Mustafa ORAL

Mustafa ORAL

Yayın Yönetmeni

Bu da geçer Ya Hu

21 Mart 2020 - 13:56

Bu da geçer Ya Hu

Bu da geçer Ya Hu ne güzel bir kelam, sabrı, şükrü, itimadı, yarınlara karşı bir umudu içinde ihtiva eden bir tılsım, sıkıntılara ve dertlere karşı adeta insani bir savunma kalkanı oluşturan, insanlığımızı koruyan bir kelamı kibar, bir hikmetli sözdür.

Evet! Bu da geçer Ya Hu…

Hu, yani her nefesimizde andığımız, bize şah damarımızdan daha yakın, bizi bizden daha iyi bilen Cenab-ı Rabbül Alemin, derdi veren de O’dur, dermanı veren de O’dur. Biz yeter ki bir dert karşısında acze düşüp derman aramaktan vazgeçmeyelim.

O’ndan geldik O’na gideceğiz muhakkak, yeter ki Âdem yani insan, yani cüz’i irade sahibi, yani akleden, yani düşünen, irade nispetinde eşya üzerinde tasavvur geliştiren, icat eden, eser veren bir varlık olduğu unutmayalım.

Evet! Bu da geçer Ya Hu…

İnsan yaşadığı evi, şehri, ülkeyi, dünyayı güzelleştirebildiği, kemalata erdirebildildiği kadar; yok eden, dağıtan, tarumar eden bir vasfa da sahip ne yazık ki… Alayı illiyyin ve esfeli safilin arasında gidip gelen insan… Hz. Ebu Bekir mi, Ebu Cehil mi hangisinin yolundan gideceğini şaşıran, devamlı surette zikzaklar çizen insan… Tam doğrulurken beli tekrardan bükülen insan… Gözle gördüğü her şeye kafa tutan ama göremediği karşısında acze düşen, hizaya gelen, dört duvar arasında kalan, en sevdiğine dahi sarılmak imtina eden insan…

Evet! Bu da geçer Ya Hu…

Evet derdi veren O dermanı veren de O ise ve bizden dermanı aramamızı istiyorsa, çareler geliştirmemizi, reçeteler oluşturmamızı, ilk vahiyden başlayarak “Oku” kendini, çevreni, eşyayı, dünyayı, kâinatı, hakikati aramamızı, düşünmemizi, sorgulamamızı acaba insanoğlunun başına gelen bunca musibet ve bela bundan ayrı düşmesi midir? Akıl, gönül ve kalp birlikteliğini bozmasından mıdır? Bozulan insanın zemberiğini nasıl tamir edip, tekrardan tik tak, tik tak der hale getireceğiz ey insanoğlu.

Evet! Bu da geçer Ya Hu…

Bu da geçer ama nasıl? Ciddiyetle, şuurlanmayla, bana ne lazımcılıktan uzak durarak, bana dokunmayan yılan (virüs) çok yaşasın demeyerek, işleri kolaylaştırarak, işleri ehline vererek ve onların dediğini dikkate alarak, cehalete övgü düzmeyi bırakarak, önce kendini koruyup, sonra en yakınından başlayarak çevrene; sabırla, sükûnetle, anlayışla, özveriyle dokunmadan yaklaşarak çocuğa çocukça, yaşlıya yaşlıca kendi lisanı münasiplerince hatırlatmaları, uyarıları, ikazları, dikkate alınacak hususları bıkmadan, usanmadan anlatarak, kâinatın cüz’ü olan insandan vazgeçmeyerek.

Evet! Bu da geçer Ya Hu…

Umut insanın en son terk edeceği, belki de bizim umudu değil de umudun bizim vazgeçişimiz karşısında başını alıp gittiği, yeni meskenler, yeni diyarlar aradığı, konacak bir gönül, bir kalp aradığı bulduğunda tekrardan gonca güllerin açtığı, abı hayatın fışkırdığı, yeniden doğuşun, dirilişin, yeni heyecanların adı olsa gerek. İnsanoğlu dara düştüğünde ya tekrardan umuda sarılacak yeni bir doğuş için ya da hiçlik girdabına düşecek, acze boyun eğecektir.

Evet! Bu da geçer Ya Hu…

Evet, bu da geçecek tabii ki, yurduma gelen bahar gibi, yeni bir güne, yeni bir nevruza uyanır gibi, bu sefer sadece dağlarda, kırlarda çiçekler açmayacak, kuşlar cıvıldamayacak, kuzular melemeyecek, insanoğlu da düştüğü yerden kalkacak sabırla, ciddiyetle, düşünmeyle, ferasetle, ilimle, irfanla, gönülden ve kalpten bir hissedişle yeniden demir dağları eritecek.

Evet, Âşık Reyhani Babanın dediği gibi: “Belki derdimize çare bir çiçek”

Evet! Bu da geçer Ya Hu…

Mustafa Oral

Bu yazı 716 defa okunmuştur.