Mustafa ORAL

Mustafa ORAL

[email protected]

GÖNÜL DAĞI

10 Ocak 2021 - 21:35 - Güncelleme: 10 Ocak 2021 - 21:36

GÖNÜL DAĞI

Sinema büyülü bir dünya, insanı farklı hikâyelerle buluşturan, o hikâyedeki karakterlerle hemhal eden güzel sanatlar içinde günümüzde belki de özelde insan, genelde toplum üzerinde en etkili olan araçlardan birisidir.

Bu araçların amaçlar doğrultusunda nasıl şekilleneceği, algı yönetiminde nasıl kullanılacağı da toplum mühendisliği üzerinde kafa yoranların düşüneceği önemli bir modern silahtır. Bu alanı varı yok, yoku da var etmek gibi algılatmak için bir araç olarak kullanmak da var; tam tersi istikamette unutulan değerleri hatırlatmada, tarihe sadık kalarak geçmişi hatırlatıp günümüzü inşa etme yolunda bir vasıta olarak da kullanmak da mümkündür.

Sinema – dizi sektörü bu anlamda yaşadığımız dünyayı şekillendirme ve dönüştürmede en etkili yöntemler arasında olmaya devam etmektedir. Görselliğin ön planda olduğu, hayatın hızlı yaşandığı, kendimizi dinlemenin, kendimizle baş başa kalmanın giderek zorlaştığı bir dünya içindeyiz. Bu dünya içinde bir fert ve bir millet olarak var olmak, hayat bulmak isteyenler için bir tehlike vardır: dünyayı ellerinde şekillendirmek, açık pazar haline getirmek, tek tipleştirmek isteyenlere karşı kendini, ailesini, toplumunu, milletini kısaca maddi ve manevi kültür unsurlarını nasıl koruyacağı, ileriki nesillere nasıl aktaracağı sorusu karşımıza çıkmaktadır.    

İşte bu süreçte elimizdeki argümanları nasıl kullanmamız gerekiyor sorusunu sorup üzerine fikir teatisi yapalım. Şimdi günümüzün teknolojisini reddetmek, kullanılmasını yasaklamak mümkün değildir ve bu yolla günümüzün gençliğine, günümüz insanların kalbine, vicdanına seslenmenin mümkün olmadığı aşikârdır.
Bu sebeple görsel çağın getirdiği araçları - tv, sinema, dizi vs. - hangi şekilde kullanırsak evrenselliği de yakalayarak bu dünyada bir millet olarak varlığımızı sürdürebiliriz onu arayıp bulmalıyız.

Geçmişten bu yana şöyle bir düşünelim hatırımızda kalan bazı diziler ve karakterler vardır. Mesela: Bizimkiler, Ekmek Teknesi, Deli Yürek; Heredot Cevdet, Kuşçu vs. bu listeyi uzatabiliriz. Buna şu anda yayında olan “Gönül Dağı” dizisini de ilave edebiliriz ki hiç şüphesiz seyredenlerin gönlünde şimdiden hatırı sayılır bir karşılığı vardır.   

Peki, neden Gönül Dağı…

Bizim bir kültürümüz, bir geleneğimiz, bir hayat tefekkürümüz, bir dünya nizamımız vardır. Mesela sadece Allah’a kulluğumuz vardır, üreterek kanaat etmeyi öğreten, çalışmadan, çabalamadan bir sonuç elde edilemeyeceğini hatırlatan bir tasavvuf anlayışımız vardır.

Mesela adına “imece” dediğimiz bir yardımlaşma kültürümüz vardır. Bugünün doymak bilmeyen sözüm ona dünyayı yönetme iddiasında olanlara karşı hayır biz size muhtaç değiliz biz birbirimize sırtımızı dayayarak, yardımlaşarak, birbirimizin derdiyle dertlenerek ayakta kalabiliriz der.

Mesela bir aşkımız vardır “modern tarifler”in kifayetsiz kaldığı Yunusça şiirleriyle, Hacı Bektaş’ı Velinin nefesiyle, Neşet Ertaş türküleriyle hayat bulan samimi, içten, doğal; ruha, kalbe dolan bir selin akmasıyla hayat bulan bir aşktır bu.

Mesela bir kahvehanemiz, bir mahallemiz, bir şehrimiz kısaca bir evimiz o evimiz içindeki aile ilişkilerimiz vardır, birbirinin derdine derman olan, birbirinin yarasına merhem olan bir hayat algımız vardır.

Bu misalleri çoğaltabiliriz ama asıl soruya dönecek olursak işte bu misalleri başarılı bir hikâyeyle bizleri buluşturan, karakterleri, diyalogları ve kurgusuyla bizim dünyamızda bir karşılık bulduğu için “Gönül Dağı” diyoruz.

Burada tek tek karakterler üzerinden yazıyı uzatmak yerine kısaca şuna değinmek isterim: Günümüzde sosyal medya platformaları, Netflix vs. gibi platformlar çok gelişti ve bu platformlarda bizlere sunulan karakterler üzerinden zaman zaman tartışıyoruz. Elbette bu platformlar uluslararası yapıda olduğu için hizmet ettiği zihniyet yapısı malumumuzdur ama bunun karşılığı olarak bu kurumları yasaklamak, kapatmak, seyredilmemesini bir şekilde sağlamaya çalışmak meseleyi çözmüyor, hatta teknolojinin geldiği noktada imkânsız hale geliyor.

İşte böyle bir dünyada ancak yasaklamak yerine Gönül Dağı ve buna benzer yapıları sinema, dizi alanında tabii ki sanat kaygısını güderek seyirciyle buluşturmak elzemdir. O dizideki sıcak, samimi, içten diyaloglarda ve karakterler üzerinden hepimiz kaybolan değerler üzerinden bir daha düşünmeliyiz ve “Ciritçi Abdullah”a kulak vermeliyiz.

Ne diyordu Yunus;

“İşidin ey yarenler aşk bir güneşe benzer
Aşık olmayan gönül misal-i taşa benzer
 
Taş gönülde ne biter dilinde ağu tüter
Nice yumşak söylese sözü savaşa benzer
 
Aşk erinin gül yüzü yumşanır muma döner
Taş gönüller kararmış şol yavuz kışa benzer
 
Münkir işini bilmez işi ileri gelmez
Nice tâbir eylesen anlanmaz düşe benzer
 
Hırs anı almışdürür nefsine kalmışdürür
Kendi tatlı canına yavuz yoldaşa benzer
 
Aşk kudret küresidir sızdırır âşıkları
Halden hale döndürür andan gümüşe benzer
 
Âşık canı dinlemez tâ dosta ermeyince
Dünyada kararı yok pervazlı kuşa benzer
 
Ol sultan kapısında ol Hazret tapusunda
Âşıkların yıldızı her dem çavuşa benzer
 
Geç Yunus endişeden ne gerek bu pîşeden
Önden ere aşk gerek andan dervişe benzer”
Yunusça kalın efendim…

Mustafa ORAL

 

Bu yazı 389 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum