İsmail ZORBA

İsmail ZORBA

[email protected]

YUNUS DİYE GÖRÜNDÜM

25 Ekim 2021 - 20:52

“Asırlardır yolunu kaybeden kayıp ruhlara insan olmanın rehberliğini yapan Yunus Emre sevgiyle, aşkla mayaladı Anadolu’yu. Türklüğün sözüyle nice köprüler kurdu.
Her bir sözü vaktini bekleyen tohumlar gibi sabırla bekledi.
Yunus sözünde Yunus gibi göründü.
Yediden yetmişe her insanda bir Yunus sözü hayat buldu. “

 İsmail ZORBA
([email protected])

YUNUS DİYE GÖRÜNDÜM

Sonbaharın son demleri. Sanki bir yanımız bahar, bir yanımız bahar. Ruhumuzda ise bambaşka esintiler. Yağmurlar bir serap görmüşcesine değdi geçti. Keşke dokunsaydı. Gözlerimiz gökyüzünde kaldı, hasret yüreğimize kilitlendi. Dünya meseleleri hep aynıydı. Aynı insan, aynı kalın çizgiler, aynı gölgeler..Rahmetin ardından görünen gökkuşağının yediverenlerini hayâl ettik.
Kupkuru dudaklar, ferini kaybetmiş gözler, güzel sözlere hasret kulaklar, bu dünya gurbetinde döne döne yanmaya devam ediyor. Tabiatin insana sunduğu tüm güzelliklere sırtını dönmüş aynı kısırdöngünün içerisinde kaybolup gidiyor. Kayıp ruhlar bir gözyaşı medeniyetinde hüküm sürüyor. Halbuki tabiata, kainata sırtını dönmüş insanın ellerindeki kir ya gönülleri de karartırsa. Bütün yürekler mühürlenirse.
Eğer insan bir kaptırırsa kendini bu karanlığa kaybolur yiter. Oysa ruhlarda güneş açtıran, susuz kalmış yüreklere bir rahmet damlası serpen insanlığın kemâline ermiş rehberlere kulak vermek gerek. Onlar çektikleri onca çilenin içersinde, kahırlar içerisinde yanarken kül olup savrulmadılar. Hakk’ın hakikatine erdiler, insanlığı sevginin, aşkın mayasında akladılar, pakladılar. Her bir sözü mânâsı hükmünce gün gelip bir Molla Kasım’ı aydınlattı. Kör kandilli gecelerden kurtardı. Yolunu bulamayan gönülleri nuruyla aydınlattı. Yeri geldi yol oldu üzerinden niceleri geçti, yeri geldi yol gösterdi ufuklar açtı. Hakikatin penceresini açtı insanlara. Ve olduğun gibi görünmeyi, göründüğün gibi olmayı öğretti.
Asırlardır yolunu kaybeden kayıp ruhlara insan olmanın rehberliğini yapan Yunus Emre sevgiyle, aşkla mayaladı Anadolu’yu. Türklüğün sözüyle nice köprüler kurdu. Her bir sözü vaktini bekleyen tohumlar gibi sabırla bekledi. Yunus sözünde Yunus gibi göründü. Yediden yetmişe her insanda bir Yunus sözü hayat buldu.
“Dil söyler, kulak dinler, kalp söyler, kâinat dinler.” diye işaret etti kocaların kocası Yunus. O bozkırda yükselen ulu ağaçlar gibi kucakladı tüm gönülleri, gölgesinde ilmiyle irfanıyla insan olma güzelliğini aşkla sardı. Sevginin, aşkın sıcaklığında ısındı gönüller, ısındıkça kendine geldi. Vücudun mayesi kan bile akışını hızlandırdı. “Ben gelmedim dava için, benim işim sevi için” diyen yüreğin izinde aramaya başladı. Bütün benler birlik oldu, önce “Biz”de sonra “Bir”de tamamlandı. İlk defa gözyaşlarımız benliğin haykırışında değil rahmetin şükrüne damladı. Her bir damlada gönüller yandı, yandıkça kanatlandı. Bütün yükleri denkledik, hepsi bir kuru yaprak gibi savruldu gitti.
Yunus diye göründü hakikat gözümüze, Yunus diye seslendi rahmet hasretten kavrulan yüreklerimize. Yunus sözü sözümüz oldu, bütün kirlerinden arındı. Akarsular gibi aktı gitti, rahmet yağmurlarında paklandı gitti. Dil söyledi, kulak dinledi, kalp söyledi ve kemâle ermiş insanı bütün hakikatince tabiat dinledi.
Aşk olsun Yunus’a. Aşk olsun Yunus’a ki Türk’ün bozkırında hiçbir millete nasip olmayan canlar canını bulsun. Dükkânı yağmalansın ki Yunus’un; gönüller hakikate ersin. Sevgiye, aşka doysun.
Sabır Ya Râb! Sabır ihsan eyle Ya Râb bizlere. Bir kere sükûta erelim. Bu sessizlikte dinleyelim. Dinleme sabrına erelim. Yanmak nedir ki? Önce gönül sesimizi bulalım. Gözümüz, kulağımız, dilimiz kendi hakikatini dinlesin, kendi rehberini bulsun. Susalım dinleyelim. Bakın sevgiye, aşka teslim olunca bizi deli eden şeyin yine Yunus deyişiyle; “Seni deli eden şey, sendedir sende” olduğu hakikatini bilelim. Dinledikçe bilir, dinledikçe bulur, dinledikçe aşk olur değil mi koca Yunus?
Dünyada dünyalar bulduksa sığmadıysak bu âleme Yunus’a kulak verelim:
“Bir avuç toprak biraz da suyum ben. Neyimle övüneyim işte buyum ben.”
İşte duyarsa bu sözleri kulaklarımızı bir an kendimize geliriz. Kralın bütün çıplaklığı ortaya dökülür. Etten ve kemikten bir beden olmanın hakikati gönüllerin aydınlanmasına vesile olur. Hakikat benliğin yalnızlığında değil benliğin özüne kavuşmasında saklıdır. İnsan olmanın özü sevmek ve sevilmekte saklıdır. Avucuna sığan nedir ki dünya malın olsun ya da benim dediklerin ne ki bir anda toz olsun, uçup gitsin. İsimler sıfatlarını kaybetse, makamlar mevkilerini kaybetse ya da bunca akıl ilmini kaybetse bir “Hiç”in girdabında döner durursun. Mahkûmiyetini kendin belirler, bedelini kendin ödersin.
Oysa Yunus diye görünürse bir gün hemen sarıl, bırakma. İnsan olmanın nuruna koş. Gayret et. Molla Kasımlar gibi olma gönül eyleme, Molla Kasım’ın idrakinde gönüller yapmaya koş. Bedene üflediğinde ruhlar bu fani beden nasıl hayat bulursa sevgiye, aşka teslim olan ruhlar da kör karanlıktan kurtulur. Yunus diye görünür bir kere. Ve der ki “Derdi dünya olanın, dünya kadar derdi vardır.”
O zaman aşk ola canlar. Yunus’un saflığında, Yunus’un ilminde, Yunus’un sözünde aşk ola!
Bak kışa girerken benliğimiz Yunus’un sözlerinde baharı bekler oldu. Kışın hakikatinde tüm dertlerinden kurtuldu. Kurtuldu dünya yüklerinden, hafifledi ve uçmağa durdu. Yunus diye göründü, her sözünde teslim oldu.

 

Bu yazı 179 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum