Bugun...
GEVHER NESİBE HATUN ve ŞİFAHANESİ


Önder GÜZELARSLAN
 
 

GEVHER NESİBE HATUN ve ŞİFAHANESİ

 

Anadolu topraklarının her noktasında tarih kokan eserlere rastlamak mümkündür. Her biri sizi ayrı bir döneme götürmektedir.

Tarih ve kültürel anlamda içi dolu olan şehirlerimizden biri de Kayseridir. Kayseri, Selçukluların hüküm sürdüğü yerlerden birisi. Burada ziyaret ettiğimiz ve hakkında bilgiler alınca çok etkilendiğimiz bir eser mevcut. Bu eser Gevher Nesibe Şifahanesi ve medresesi.

Gevher Nesibe Anadolu Selçuklu hükümdarlarından II.Kılıçarslan’ın kızı, I.Gıyâseddin Keyhüsrev’in küçük kardeşi ve I.Alaaddin Keykubad’ın halasıdır. 1167-1206 yılları arasında yaşadığı tahmin edilmektedir.

Gevher Nesibe Şifahanesi, bugün Erciyes Üniversitesi bünyesindeki Tıp Fakültesi’ne bağlı olarak Tıp Tarihi Müzesi olarak kullanılmakta ve Anadolu Selçuklu hükümdarı I.Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından kız kardeşi adına yaptırılmıştır.

Rivayetler göre Gevher Nesibe Sultan, aşık olduğu saray başsipahisi ile evlenmek ister, ancak bu evliliğe ağabeyi I. Gıyâseddin Keyhüsrev karşı çıkmaktadır. Başsipahiyi o esnada yapılan bir savaşta cepheye gönderir. Cephede şehit düşen başsipahinin haberini Gevher Nesibe Sultan duyunca hastalanarak yataklara düşer. Üzüntüden verem olunca son demlerinde ağabeyi I.Gıyâseddin Keyhüsrev kendisinden özür dileyerek son arzusunun ne olduğunu sorar. Bunun üzerine Gevher Nesibe Sultan kendisi gibi çaresiz hastalığa yakalananları tedavi edecek hekimlerin yetişeceği bir medrese ve şifahane yapılmasını vasiyet eder, bunun için de bütün servetini bağışlar. I.Gıyâseddin Keyhüsrev ikinci kez tahta çıktığında kız kardeşinin vasiyetini yerine getirir. Ve 1205-1206 yılları içinde Gevher Nesibe Sultan Şifahanesi ve tıp medresesi inşa ettirir. Gevher Nesibe Sultan öldükten sonra da bu medresenin içine defnedilir.

13.yüzyılda bu şifahane ve medresede Gıyâsiyye’de teorik, Şifâiyye’de pratik olmak üzere eğitimlerin devam ettiği bilinmektedir. Yapılan kazı çalışmalarındaki buluntulara dayanarak yakınlardaki bir hamamdan getirilen buhar ile merkezi bir sistem oluşturularak bu şekilde ısıtıldığı düşünülmektedir. Revaklara açılan küçük odalarda öğrencilerin kaldığı, derslerin büyük eyvanlarda yapıldığı ve yine bu eyvanların dışarıdan gelen hastaların muayenelerinde kullanılmış olduğu zannedilmektedir.

Buradaki medresede devrin önemli birçok hekimi ders vermiştir. 14. yüzyılın müelliflerinden Safedî, Muzaffer el-Kureşî adındaki ünlü bir hekim başta olmak üzere, Hz. Mevlâna’nın yakın dostu ve hekimi Ekmeleddin en- Nahcuvânî, Ebubekir Sadrettin Konevi ve göz hekimi (kehhâl) lakabıyla tanınan Kutbüddin-i Şirazî bunlardan bazılarıdır.

Anadolu’da ayakta kalabilen en eski tarihli şifahane olan Gevher Nesibe Şifahanesi ve tıp medresesi Osmanlı döneminde 1669 yıllarında ilk olarak bir onarımdan geçirilmiştir. Daha sonraki zaman diliminde 1942 yılında ve 1955-56 yıllarında büyük bir tamirat daha görmüştür. 1980’li yıllarda ise Erciyes Üniversitesi tarafından, çeşitli mahalli kuruşların da katkılarıyla yeniden bir tadilattan geçirilmiş ve bugünkü halini almıştır. Bugün Erciyes üniversitesi bünyesinde  “Tıp Tarihi Müzesi” olarak hizmet vermektedir.   

Dârüşşifâlar genellikle sultanlar, padişahlar veya onların anneleri, kızları için yaptırılırdı. Bu müesselerin yapılmasındaki amaç “Allah rızasını kazanmak” idi. İslamiyet’in en önemli kurallarından biri “insan”a hizmet etmektir. İnsanlara hizmet edenlerin amel defterlerinin açık olacağı inancı bu tarz şifahaneler yapmaya sevk ediyordu. Şifahanelerin yapılması kadar onların yaşatılması da önem arz ediyordu. Bu nedenle inşa edilmesinin yanı sıra uzun yıllar hizmet verebilmesi için onu yaptıranlar tarafından ciddi miktarlarda mal ve gelir vakfedilirdi. Şifahanelerin kuruluş gayeleri kendisini himaye edecek birileri olmayan ve hastalandığında onunla uğraşacak kimi kimsesi olmayan insanlara hizmet vermekti. Şifahanelerin işleyiş şekilleri de vakfiyelerinde belirtilmekteydi. Burada görev yapacak hekimlerin durumu, hangi şartlarda ve nasıl görev yürütecekleri vakfiyelerde tek tek belirtilmektedir. Şifahanelerde tedavi kesinlikle ücretsizdi. Hastaneye gelenler kapıcı tarafından karşılanır. Yıkanması gerekiyorsa hamama götürülür. Ve kendisine hasta kıyafeti giydirilirdi. Hastalar hastanede tedavi görürler gerektiğinde kendisine psikolojik destek de verilirdi. Hastalığı sürecinde her türlü ihtiyacı karşılanırdı.

Şifahanelerde en başta hekimler bulunurdu. Hekimler seçilirken çok dikkat edilir, bilgi ve becerileri ölçülürdü. Hekimlerden birisi de beceri ve bilgisine bakılarak başhekim seçilirdi. Ve bu başhekim bütün şifahaneden ve hastalardan sorumlu olurdu. Hekimlerin içinde “kehhal” diye bilinen göz hekimleri ve cerrahlar da bulunurdu. Bunların yanı sıra hasta bakıcılar, ilaç hazırlayanlar ve diğer şifahane görevlileri yer alırdı.

Şifahaneler, Taç Kapısı, iç mekanlar, akıl hastalıkları bölümü ve hamamı olmak üzere bölümlere ayrılırdı. Şifahanelerin olmazsa olmaz bölümü akıl hastalarının tedavi edildiği bölümlerdir. Selçuklu’nun hüküm sürdüğü dönemlerde Batı dünyası akıl hastalarını toplumdan tecrid ederken Selçuklular musiki, ses ve Kur’an-ı Kerim okumak suretiyle tedavi ederlerdi.

Gevher Nesibe Sultan şifahanesi’nin taç kapısında bulunan kitâbe günümüze kadar gelmiştir. Kitâbede yer alan ifade şu şekildedir;

“Kılıçarslan oğlu dinin ve dünyanın koruyucusu büyük sultan Keyhüsrev zamanında –zaman daim olsun- Kılıçarslan’ın kızı, din ve dünyanın ismeti Melike Gevher Nesibe’nin -Allah sizin için onu razı kılsın- vasiyeti olarak 1206 yılında bu hastanenin inşasına ittifak etti (inşa ettirdi).”

Kayseri’deki önemli bir yapıt olan Gevher Nesibe Sultan Şifahanesi ve medresesi görülmeye değer bir tarihi eser. Yazımızı Gevher Nesibe Sultan’ın ağabeyi I.Gıyâseddin Keyhüsrev’e vasiyetindeki ifadelere yer vererek tamamlayalım.

“Ben çaresiz bir derde düştüm. Kurtulmam imkansız. Hiçbir hekim derdime çare bulamadı. Ben artık ahiret yolcusuyum. Eğer dilersen, benim malvarlığımla benim adıma bir şifahane yaptır. Bu şifahanede bir yandan dertlilere şifa verilirken, bir yandan da çaresi olmayan dertlere çare aransın. Hem sevdiğim kumandanın yaralarını, hem de benim gönül yaramı çekecek olanları iyileştirsin. Bu şifahane ünlü hekim ve cerrahlar yetiştirsin. Burada kimseden bir kuruş para alınmasın. Burası benim adıma bir vakıf olsun.”

         





YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI