Melek DÖRTBUDAK

Melek DÖRTBUDAK

[email protected]

BİR VARMIŞ İKİ YOKMUŞ

05 Temmuz 2022 - 09:56 - Güncelleme: 05 Temmuz 2022 - 18:08
Reklam

BİR VARMIŞ İKİ YOKMUŞ
Allah diyor ki “Geçti gazabımı rahmetim!”

Bir varmış iki yokmuş. Bir varmış sadece… İki yokmuş. İki yokmuş, yokmuş! Padişahın cennet sarayında gezinen bir Allah kulu yokmuş. Az gittim uz gittim dere tep düz gittim. Bir arpa boyu yol gittim, bir buğday tanesine yettim. Döndüm geriye, Âdem ile Havva’yı çağırdım beriye. Aaah ahh Âdem ile Havva ne bilsinler ki bütün kâinatın, bütün insanoğlunun sırrını yüklenecek, bütün hikâyenin başlangıcı olacaklar.
Dedik ya bir varmış iki yokmuş, olacakları ve doğacakları Alîm olan Allah’tan(C.C.) gayrı ne bilen ne gören varmış. Ne Yusuf’un düştüğü kuyuyu, ne Nasuh’un dillere destan tövbesini, ne Hz. Yunus’un içinde bulunduğu karanlığa duçar olan, ne Hz. İbrahim gibi Nemrut’uyla savaşan, ne ateşe atılıp yanmayanımız henüz yokmuş. O, bir Nur yaratmış, Bir’den çoğaltılan da bir tekmiş. O, bir Nurun aşkıyla, merhametiyle âlemleri ve biz insanları yoktan var etmiş, insanın mayasını çalmış, İnsanın atasını yaratmış.
Âdem ve Havva ilk yaratılmış varlıklar ve birin çoğaldığı nirengi noktamız. Hani çocukken inanılmaz olaylarla örülmüş anlatılar dinlerdik adına masal derdik. Âlemlerin yaratılması da tıpkı bir masal, bir bilim kurgu romanı, fantastik bir film gibi değil mi? Yok yok o kadar basit değil durum, bunların hepsinden daha mucizevi ve en önemlisi gerçeğin ta kendisi, hakikat bunlar.
İnsanın kendi merkezi Âdem ve Havva, cennet bahçelerinin ilk misafirleri, bir tek iradenin emriyle var olan, kendi nefsiyle ilk tanışanlarımız onlar. Ve ilk nefsinin tuzağına düşen, bir elmayla ya da buğdayla aldanan, bir incir yaprağının mahremiyetine sığınan edebimiz, ilk merakımız, ilk unutuşumuz, ilk günahımız, ilk tövbe… Her şeyin ilkidir onlar. İnsan yabancısı olduğu her konuda biraz Âdem biraz da Havva değil midir?
Bu evrende tıpkı bir anne babanın ilk çocukları gibidir Hz. Âdem ve Havva, her konuda en cahil olduğumuz dönemimizdir onlar. Aynı zamanda Allah’ın kulunda görmekten mutlu olduğu edebimizin ilk mektebi, alfabesidirler.
Ya Hz. Âdem tövbe etmemiş olsaydı maazallah. Ya Hz. Allah(C.C.) yarattığına bu kadar merhamet beslemeseydi, kulunu yargılarken lütufkâr olmasaydı. Ya kuluna nasıl tövbe etmesi gerektiğini öğretmeseydi. İnsanoğlu olarak Züleyha’nın kör kuyusunda Yusuf gibi öylece yıllarca kalırdık. Gerçi bizim cennetten kovulmamıza ve insan olarak ilk yargılanmamıza o bir yanlış yetti. İnsanın ölümlü olmasına ve bu âlemden göçmesine o bir yanlışımız sebeptir.
İblis bu yaratılış hikâyemizin, masalımızın kötü karakterli cadısı, benlik âbidesi ve egosudur. Kibrin ve günahın temsilcisi, elinde kocaman dünya denen kırmızı bir elmayla her an bizi alt etmek için bekliyor. Etrafımızda allanıp pullanıp dolanıp duruyor.. Âdemoğlu nerde ise İblis de ordadır. Çünkü o, bizim nefsimize uymamız için pusuda beklemekte, o yasak elmayı yememiz için şaklabanlıklar yapıp durmakta.
İnsan biraz Yusuf, biraz İbrahim, biraz Eyyub biraz Musa, biraz İsa, biraz Meryem tabiatlı olabilir mi bilemem. Lakin son Peygamber Hz. Muhammed Mustafa(S.A.V.) efendimiz gibi olmaya çalışmalı onu bilirim. Zaten o rahmet ve merhamet peygamberinde bütün güzellikler cem olmamış mı ki. Her bir Peygamberin yaşadığı olaylar biz insanlar için ders niteliğindedir. Onun için padişahın en yakın dostu Ayaz gibi zaman zaman insanlık yolunda bağlanmış bohçamızı açıp hem kendi geçmişimize, hem yaratılmışın, Âdemoğlunun geçmişine dönüp dönüp unutulmaması gerekenlere bakmalı, hatırlamalı hem de Hz. Âdem ve Havva’nın tövbesine sığınmalıyız. “Rabbimiz! Biz kendimize zulüm ettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz.”(Kur’an: A’râf, 7/23. ) Bu insanoğlunun yaratıcısına olan ilk duasıdır.
Rabbim bizleri zalim olmaktan da, zalimlerden de korusun.
Allah diyor ki “Geçti gazabımı rahmetim!”



 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum