Mustafa ORAL

Mustafa ORAL

Yayın Yönetmeni

Gelecek Bin Yılda da Buradayız: 23 Nisan

22 Nisan 2020 - 18:53 - Güncelleme: 22 Nisan 2020 - 19:41

Gelecek Bin Yılda da Buradayız: 23 Nisan

“Kerim olan Allah’ın izniyle 23 Nisan Cuma günü Cuma namazından sonra Ankara’da Büyük Millet Meclisi açılacaktır. Cenâb-ı Hakka tam bir muvaffakiyet için niyaz edip yalvarıyoruz.

Temsil Heyeti adına Mustafa Kemal

Milletlerin hayatında önemli "tarihi kırılma" zamanları vardır. O dönemlerde bir millet ya tarihin yapraklarında tekrar yerini alır ya da tarihin mezarlığına gömülür.

Milletimiz de bin yıllardır bu süreçlerden geçmiş kimi zaman katliamlara uğramış, işkenceler çekmiş, acıyı bal eylemiş ama sinesinden çıkardığı yeni şahsiyetler, tarihe damgasını vuran liderlerle tarihin tozlu sayfalarından doğrularak dünya tarihine yön vermeye devam etmiştir. Birçok batılı tarihçi; “Osmanlı Devleti’ni” tarihten çıkardığımızda dünya siyasi tarihi yazılamaz der. Sadece o mu? Hunları, Göktürkleri, Uygurları çıkardığımızda Çin tarihi yazılabilir mi? Ya da Avrupa Hunlarını tarihten çıkardığımızda Avrupa milletlerinin oluşum süreçleri tam açıklanabilir mi, ya da Peçenekleri çıkardığımızda Bizans tarihi… vb. Bu misalleri çoğaltabiliriz.

Bizler Türk tarihine bir bütün olarak bakmalıyız, bakmaktayız. Aksi halde halkaların arasındaki uyumu ve zihnimizdeki tarih bütünlüğünü oturtturamayız Bizler, yani Türkiye Türkleri olarak bu topraklarda Selçuklu, Osmanlı ve nihayetinde bâki devletimiz Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak bin yıldır varlığımızı kesintisiz devam ettiriyoruz.

Bu uğurda bin yıldır atam Süleyman Şah’tan, atam Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e kadar uzanan tarihi çizgide her dönem varlığımızın, bekamızın tesisi, istikbalimizin devamı için canlar bu Anadolu toprağıyla buluşmuş, bu toprakları kanlarıyla yoğurarak vatan kılmışlardır.

Yakın tarihimiz bağlamında içinden geçtiğimiz tarihi zamanlarda yaşıyoruz. 18 Mart 2015 Çanakkale Zaferinin, 19 Mayıs 2019 Paşa’mızın Samsun’a çıkışının 100. yıldönümlerini idrak ettik.

Yarın da devletimizi kuran iradeyi temsil eden “Büyük Millet Meclisi”mizin, Gazi ve kurucu meclisimizin açılışının 100. Yıldönümünü idrak edeceğiz.

Payitaht (İstanbul) işgal edilmiş, Son Osmanlı Mebusan Meclisi dağıtılmış yakalananlar tutuklanmış, kaçmayı başaranlar binbir zorlukla Ankara’ya ulaşmıştır. Diğer illerden de seçilen Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti üyeleri o zamanlar Anadolu’nun bağrında küçük bir kasaba olan Ankara’nın yolunu tutmuşlardır. Bir yandan dış düşmanlar yetmezmiş gibi bir de içimizdeki Batının manevi ajanları cirit atmakta, isyan çıkarmakta Kuvayı Milliye’nin önünü kesmek için değişik tertibatlar düzenlemekten geri durmuyorlardı. Bir yandan iç isyanlarla, sözde fetvalarla uğraşılıyordu. Ama kurtuluşun, hürriyetin, istikbalin sine-i milletin içinden çıkacak ve sadece ona hesap verecek bir teşekkülün varlığının ancak bizi kurtuluşa götüreceğinin idrakinde olan Gazi Paşam ve diğer mebusanlar her türlüğü imkânsızlığın, yokluğun içinde sadece bağrından çıktıkları millete tekrardan bağırlarına almaları için onlara koşarak 23 Nisan 1920 tarihinde Gazi meclisimizi, Büyük Millet Meclisimizi açmışlardır.

O meclis ki cihana kafa tutmuş, İngiliz’i, Fransız’ı, Yunan’ı vs. dize getirmiş bir meclistir.

