İsmail ZORBA

İsmail ZORBA

[email protected]

KÜLTÜR VE SANAT DÜNYAMIZIN KILCAL DAMARLARI DERGİLER: 'vesanat' DERGİSİ ÜZERİNE..

21 Şubat 2021 - 23:05 - Güncelleme: 21 Şubat 2021 - 23:09

KÜLTÜR VE SANAT DÜNYAMIZIN KILCAL DAMARLARI DERGİLER: ‘vesanat’ DERGİSİ ÜZERİNE..

İsmail ZORBA
([email protected])

 

Ülkemizde yayınlanan her edebiyat ve sanat dergisi aslında kültürümüzün ve sanatımızın kılcal damarlarını besliyor. Bu dünyadaki varlıklarını bir yere taşımak isteyen düşünen, sorgulayan insanlar hava, su, ateş, toprak gibi bir öze ulaşmanın telaşında hatta ıztırabında üretmeye devam ediyorlar. İnsanın hikâyesine güzellik adına bir şeyler ekleme düşüncesi değişimin içinde farklı doğumlara ulaşmak istiyorlar. Sanatın ve edebiyatın oluşum gayesinde de insanın bu tamamlanma isteği yatıyor. Sevmekten sevilmekten öte aşkın kanatlarında düşünmenin verdiği farklılık “ben”in değişimlerinde ulaşmak istediği bir çabadan ibaret.

               Bu çaba o kadar kıymetli ki sanatın insana kattığı güzellikleri yepyeni dirilişlerle muştuluyor. Bu müjde insana kıştan bahara erişin bir müjdesi aslında. Durup dururken neden rahatını, düzeni bozasın ki diye soranlara inat var olmanın farkına varmak başlı başına bu insanlar için problem haline geliyor. İstanbul’u merkeze alarak Anadolu’nun en ücra köşelerine kadar süren ve çoğumuzun farkına bile varamadığımız sanat hareketleri “Biz”i yepyeni uyanışlara, yepyeni dirilişlere hazırlıyor. Bu bakımdan her yeni sanat ve edebiyat dergisi kültürümüzün ve sanatımızın kılcal damarları olarak vücudumuzun hayatiyetini ortaya koyuyor. Yunus Emre’nin dediği gibi “Her dem yeni doğarız bizden kim usanası”!

               Her dergi yeni nefesler, yeni heyecanlar yüklenerek yayın hayatına atılsa da bazıları ilk güneşe kanan badem çiçekleri gibi ter ü taze kalmanın saflığında birkaç sayıda kalırken bazıları dergiye hayat veren belki de bir kahramanın azminde mücadelesinde devam ederken bazıları da sayıları her ne kadar az olsa da koca birer çınar olup bu alanda hayat bulacak fidanlara gölge vermeye başlıyor.

                Ve gelelim 2021 yılında ilk sayısı ile yayın hayatına başlayan yepyeni bir sanat-edebiyat dergisi “vesanat” dergisine. İlk sayısı elime geçtiğinde gerek ebatları, kapak ve sayfa tasarımı ile ciddi emek ve planlamanın ürünü olduğunu fark etmiştim. Bu dergiyi çıkaranlar Mehlikâ Sultan’a âşık yedi genç gibi anka kuşunu aramak ve bulma sevdasındaydılar. Bu sevdalarında belki de kendilerine ait yepyeni bir mecrayı aramanın tutkusu yatıyordu. Dergiyi yayına hazırlayan isimlere baktığımızda her biri kendi alanında edebiyat sahasında yepyeni ürünler veren ve bu sahada ilk eserleriyle takdir edilen yazarlar olduğunu görüyoruz. Bu gençlerin neden bir dergi çıkarma ihtiyacı duyduklarını düşündüğümüzde bunun cevabını derginin sayfaları arasında bulacaksınız.    

                vesanat dergisi, künyesinde belirtildiği gibi bir sanat ve edebiyat dergisi olarak yayınlanacak. İki ayda bir çıkacak derginin ilk sayısı özel bir dosya üzerine hazırlanmış: “Sanat ve Bellek”. Bu özel dosya aslında derginin sanatçılarının kendi sanat anlayışları üzerine ortaya koymak istedikleri bir manifesto niteliğinde. Bu manifestolarında:

“Bizim amacımız Türk sanatçısının yaptığı sanata dair düşüncelerini paylaşabilmesine imkân sağlamanın yanı sıra arkadaşlarımızla çıktığımız bu yolda üretimi kuyuya taş bırakmanın ötesine taşımaktır.

Sanatımıza bir çerçeve çizmek, dikkat çekmek ve gelecek kuşaklara Türk sanatının felsefî temellerini, ruhsal yapısını aktarabilmektir.”
diyerek ‘vesanat’ yayın hayatında almak istedikleri yeri de  göstermiş oluyorlar.


                “Sanat ve Bellek” konusuyla dergi sanat ve edebiyat sahasında durduğu yeri de çok net göstermiş oluyor. Sanat ve edebiyatta kendi sesini bulmak ve okuyucuya ulaşırken bu sesin tamamlanacağı geçmişi, bugünü ve de geleceği içine alacak ve “Biz”de tamamlanacak bu sesin renginde, dokusunda hatta mayasında göz ardı edilmemesi gereken bir yer var ki bellek. Türk sanatı ve edebiyatı evrene seslenen sesinin farkındalığını ancak belleğinden çıkarabilir. Ve hafıza, bellek ve ayırdında sanata ses verecek renkler, notalar ve de kelimeler bir anlamda ait olduğu yeri bulsun. Arayışlar tabi olacak ama niye “ben”i “biz”in dışında bırakalım ki.

                ‘vesanat’ dergisinin ilk sayısı bu özel dosyasıyla aslında derginin ileriki dönemde ait olmak istediği yeri işaret ediyor. Umarım bu güzel başlangıç yepyeni sayılarla dergiy önemli köşe taşlarından biri yapar. Engin Koca, “Belleğin Zincirini Kırma Biçimi Olarak Sanat” yazısında “Her sanat eseri, yenilgiye uğratılan bir köleliğin tanıklığıdır. Kendi kişisel hikâyemize şiddetle uygulanan sansüre bir meydan okuyuştur.” derken kendine ait olan yerde durma isteğini ve kararlılığını gösteriyor.

               Erol Yıldırım “Bellek ve Sanat” adlı yazısında sanatın bellekle ilişkisini varlığının kaynağından çeşitlenmesine kadar ayrıntılarıyla anlatırken “Yaratı, geçmişin izlerinin farklı kurulmasıyla ortaya çıkar.” diye sanat ve bellek üzerinden vurgulamak istediği mesajı veriyor.

                “Bellek, hatıraların enkazına dayanmaya çalışan bir hafıza direnişidir, deyip romantik bir giriş yapabilirdim fakat bu konunun duygusal ruh hâlinden bağımsız ele alınması gerektiği kanaatindeyim.” sözleriyle Mahmut Coşkun “Aydının Bellek Kırılması” yazısında derginin bu sayısında verilmek istenen ana mesajı ortaya koymuş oluyor. Artık edebiyat ve sanat yolculuğumuzda gerçeğin ve gerçeğe bakışın izlerini sürmenin ne kadar önemli olduğunu ve sanatın ve edebiyatın kimlik bulmasında belleğin yerini ortaya koyuyor.

                 Bellek ve sanat ilişkisindeki vurguları Hicran Karatay bir hikâye ile Samet Kara cumhuriyetin ilk dönemlerinde bellek icat etme çabasının yansıması olarak gördüğü romanlar ile , Aynur Dilber Olvido şiiri ile  , Hüseyin Kıyak hafıza ve repertuvar başlığı ile musikimiz ile  ve Osman Süreyya da gören, görülen hafıza başlığı ile sanatı her yönüyle inceleme altına alıyorlar. Adeta tezlerini birer birer ortaya koydukları dosyalar üzerinden  deneye tabi tutuyorlar.

                 Dosyadaki en özel bölümlerden biri de “Tecrübe Edemediğimiz Şeyi Çoğaltıyoruz.” altında Zeynep Gemuhluoğlu ile yapılan röportaj ile bir uzamanın gözünden sorgulamalara net cevaplar bulmamıza vesile oluyor. Zeynep Gemuhluoğlu röportajında sanatın belleğinin ve de toplumsal hafızanın tümüyle dilde saklı olduğunu vurguluyor. Bu cihetle sanatın ve edebiyatın yolunu bulmasında belleğin farklı nedensellikleriyle nerede olduğunun cevabını vermeyi hedefliyor.

                 Derginin ilk sayfalarında yer alan iki hikâye “sanat ve bellek” dosyasına hazırlık olarak verilmiş hikâyeler. İki hikâyenin üslûbu ve içeriği dosyada yapılan sorgulamalara cevap verir nitelikte. İlk hikâye Fatih Baha Aydın’ın “Zaman, Bunca Zaman” adlı hikâyesi. Hikâye anlatıcısı postmodern bir kurgu bağlamında gözünün önünde akıp giden hayata dur diyemeyen ve bir türlü de ölümü tadamayan bir yeniçerinin bu yolla sınanması, yaşadıkları mekan ve zaman içerisinde çok boyutlu bağlantılarla zenginleştirilmiş. Ve belleğin hikâyeye eklem olarak bağlanması çok zarif bir anlatımla tamamlanmış. Aslında romanlarıyla tanıdığımız Fatih Baha Aydın’ın bu hikâyesi için yazılmayı bekleyen bir romanın habercisi diyebiliriz.

                 İkinci hikâye artık hikâyeciliği ile bu türde usta bir kalem sahibi Erhan Genç! “Kimse Yüzüne Bakmıyor Mavi Boncukların” adlı hikâye yazarın insanın sessiz kımıldanışlarında saklı iç dünyasından dış mekâna aktardığı ve içeriği ile yine dikkat çekecek bir kurguda hazırlanmış güzel bir hikâye. Günümüz gençliğinin popülariteye dayalı, elemenin başarıyla odaklandığı bir habitatta insanı anlatan bir hikâye. Mavi boncuklara bakmayan gözlerde melâli anlamayan nesillere bir bakış da gizli.

             “Sanat ve Bellek” dosyasından sonra verilen üç hikâyede de insanın iç dünyasından yansıyan, zaman ve bellekle sınanan aktarımlar mevcut. Her üç hikâyeden kendilerine özgü anlatımlarıyla güzel ve rahatlatıcı okumalar gerçekleştirmemizi sağlıyor. Hüseyin Ahmet Çelik’in Rüyabaz adlı hikâyesi anlatıcının rüya içinde rüya gördüğü geçişleriyle dikkatimizi çekiyor. Aynur Dilber’in Ey Tepedeki Göz hikâyesi yine farkındalık yaratacak bir anne oğul hikâyesini günümüze göre yorumluyor. Hikâyedeki giriş cümlesi hafızalarımızdan silinmeyecek gibi. Hatta hikâye benzer ifadeli cümlelerle bitiyor: “Bilimperest olacağını umut ettiğim oğlum maceraperest olunca ben de hakperest oldum.” Kürşat Çelik’in Gülmeyin Lan Sizi de Görücem adlı hikâyesi bir gencin gözünden kahramanı olan bir karakterin hayatın hakikatleri karşısındaki değişimleri farklı bir anlatımla sunulmuş.

             ‘vesanat’ dergisi sanat ve edebiyatla dolu dolu bir dergi. Şeyma Ersoy Çak ve Fatih Baha Aydın’ın müzik, İbrahim Ethem Ortaköy’ün sinema, Ali Oktay Özbayrak’ın eleştirmen ve eleştiri yazıları da yine derginin bellek ve sanat üzerine yorumlarına katkıda bulunuyorlar. Bu yazılar arasında Fatih Baha Aydın’ın Türk Müziğinin Poetikası Yazılabilir mi? yazısı özgün bir noktadan ele alınmış bir değerlendirme. Yazar kimliği dışında ayrıca müzisyen kimliği de bulunan Fatih Baha Aydın, klasik müziğimize kuramsal bir kimlikle bakma isteğini ortaya koyuyor.

              Dergi sanat ve edebiyat sayfalarını üç kitap tanıtımı ile nihayete erdiriyor. Ve her sanat ve edebiyat dergisinde olması gereken yeni basılan kitaplara bir nefes verme, okurlarla buluşturma görevi Tuncay Günaydın, Mehmet Faruk Kurt ve Elif Özen’in kritik yazılarıyla hedefine ulaşıyor.

              ‘vesanat’ dergisi sanatımızı ve kültürümüzü besleyen kendi özgü duruşu ve sanat anlayışıyla yeni bir soluk, yeni bir can. Kılcal damarlarımızdan akıp gelen bütün vücuda  yepyeni doğuşlar, yepyeni dirilişler müjdesi taşıyan bir dergi.

                Bu dergi vasıtasıyla anka kuşunu aramak için Kaf Dağı’na ulaşma sevdasıyla yola çıkan ‘vesanat’ dergisinin âşıklarına başta genel yayın yönetmeni Mahmut Coşkun’a, sorumlu yazı işleri müdürü Fatih Baha Aydın’a, editörler Aynur Dilber’e, Hicran Karatay’a, Ali Oktay Özbayrak’a, yayın kurulunda yer alan Erhan Genç’e, Hüseyin Ahmet Çelik’e, Kadir Daniş’e, Kürşat Çelik’e uzun soluklu ve okurlarıyla tamamlanan bir yolculuk diliyorum.

                     

Bu yazı 2412 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum