedir. Bunların dışında eski bir güneş tapınağının üzerine kurulmuş ve bir zamanlar dünya Süryanilerinin patriklik merkezi olan Deyrulzafaran Manastırı en başta ziyaret edilecek yer olarak gelmelidir. Bir başka eser şehrin sembolü niteliğindeki Artuklular döneminde inşasına başlanıp Akkaoyunlular tarafında bitirilen Kasımiye Medresesidir. Mutlaka görülmesi gereken bu eser bir eğitim merkezinin nasıl olması gerektiğini bize haykırmaktadır. Eğitim verdiği dönemde bölgenin en önemli eğitim merkezlerinden biri olan ve Akkoyunlu hükümdarı Cihangiroğlu Kasım Padişah tarafından 1500’li yıllarda yapılan medrese avlusunda bir çeşme ve büyükçe bir havuz bulunmaktadır. Bu medreseyi ziyaret ettiğimizde rehberimiz bize burayla ilgili çok özel bilgiler anlattı. Bunlardan birisi avlusundaki havuz ile ilgiliydi. Medresenin avlusundaki havuzda akan su, akışı ile doğumdan ölüme kadar insan hayatını ve sonrasını simgeliyor. Çeşmeden akan su doğumu, döküldüğü yer gençliği, ince uzun oluk ihtiyarlığı ve suların bir havuzda toplanması ise ölümü temsil ediyor. Tasavvufi bir anlam katılarak yapılan bu havuzdaki sular daha sonra toprağa aktarılarak toprağa can vermektedir. Bu medrese bünyesinde 23 fakülte bulunmakta ve en önemli eğitim astronomi ile tıp alanında verilmekteymiş. 23 odadan oluşan medrese de her odanın başında hangi ilim tahsil ediliyorsa o ilim dalının sembolü bulunmaktadır. Medresenin yapımında kullanılan taşlar ve taş adetlerinin her biri bir şeyi sembolize etmekte. Ayrıca medrese içindeki ses akustiği de bir bambaşka. Bu medreseyi ziyaret edince geçmiş dönem insanların feraset ve bilgi noktasında ne kadar üst seviye de olduklarına şahit oluyor insan.  Mardin evlerinden sonra insanı büyüleyen bu iki eser ilk ziyaret edilecek yerler arasında. Bunların dışında, Dara Harabeleri, Altunboğa Medresesi, Zinciriye Medresesi Savurkapı Medresesi, Sabancı Kent Müzesi, Mardin Kalesi, Mardin Ulu Camii, Mor Gabriel Manastırı, Deyrulumur Manastırı, Taşköprü, Tarassut Kulesi, Şahkullubey Kümbeti, Harzem Harabeleri, Dermetinan Kalesi, Sultan Şeyhmus, Pir Hattap Türbeleri, Taş devrinden kalma Zambırhan ve Asrihan mağaraları, Gınnavas Höyüğü, Morin Şehir Kalıntısı, Morin Kalesi, Dimitros Kalesi, Mor Ambaham Manastırı, Yeni Kale, Şirvan Kalesi, Mor Yakup Kilisesi, Mor Yakup Mezarı, Mor Evgin Manastırı, Mor Yuhanna Kilisesi, Üzüm suyu kanalı, Selman-i Pak, Şeyh Ali Tepesi, Pir Kemal Türbesi, Arap Kışla, Bağdat Köprüsü, Tak-ı Zafer, Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’ in 13. torunlarından olan Zeynel Abidin ve onun kız kardeşi Zeynep’in türbelerinin bulunduğu Zeynel Abidin Camisi, Ömerli ilçesindeki Asurlar, Persler, Romalılar, Bizanslılar ve Türk İslam Devletlerinin hakimiyetlerinin bıraktığı antik değerler, Fafah Kalesi, Beşikkaya Harabeleri, Göllü Harabeleri, Gızzelin Mağarası (İplik Dokuma), Midyat Linveyri Şifa Mağarası, Mardin Şakolin ve Firiye, Midyat Kefilsannur, Midyat Şenköy Kefilmelep, Kefilmardin, Midyat Hapisnas, Midyat Tınat, Savur Kıllıt, Kızıltepe Hanika ve Salah, Nusaybin Hessinmeryem ve Sercahan, Mazıdağı Gümüşyuva ve Avrıhan, Derik Derinsu, Dırkıp, Haramiye Mağaraları görülmeye değer yerler arasındadır.
Mardin gezisinde harika yerler keşfetmekle kalmayacak burada her damak tadına uygun, oldukça zengin ve güzel lezzetleri de tatma imkânı bulacaksınız. Geçmiş yıllardan günümüze kadar ulaşan Mardin yemek kültüründe en çok sevilen lezzetler, çiğ köfte, kaburga dolması, işkembe dolması ve etli ekmek olarak bilinir. Bununla birlikte bilinen tatları arasında lebeniye, çörten, kibbe, fikriye, dobo, alluciye, ciğer pilavı, cevizli börek ve Mardin Pizzası olarak da bilinen sembüsek gelmektedir. Müze kent olan Mardin gezisi sonrasında sucuk, kavurma, üzüm sucuğu, badem şekeri, cevizli sucuk, anasonlu şeker, üzüm pestili, cezveler, bakır bardak ve çaydanlıklar, telkari (gümüş işleme) ürünler, Mardin yöresine özgü bitkilerden elde edilen sabunlar ve takunya alınabilir.
Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin incisi, Dicle ve Fırat nehirleri arasında bulunan ülkemizin tarihi ve mimari turizme katkısı bakımından, önemli şehirlerinden biri olan Mardin, kendine has evleri, sıcak insanları ve lezzetli yemekleriyle mutlaka görülmesi gereken şehirlerimizin başında gelmektedir. Büyüleyici atmosferini sergilemek üzere ziyaretçilerini beklemektedir.
 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum