Bugun...
HATIRALAR


Önder GÜRCAN
ogurcan2003@yahoo.com
 
 

HATIRALAR

Önder Gürcan

ogurcan2003@yahoo.com

 

İnsan yıllar sonra - bir gün - doğup büyüdüğü kente döndüğünde, eski mahallesini, evini ve komşularını  yerinde bulmayabilir.

Ben de günün birinde  döndüğüm kentte - bir zamanlar dağın yamaçlarında, pançurları şehre bakan, verandası hanımelilerle sarılı, bahçesi dut, ayva hurma, incir, nar ve erik ağaçlarıyla dolu, su kuyulu, mavi badanalı, iki katlı, kerpiç ve ahşaptan yapılma evimin bulunduğu mahalleyi ve sokağı yerinde bulamadım.

Eski mahallem, evim ve  komşularım nerelere gitmişlerdi?

İhtimal ki bir köşelere saklanıp öylece kalmışlardı...

Yandaki mahallelere sordum, ne var ki hiç kimse bilgi sahibi değildi; sanki başka bir kente, başka bir mahalleye gelmiştim.

Mahallem ile birlikte hatıralarım da kaybolmuştu.

*

Bu garip dünyada her nereye gidilirse gidilsin, geçmişten bir şeyler insanın peşin bırakmaz. Bu şeylerle daima yüz yüze gelinir.  

Ama nedendir bilinmez - saatler hep ileriye doğru işler - geçmişteki izler uzun zaman sonrasında silinir ve kozmik takvimdeki hatıralar hayallerde, kesitlerde, karelerde, fotoğraflarda, sesssizlik ve yalnızlık içinde hoş bir seda olarak bir yerlerde kalır - belki de hayatı başka boyutlarda sürdürür.

Belki de o kadar uzaklarda değildirler: acısıyla tatlısıyla birlikte - insanın kalbinde - yanı başında- yaşamaktadırlar.

*

Çocukluk yıllarında ve okul günlerinde hatıra defterleri vardı. O defterlere ne güzel sözler yazılırdı.

Şimdi internette, sosyal medyada yer alan, facebook, twitter, whatsapp gibi web sitelerinde ve programlarda  hatıralar yok.

İnternettte ve cep telefonlarında mahalleler, sokaklar, evler ve komşular bulunmuyor.

Acı ya da tatlı, sonsuza dek beyinde kalacak hatıralar oluşmuyor.

Hatıralar kâğıtlara dökülmüyor : “Bu sana bir hatıram olsun - beni unutma” diye bir cümle hatıra defterine artık yazılmıyor.

İnsanlar hatıralarıyla yaşamayı unutmuş görünüyor.

Hatıralar da değişti sayılır; hatıralar, kuşlar gibi konacak dal istemiyor mu?

Br fincan kahve ve kahve falı bile unutuldu.

Oysa insanların yeni hatıraları, yeni hayalleri, yeni umutları, yeni yaşama sevinçleri olmalıdır.

*

Bu duygu ve düşüncelerle kendime geldim.

Tam o sırada radyoda, güftesi Baki Süha Edipoğlu, bestesi Selâhattin Pınar’a ait Hisarbûselik makamında bir şarkı çalıyordu:

“Beni de alın ne olur koynunuza hatıralar.”

Şarkıyı, kaybolan eski mahallem, evim ve temiz yürekli komşularım ile ilgili hatıralarımı canlı tutarak - saygılı,  sevgi ve hüzün dolu bir tebessümle  sonuna kadar dinledim.

*

Yazıyı, meçhul bir şairin dizeleriyle bitirelim:

“Bir nehir gibi akar durur

Günler, haftalar, aylar, mevsimler ve yıllar,

Bizler sonsuza giden bir sessizlik gibiyiz,

Geriye yalnızca hatıralar kalır.

Bir düş mü?

Bir rüzgâr mı?

Bilinmez...

Hatıralar neden hep insanlardan kaçarlar?

Hangi kuytu köşelere gizlenirler?

Nasıl hatırlamam ki o günleri?

Bir mutluluk, bir sevinç,

Bir acı, bir hüzün,

Bir iç çekişi, bir veda,

Bir gülümseme, bir sitem,

Bir düş kırıklığı,

Yoksa bir gözyaşı mı?

Hatıralar, sanki bir kelebeğin kanat çırpması,

Bir çiçeğin açıp solması,

Bir yıldızın doğup kaybolması gibi bir şey...

Gizemli bir öyküsü vardır her hatıranın...

Beklesem?

Hatıralar, uzaklarda bir yerlerden çıkıp geri dönerler mi acaba?

Kim bilir ki ?”

 



Bu yazı 226 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI