Mustafa ORAL

Mustafa ORAL

Yayın Yönetmeni

Asırlık Çınar: Türk Ocakları

25 Mart 2020 - 17:15 - Güncelleme: 26 Mart 2020 - 19:02

Asırlık Çınar: Türk Ocakları

“Aziz Ocaklı! Sen Türk’ün gören gözü, duyan kulağı, uyanık vicdanısın.”

Hamdullah Suphi Tanrıöver

Türk’ün tarihi her devirde binbir türlü çileyle, yoklukla, zorlukla vücut bulmuş, varlığını hâkim kılabilmek ve devam ettirebilmek adına her yüzyılda çetin imtihanlardan geçmiştir.

Bu süreçlerden sosyal ve siyasi dönüşüm açısından en hızlısı hiç şüphesiz son 300-400 yıllık zaman dilimi içinde olmuştur. III. Selim, II. Mahmut ve II. Abdülhamit dönemleri bu süreçlerde Türk’ün tekrardan ayağa kalkması adına değişik alanlarda (askeri-hukuki-eğitim) ıslahatlar, yenilenmeler, gelişen ve değişen yeni dünyayı yakalayabilme adına kendi istidat ve kabiliyetleri nispetinde bir hareketle, mücadeleyle devam etmiştir.

Tabii ki Osmanlı, varlığını devam ettirebilmek adına hayatta kalma mücadelesini verse de zaman son sözünü söylemiş ve tarihin hafızasındaki yerini almıştır.

1908-10-11-12’li yıllar… Türk’ün ateşi gömlek eylediği zamanlar. Balkan Harbi, Trablugarp ve akabinde gelen 1915 Çanakkale ve İstiklal Harbi mücadelesi…

Türk’ün bu yıllarında yaşadığı çağın mesuliyetini taşıyan aydınların da hem kalemiyle, hem de lüzumu olursa gaza meydanına çıktığı yıllardır.

Dönemin aydınları evvela Osmanlıcılık derler, Balkan Harbiyle bu düşünce bozguna uğrar. Sonra İslamcılık derler o düşünce de Sina çöllerine gömülür. Geriye dönüp baktıklarında bu aziz vatanı canıyla, kanıyla yurt yapan, vatan kılan Türk’e yüzlerini dönerler. Türkçülük düşüncesi bu ihtiyaç üzerine doğar, gelişir, son umut ışığı olur. Milli edebiyatın güçlü kalemleri Ziya Gökalp, Ömer, Seyfettin, Ali Canip Yöntemler Genç Kalemler Dergisi etrafında birleşir.

Tabii ki bir de dönemin aydın, düşünen, vatansever, ruhları milli hislerle beslenen gençliği vardır. 190 asker tıbbiyeli öğrenci Karacaahmet mezarlığında dönemin aydınlarına bir açık mektup gönderirler ve dönemin aydınlarını mesuliyete ve göreve çağırırlar.

“…

Türk kavmi, hayat-ı inkıraz yaşamaktadır. Buna seleflerimiz gibi lâkayt kalamayız. Hayat ebedî bir mücadeledir ve bu mücadelede muvaffakiyetin en büyük şartı, maarif ve mekteplerin galebesidir.”

Diyen 190 askeri tıbbiyelinin bu sözleriyle tekrardan doğrulan dönemin aydınları bir teşekkül kurulması ihtiyacı duyarlar ve Mehmet Emin Yurdakul’un başkanlığında 25 Mart 1912 tarihide Türk Ocaklarını kurarlar. Türk Ocakları çok kısa bir sürede sayısız şubeye ulaşır ve milli direncin merkezi haline gelir. İstanbul’u işgale gelen İngilizler bu hususu bildiklerinden Ocağı da işgal ederler. Türk Ocağı, Çanakkale’de birçok mensubunu şehit vermiştir. Cumhuriyetin kuruluşuna giden süreçte Cumhuriyetin kültürel yapısını, arka planını oluşturup yeni bir Türk Devletinin doğuşunun hazırlanmasında aydın kadrosuyla fikri-kültürel olarak öncülük etmiştir.