O meclis ki yokluğun dahi yok olduğu bir dönemde bir milletin küllerinden yeniden doğmasına vesile olmuş bir meclistir.

O meclis ki İnönü, Sakarya, 30 Ağustos Meydan Muharebeleri gibi var olma ile yok olma arasında gelip giden bir milletin kaderini belirleyen savaşları yönetmiş Gazi bir meclistir.

O meclis ki top sesleri Ankara semalarında duyulmaya başlandığında istikballeri, canları için bir an dahi tereddüt etmemiş, meclisi başka bir vatan toprağına taşımamışlardır.

Çünkü parola belli idi: Ya istiklal olacaktı, ya ölüm… 

O meclis ki olağanüstü şartlarda, olağanüstü bir dönemde dahi kurulsa, hepsinin ortak gayesi düşmanın bu aziz vatandan kovulması, işgalden kurtulmamız, hür ve müstakil bir devlette yaşamamız olsa da meclis içinden farklı sesler zaman zaman çıkmış, sert tartışmalar olmuş ama ortak gayeden bir adım geri atılmamıştır.

O meclis ki olağanüstü şartların getirdiği bir sonuç olarak Gazi Paşamız dahi verdiği Başkomutanlık yetkilerini dahi üç ayla sınırlandırmış ve zamanı geldiğinde tekrardan gündeme alarak uzatmış savaş zamanı dahi demokrasi imtihanı vermiş bir meclistir.

Evet, o günlerin üzerinden yüz yıl geçti. O Gazi meclisimizden her zaman öğreneceğimiz, uygulayacağımız, unutmamamız gereken birçok husus vardır. Bizlere; sabrı, kararlılığı, azmi, mücadeleyi, birlikteliği, istikbali, hürriyeti hatırlatmaktadır.

Evet, bu yıl maalesef içinden geçtiğimiz salgın hastalığın getirdiği zorunlu hallerden dolayı meydanlarımızı coşkuyla “Bugün 23 Nisan/Neşe doluyor insan” diyerek dolduracak çocuklarımız olmayacaktır. Ama yarın her evin balkonu bir meydan olmalıdır, her evin balkonu bir stadyum olmalıdır, her evin balkonu bir sokak, bir cadde, bir kutlama alanı olmalıdır. Bayraklarımız sadece balkonumuzu değil, evimizin her köşesini süslemelidir. Yüz yıl önce nasıl görünen düşmanlara karşı yek pare vücut olmayı bilmişsek bugün de görünmeyen düşmana karşı o Gazi meclisin ruhuyla kenetlenip, yarın tek ses, tek yürek, tek kalp, tek beden olup İstiklal Marşımızı haykırmalıyız:  

“Gelecek Bin Yılda da Buradayız”

“Ya İstiklal Ya Ölüm”

Halide Edip Adıvar’ın Sultanahmet Mitingi'nden bir bölüm:

“Kardeşlerim, evlâtlarım! Ruhu göklerde olan yedi yüz senelik şanlı tarihimiz bu minarelerden bugün, Osmanlı tarihinin faciasını seyrediyor. Bu muazzam, bu tarihî meydanda, zafer alayları tertip eden ecdadımızın ruhu bizi seyrediyor. Dünyaların öbür ucuna at süren nâmağlûp erlerin evlâtları önünde baş eğiyor ve yemin ediyorum: Ben, Müslüman tarihinin bedbaht bir kızıyım. Bugün de dünkü kadar kahraman ve talihsiz Türk milletinin anasıyım. Millet nâmına, ecdadımızın bizi seyreden ruhlarına yemin ediyorum. Bugün, kolları kesilmiş olan Türk’ün kalbi, eski cesaret ve şecaatini [yiğitlik] kaybetmemiştir. Yemin ediyorum ki, Osmanlı sancağına, tarihine hıyanet etmeyeceğim. Allah’a, hakka, milletlerin İlâhî hakkına dayanan Türk milleti, bütün Müslüman ve Türk dünyasına ilân ediyorum. Dâvamızı ilân ediyorum.

Türklere zalim diyenler öyle günah işliyorlar ki, tarihin karşısında onların günahlarını, bütün denizlerin bitmez tükenmez suları bile yıkayamayacaktır.

Yedi yüz senelik minareler, mavi semalarıyle bize baktığı bu günlerde, Osmanlı bayrağı, Osmanlı hakkı için can vermekten çekinmeyeceğinize yemin ediniz!”

Mustafa ORAL

[email protected]

 

Bu yazı 27747 defa okunmuştur.