Önder GÜZELARSLAN

Önder GÜZELARSLAN

[email protected]

SEVR'DEN İLHAM İLE DOĞAN MİLLİ MARŞIMIZ

10 Mart 2022 - 18:19
Reklam

SEVR’DEN İLHAM İLE DOĞAN MİLLİ MARŞIMIZ

Milli Kurtuluş yılları yoklukların, çilenin, ızdırabın yaşandığı yıllar. Hasta adam diye adlandırılan 600 yıl hüküm süren Osmanlı’nın son demleri. Artık savaşlarda yorulan, zorlu şartlar da hayatını da güçlükle idame ettiren bir millet var. İmparatorluk bakiyesi genç Türkiye’nin İstiklal Savaşı vermeye başladığı yıllar. Bu dönem de herkes bir milli marş yazılması taraftarı. Ancak bunu kim yapacaktı. Milli marş yazılması için yeni kurulan meclis bir yarışma açar. Yazılacak en güzel şiirin bu milletin milli marşı olacağı duyurulur. Ayrıca milli marş olarak seçilecek şiiri yazan şaire 500 lira para ödülü verileceği ifade edilir. Ülkenin bütün şairleri hem bu para ödülüne sahip olmak hem de bu milletin makus talihini değiştirecek bir milli marşı yazabilmek için kalemine sarılır. Ülkenin her bir köşesinden şiirler gelmeye başlar, ancak herkes o dönemlerde meclisi Burdur’dan temsil eden Mehmet Akif Ersoy’dan bir milli marş yazmasını beklemektedir. O ise, soğuk kış günlerinde sırtına giyebileceği bir paltosu dahi olmamasına rağmen ve her seferinde kendisine Ankara’nın dondurucu soğuğunda paltosuz nasıl duruyorsun diye sorulduğunda;
“Ruhumdaki fırtınalar, bana soğuğu hissettirmiyor!” diyerek ruhi inceliğini ifade ederek para ödülü nedeniyle milli marş için açılan yarışmaya katılmamıştır. Özellikle dostu Balıkesir Milletvekili Hasan Basri Bey başta olmak üzere birçok insan kendisinin bu marşı yazmaya daha layık olduğunu ve bu milletin yüzyıllarca okuyacağı bir milli marşı sadece Akif’in yazabileceği inancıyla onu ikna etmeye çalışmaktaydılar.
Bir gün yine dostu Hasan Basri Bey kendisini evine davet eder. Evinde uzun uzun konuşurlar. Milli marş için verilen ödüle herkesten çok Akif’in hakkı ve ihtiyacı olmasına rağmen, bu millete para ile marş yazamam diye milli marş yazmaya yanaşmaması onu çok üzmüştü. Hasan Basri Bey dönemin Milli Eğitim Bakanı olan Hamdullah Suphi Bey’e söz vermişti Akif’i bir milli marş yazmaya ikna edeceğine dair. Bin bir güçlükle para ödülü verilmeyeceğine Akif’i ikna ederek marşı yazmak için ondan ricacı olmuştu. Gece boyu uzun sohbete koyulan iki dost o sıralarda 1. Dünya Savaşı’ndan mağlup olarak ayrılan Osmanlı toprakları Sevr ile param paça edilmek isteniyordu. Bu konu üzerinde müzakere ederlerken Akif samimi dostu Balıkesir Milletvekili Hasan Basri Beye şunu söyler:
“Bir Sevr’in milletimizi paramparça eden psikolojisinden bir başka Sevr’in ruhuyla toplanıp zafere ulaşacağız.”
Hasan Basri Bey bir başka Sevr’in ruhu derken neyi kastettiğini anlamamış şaşkınlıkla dostunu dinlemeye koyulmuştu.
Akif sakin sakin ikinci Sevr’i dostuna anlatmaya başladı. Akif’in ikinci Sevr diye bahsettiği Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ile Hz. Ebubekir (r.a.) arasında geçen Mekke’den Medine’ye hicret ederken geçici bir süre müşrikleri yanıltmak için sığındıkları mağaranın adıydı. Bu mağara da öyle bir an yaşanmıştı ki Hz. Ebubekir (r.a.)’i endişeye gark olmuştu. Müşrikler bir ara mağara önüne kadar gelmişler ve mağara içinde ikisini birden görmeleri an meselesi idi. Hz. Ebubekir (r.a.) müthiş bir korku ile endişe içinde ne olacağını bekler iken Kâinatın Efendisi Allah’ın Resulü Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Hz. Ebubekir (r.a.)’a dönerek şunu söyler:
“Korkma” “Üzülme” Allah bizimle beraberdir.
Nitekim Allah’ın yardımı onlar ile oluyor. Müşrikler onları göremeden ve bulamadan oradan ayrılıyorlar.
İşte bugünkü Sevr olayında da bizi zafere ulaştıracak kelime “Korkma! Üzülme. Allah bizimle olacaktır.”
Nasıl ki o gün Rabbimiz Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ile Hz. Ebubekir’i (r.a.) müşriklerin cefasından kurtardı ise bugün de bizi bu bataklıktan ve cenderenden kurtaracaktır.
Hiçbir şekilde korkmayacağız ve üzülmeyeceğiz diye dostunu teselli eder. Sabaha kadar devam eden sohbet sonunda Akif milli marş yazmaya ikna olur. Sohbetin koyuluğu o dereceydi ki evin içinde odanın soğukluğunu hissetmemişler lakin bir ara iyice üşüdüklerini düşündüler. Hasan Basri Bey odayı ısıtmak için sobaya dışarıdan odun almaya gitmişti. O esna da Akif ise derin düşünceler içindeydi. Ayakta dalgın bir vaziyette beyninde çakan şimşekleri yüreğinin derinliklerinde hissetmeye başlamıştı. Etrafa bakındı bir kâğıt parçası bulamamıştı. Aklına gelen milli marşın ilk mısraını kaleme almak istiyordu. Sağa sola baktı ama aklına gelenleri yazacak bir şey bulamadı ama aklındakini de unutmak istemiyordu. Zira ilk mısra çok önemliydi diğer mısralarda onun ardına dizilecekti. Akif kâğıt bulamayınca duygularını, hislerini duvara yazmaya karar verdi. Yaklaşık 1300 yıl önce yaşanan Sevr olayında, Allah Resulünün “Korkma” ifadesi Akif’in kaleme almaya başladığı milli marşımıza ilham olmuştu. Akif Osmanlıya dayatılmaya çalışılan Sevr’e karşı bütün milletimize tıpkı Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) gibi “Korkma” diyerek sesleniyor ve hissiyatını şu mısraları ortaya çıkartıyordu.
“Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak.”
Duvara yazılmış bu mısralar yıllarca al bayrağımızın dalgalandığı her yerde İstiklal Marşımız olarak okunacak marşımızın ilk mısraları olmuştu. Dışarıdan odun getiren Hasan Basri Bey Akif’i dalgın bir şekilde içeride görünce endişelenir ve üzülür. Üstadım sizleri üşüttük galiba der. Akif hiçbir sesi duymuyordu. Hasan Basri Bey’in içeriye girdiğini dahi fark etmemişti. Nice sonra kendisine gelir üşümediğini, aksine hissiyatımla birlikte büyük bir sıcaklık hissediyorum der. Bu sözler üzerine Hasan Basri Bey’i de bir heyecan kaplar. Akif hiç vakit kaybetmeden dostuna müjdeyi verir. Akif İstiklal Marşını yazmaya başlamıştır. Dostuna biraz da mahcup edayla duvarı gösterir ve duvarı kirlettiği için de özür diler. Duvarda yazılı olan ilk mısraı tekrar dostuna okur. Hasan Basri Bey Akif’den bu kadar kısa sürede bir şey beklemediği için hayretler içinde kalır ve evinde nice şiirler yazarak milletin gönlünde taht kuran şairin önüne kâğıt kalem koymadığı için kendini suçlu hisseder. Asıl sen kusura bakma hata bendeki sizin gibi bir şairin önüne kâğıt kalem koymadır der. Akif aldırış etme. Allah’ın izniyle devamını da yazacağım şimdi diyerek onu teselli eder. Biraz sonra Akif önüne koyulan kağıda, beyninde çakan şimşekleri, patlayan volkanları milli marşın ilk kıtası olarak yazmaya başlar:
“Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.”
Akif’in en çok üzüldüğü hal bayrağımızın mahzun haliydi. O nedenle ordumuza, milletimize “Korkma” uyarısıyla bayrağımızın ne kadar önemli olduğunu vurgulamaya çalışıyordu.
Akif Sevr’in gizemli kelimesi “korkma” ifadesinden yola çıkarak bayrağımıza, milletimize ve ordumuza “korkma” diye sesleniyordu. Ve şunu haykırıyordu:
‘Nasıl Sevr’de Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Hz. Ebubekir’e (r.a.) “Korkma Allah bizimledir” dediyse Akif’de Türk milletine korkmayın Allah bizimle!”
Akif’in ruhunda artık fırtınalar dinmek bilmiyordu. Bir an evvel İstiklal Marşı’nı yazmak istiyordu. Dostu Hasan Basri Bey’den izin isteyerek o soğuk havaya rağmen üzerinde palto olmadığı halde şiddetli soğuğa aldırış etmeden ikamet ettiği Taceddin Dergahına yönelir. Taceddin Dergâhı bugün 10 kıta olarak okuduğumuz her programda göğsümüzü gere gere gür sesimizle seslendirdiğimiz ve “Korkma” diye başlayan İstiklal Marşımızın tamamlandığı yerdir. Akif’in kaleme aldığı ve yüce Türk Milletine hediye ettiği Milli marşımız TBMM kürsüsünden okunarak 18 Mart 1921 yılında milli marşımız olarak kabul edilmiştir. O gün bugündür hür bir şekilde dillerimizden düşmeyen İstiklal Marşımızın yazım hikayesi işte böyledir.
Mehmet Akif Ersoy bütün yazdığı şiirlerini ‘Safahat’ isimli kitabında toplamış ancak İstiklal Marşını bu kitabın içine koymamıştır. Hasta yatağında kendisini ziyaret eden dostlarına da bu konuda şunu söylemiştir:
İstiklal Marşı artık benim değil, O bu milletin malıdır.
Yazımızı Mehmet Akif’in son sözüyle tamamlayalım.
“Allah (c.c.), bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırtmasın!”  
 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 1 Yorum