Türk Ocaklarına, yerine getirdiği vazife itibariye Cumhuriyeti kuran kurum ifadesini rahatlıkla söyleyebiliriz. Cumhuriyet kurulduktan sonra da önemi ve faaliyetleri artan ve devam eden Ocak Anadolu’daki halkın sadece kültürel olarak değil, aynı zamanda halkın ihtiyaçlarına göre açtığı kurslarla onların hayatlarına da dokunarak savaşlardan, hastalıklardan, kıtlıktan bîtap düşmüş Türk’ün belini tekrardan doğrultmasına öncülük etmişlerdir. Atatürk bir ile ziyarete gittiğinde o ilin valiliğine uğradıktan sonra, o ilin Türk Ocağına da uğramıştır.

Atatürk’ün Şebinkarahisar Türk Ocağı defterine 11 Ekim 1924 tarihinde yazdığı şu not;

Türk Ocağı, Türk’ün has ocağı, varlık ve birlik ocağı, yüksek alevlerle tütsün, muhitine nurlar saçsın; yaşasın ve yaşatsın. Türk Ocağı, Türklük güneşinin ocağıdır. Asırlarca bunu söndürmek için çalıştılar. Bu ocak hepimizi aydınlattı.”

Ocağın taşıdığı misyonu ve tarihi görevi en güzel şekilde ifade etmektedir.

20 Mart 1923 günü Konya Türk ocaklarını ziyareti sırasında Atatürk şu sözleri kaydeder;

“Konya, çeşitli Türk devletleri yaşamış, öz Türk vatanıdır. Konya asırlardan beri tüten bir nurun ocağıdır. Türk kültürünün esaslı kaynaklarından biridir. Konya Türk Ocağı, Konya Türklüğünün hakiki bir timsali olmalıdır. Bu ocaktan milletin duygusunu, ülküsünü daima ısıtacak, nurlandıracak, parlak alevler gökyüzüne yükselmelidir, çok yükselmelidir. O kadar ki bu alev, vatanın bütün ufuklarında aydınlıklar vücuda getirebilsin. Konya’nın genç dimağları atılgan, cesur, sebatkâr çocukları! Ocağımıza sahip olunuz. Bütün engeller, Ocağımızın ateşi karşısında derhal yanıp kara duman olmağa mahkûmdur.”

Yine, Adana Türk Ocağını Atatürk ve eşi Lâtife Hanım 15 Mart 1923 tarihindeki ziyaretlerinde deftere şöyle yazmışlardır:

“Adana “Türkocağı” Türklük nurunun bol verimli kaynağı olsun! Bu ocağın ateşi çok, pek çok eskidir. Onu, yüzyıllarca, söndürmeye çalıştılar. Fakat buna her teşebbüs edenin ocağı söndü.

Çünkü onlar düşünmüyorlardı ki, Adana “Türkocağı” en köklü Türk ocaklarının kızgın ateşiyle beslenmiştir. Ocağın bugünkü nurlu alevi her kalbi aydınlatıyor. Ben bu alevin sıcaklığında ne derin sevinç ve saadet hisleri duydum.”

Dünden bugüne asırlık bir çınar olan Türk Ocakları Türkçülük düşüncesinin akademik, entelektüel bir kurumu olarak vazifesini bugün de devam ettirmektedir. Genel merkezi ve şubeleriyle konferanslar, paneller, basın açıklamaları ile toplumu bilgilendirmektedir.

Türk Ocakları; Türk’ün mevcudiyetinin olduğu her zamanda 190 askeri tıbbiyelinin hissiyatıyla, Ziya Gökalplerin, Hamdullah Suphi Tanrıöverlerin, Osman Turanların birikimini daha ileriye taşıyarak Türk için, Türk’e göre, Türk tarafından var olmaya devam edecektir.

Mustafa ORAL

 

 

Bu yazı 1928 defa okunmuştur.