Melek DÖRTBUDAK

Melek DÖRTBUDAK


Manisa’dan Bir Hanım: Mediha Gidişoğlu

13 Ocak 2020 - 10:49 - Güncelleme: 13 Ocak 2020 - 10:51

Manisa’dan Bir Hanım; Mediha Gidişoğlu

Onunla tanışmamız bir dost meclisinde olmuştu.  Mediha teyze, biraz kısa boylu, yeşil gözlü, değirmi çehreli, yetmiş altı yetmiş yedi yaşlarında, insan ömrünün ikinci çocukluk evresini yaşayan, saçları beyaz tülbentinin rengiyle bütünleşmiş, siyahları yok denecek kadar az, müşfik yüzündeki çizgilerde yılların yorgunluğunun izlerini gördüğünüz tonton mu tonton bir teyzeydi. Mediha teyze evlatlarıyla övünür onları çok severdi. İki kızı bir oğlu vardı kızının birini çok genç yaşta kaybetmişti. Oğlu ise televizyonlardan aşina olduğumuz tiyatro sanatçısı Osman Gidişoğlu, dersem hatırlayacaksınız.

Manisa’ya yeni gelmiştik, kimseyi tanımıyorduk. Şehrin yabancısı olmak ne demek bilirsiniz. Belki şehrin yabancısı olmaktan ziyade kimsesizlik insana dokunuyor ürkütüyor. İşte tam da bu esnada kendimi yalnızlığın kucağından bir anda Mediha teyzenin şefkatli kollarında bulmuştum. Denizde boğulmak üzere olan insana fırlatılan can simidi gibiydi bizim için. Çocuklarıma nine olmuş. Bize anne olmuştu. Bizlere hitap ederken, bir gün ismimizin ardına kızım- oğlum kelimesini eklemeden hitap etmemişti.

Mediş… O bizim Medişimizdi çünkü, kimsenin arkasından önünden dedikodu etmez, herkesin yardımına koşar, gücünün yettiği her işe yüksünmeden sarılır yapardı. Onun lügatinde olumsuz şeylere yer yoktu. Bu Medişin tabiatıydı. O öyle doğal, öyle doğaldı ki yanında hep kendiniz olma lüksüne sahiptiniz.

Onun yanında mutlu olurdunuz, sakin sakin konuşurdu. Tevekkül kelimesinin vücut bulmuş, iki ayaklı yürüyüşüdür Mediha teyze. Arif insan kime derler diye sorsalar hiç düşünmeden Mediş derdim.

Mediha teyzenin evi Murat Germen İlköğretim Okulu’nun sağ tarafında bulunan çeşmenin bulunduğu arada öğrenci giriş kapısının tam karşısındaydı.

Evine girdiğinizde küçük bir antre, oradan caddeye bakan iki küçük odaya geçilen bir oda, banyo,  küçük bir mutfak ve mutfağın açıldığı küçük bir bahçesi vardı. O mutfağın üçlü ocağında çok çay demleyip içmişliğimiz olmuştu birlikte. Mediha teyze evindeyse öndeki odanın divanına oturmuş önünde yumakları kazak örerken görürdünüz. Ya birisinin ihtiyacına binaen örerdi ya da birine hediye edecektir, yahut bir derneği vardı ona katkı sağlasın diye örer gönderirdi. İzmir’e gidene kadar daha doğrusu Mediş hastalanana kadar bu hep böyle devam etmişti. Mediha teyze şişleri ve yumaklarıyla o kadar bütünleşmişti ki, en küçüğüm bana, anne sen de yaşlanınca pencerenin önünde oturur Mediha teyzem gibi örgünü örersin diyordu. Çünkü çocuklar sevdiklerini model alırlar. Bizim de ihtiyarlık modelimiz buydu.

Her işini Allah’a güvenerek yapar, O’nun memnuniyetini kazanmak içindir bütün gayesi.

Zamanla dostluğumuz sıkılaştıkça Mediha teyzenin bilinmeyen yönlerini de keşfetmiştik. O küçük cüsseli koca yürekli kadın bütün mahallenin fakir fukarasının sadaka taşıymış meğer. Öyle ki elektrik faturasını ödeyemeyen ona getirir bir şekilde halleder, su faturasını ödeyemeyen yine aynı şekilde halleder. İmkânı olmayan ailelerin okul çağındaki çocukların okul masraflarına destek olurdu ya da destek bulurdu. Mutfak masraflarına katkı sağlar. Nakde ihtiyacı olanlar uğrar utana sıkıla ondan borç isterler,  yanında yoksa bile boş göndermez. Geriye gelmeyeceğini bilir ama yine de biraz müsaade ister bir saat sonra uğra der ve o meseleyi başkasından borç alır hallederdi.

Çünkü rahmetli babası Mehmet Bey amcanın kızına nasihatidir. “Kızım Mediha, kapına gelen ihtiyaç sahiplerini boş gönderme, ihtiyacını gider ki Allah senden memnun olsun” demiştir vakt-i zamanında. Mediha teyze ömrünün sonuna kadar bu sözü kendine hayat düsturu edinmiş derviş gönüllü bir kadındı.

Onun anlattıklarından hatırladığım Mediha teyze, daha yirmili yaşlarda dul kalmış.  Eşinden bir geliri olmadığından çocuklarını kendi el emeğiyle büyütmüş, cefakeş, dirayetli, akıllı, kimseye minnet etmeyen bir kadındı.

Bu sebeple yokluğun, çaresizliğin ne demek olduğunu çok iyi biliyor, kapısına gelenleri çok iyi anlıyor, boş çevirmiyordu.

Bizler, Mediha teyzenin rahatsızlanıp İzmir’e taşındığı zaman yokluğunu anlamıştık. İhtiyarlık zor zanaatmış Medişle anladık. Her insanın ömründe inişler çıkışlar vardır. İzmir’de kendisinin küçük mütevazı bir evi vardı. Kimseye yük olmayı sevmediği için orada kalıyordu.  Kızı Günay ablanın evi ise hemen annesinin evinin iki sokak gerisindeydi, her gün gelip ilgileniyor bütün ihtiyacını gideriyordu.

Birkaç kez ziyaretine gidebilmiştik, o kadar mutlu olmuştu ki anlatamam size. Bir kez de bir program için buraya gelmiş, birkaç gün bizde kalmıştı.

İnsan ölüm denen o son yolculuğun ne zaman geleceğini bilmiyor. Onunla bu son buluşmamızdı sanırım. Sonra bir sabah o malum son… Mediha teyzemizin hakka yürüdüğü haberini almıştık. Takvim yaprakları 22 Ekim 2015’i gösteriyordu. Bizler üzgündük, kederliydik, acımızı anlatacak ne bir kelime ne de cümle yoktu. Mediha teyzenin mahallesindeki evlatları ise hem yetim hem öksüz boynu bükük kalmışlardı.

Bizler ondan çok şey öğrenmiştik. Sessiz iş yapmayı, yaptığını reklam yapmamayı, başımıza her ne gelirse gelsin sükûnetle karşılamayı, aza kanaat etmeyi, azı da çok gibi paylaşmayı ondan öğrenmiştik. Bize ne çok şey öğretmişsin Mediş… Yerinde rahat uyu, artık bu şehirde yalnız değiliz. Sen her nerde olursan ol bizimlesin çünkü…

Bu yazı 1178 defa okunmuştur.