DR. Faruk TÜRKÖZÜ

DR. Faruk TÜRKÖZÜ


YUNAN BASININDAKİ İNCİRLİK İDDİALARI VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

15 Eylül 2020 - 16:07 - Güncelleme: 15 Eylül 2020 - 17:50

                               Yunan Basınındaki İncirlik İddiaları ve Düşündürdükleri
 
        Bugün internete düşen haberi okumayanlar için kısaca bir özetledikten sonra bu haberin bizde düşündürmüş olduğu hususlara geçebiliriz.
         “ABD Yönetimi, geçtiğimiz günlerde Güney Kıbrıs ile askeri işbirliği anlaşmasına imza attı. Türkiye sınırında önceki gün Yunanistan ile atışlı kara tatbikatı yapan ABD, Akdeniz’de de Rum kesimi ve İsrail ile tatbikat yapacak. Cumhuriyetçi Senatör Ron Johnson ise, ABD'nin İncirlik'teki askerlerini bir Yunan adasına taşımayı düşündüğünü ileri sürerken Yunan basını da İncirlik ile ilgili ciddi bir iddiayı ortaya attı. İşte son dakika haberinin gelişmeleri...
 
         Yunan haber sitesi Greek City Times, ABD'nin Türkiye'nin Adana'daki İncirlik Hava Üssü'nde depoladığı 50 nükleer savaş başlığını Yunanistan'a taşımaya hazırlandığı yönündeki söylentilerin son zamanlarda arttığına dikkat çekti” ve haberin devamında
         “İncirlik Hava Üssü, 1955 yılından bu yana Türk-Amerikan ortak kontrolü altında. Üs, Arap dünyasına kapı eşiğinde bulunması ve Sovyetler Birliği'ne yönelik Amerikan nükleer bombalarını depolamak için uygun bir yer olması nedeniyle NATO ittifakının en stratejik varlıklarından biridir" denildi.
         Ayrıca ve ilave olarak da Avrupa Senatosu Dış İlişkiler alt komitesine başkanlık eden Wisconsin Senatörü Ron Johnson, Washington Examiner'a açıklamalarda bulundu ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "rahatsız edici" dış politikasının ABD'li yetkilileri İncirlik Hava Kuvvetleri üssünden çekilme hazırlıklarını yoğunlaştırmaya teşvik ettiğini ileri sürdü.
 
         Şimdi bu haberden yola çıkarak ben ve benim gibi bağımsız dış politika düşüncesi olan bilim insanlarımız bir tarafa ama ömrü “Soğuk Savaş” yıllarının politik söylemleriyle geçmiş; en son küreselcilikte kalmış, yönetilip ve yönlendirilen kaos ve pandemi süreçlerinin yeniden dünyamızı şekillendirdiği, teknolojinin  coğrafi stratejik değerleri egale ettiği hatta geçtiği bir konjonktürden kopmuş  bazı entellektüel kardeşlerimiz; arkadaşlarımız diyor ki ABD Türkiye’den asla vazgeçemez, geçmez..Tüm tezini bu kabule göre oluşturmuş.Aksini düşününce Avrasyacı, şucu, bucu elinde de onlarca yafta da hazır karşısındakini baskı altına almaya çalışıyorlar.
         Televizyon’da kendilerine “ABD Lozan’ı imzalamayan devletler arasındadır” diyorlar; “olsun bizimle savaşmadı ki..”(?) diye cevap verebiliyorlar.
         Yine objektif uzmanlarımız veya moderator soruyor:”YPG ve PKK’ ya 20 bin tır silah mühimmat yardımı yapılıyor, petrol anlaşması yapılıyor, FETÖ elebaşını vermiyor, ekonomik ve siyasi baskı uyguluyor, dövizi Demoklesin kılıcı gibi başımızda sallandırıyor diyor. Tamam ilişkilerimiz çok sağlıklı bir nokta da değil ama ile söylemine başlıyor; dünya  “bir gaz kütlesi ilken” diyerek meselenin derinine indikçe iniyor.
         Yine objektif ve kendini şartlara göre güncellemiş, dünyaya küresel bir ölçekte bakan  bilim insanları Çin AB, ABD ve Rusya’dan sonra yükselen dördüncü güç, pandemiye ragmen dim dik ayakta duruyor ve bir kuşak bir yol projesinden vaz geçmiyor diye ekliyorlar:
           O arkadaşım  Çin seddinden, Metehan’dan, ipek-kumaşlarıyla Türk kağanlarını nasıl aldattığından dem vuruyor, Uygur Türklerin’e mevzuyu getiriyor. Haçlı Savaşlarını sanki Batı devletleriyle yapmamışız gibi..
          
         O bu konuda eğitim almış, dirsek çürütmüş ve bu alanda yıllarını harcamış konuda da uzman olduğu için AB ve ABD diyor başka bir şey demiyor.
         Dayandığı tek zemin “ABD Türkiye coğrafyasını gözden çıkaramaz” ve altyapı, lojistik sistemler ticaret hacmi gibi argümanlar oluyor.
         İngiltere de Osmanlı devletini, Ruslarla mücadele ettiği için 200 yıl savunur gibi yapmıştı. Ancak 1904  Reval görüşmelerinde “Hasta adamı” paylaşmak için ezeli düşmanıyla anlaşıvermişti.
         Bu gerçekler hep unutuluyor.Jüpiter füzeleri kırizi, KIbrıs meselelerinde Johnson’un İnönü’ye yazdığı mektup, PKK ‘ya destek süreçleri hep unutuluyor, küçümseniyor veya yok sayılıyor.
         15 Temmuz’da toplumumuzun pimini çeken iç  gerginlikleri patlatan ve bizi çökertmeye çalışan  bu çok abartılmış güce karşı “celladımıza karşı beslediğimiz bu duygu platonik bir aşk mıdır? Psikolojide ki adı nedir?tam olarak  bilemiyorum.Ama bir kısım yönetici ve enntellektüelimiz ABD’ye karşı ısrarla yumuşak bir duruş sergiliyor, diplomatik kibar bir dil kullanıyor.
         ABD Suriye’de, Kuzey Irak’ta, Dedeağaçta, Larisa’da üs kuruyor; aynı arkadaşlarımız İran içindir, Rusya’ya karşıdır diyebiliyor ve soğuk savaş dönemi pisikolojisinden bir türlü çıkmak istemiyor.
         Maalesf adamların muhalefeti’de, iktidarı da Pentagonu’da bizi gözden çıkarma kararını çoktan vermişler, yeni güzergahlarını ve konuşlanma yerlerini oluşturuyorlar. Tarihsel hasımlarımızın hem topraklarımızda, hem denizlerimiz de gözü var.Lütfen uyanalım artık.
         Benim  kendi okumam odur ki; NATO içinde ve AB’ye müracaat sürecinde kalalım, Batı’dan hiç kopmayacak stratejik bir ortakmış, AB’ye her an üye olacakmış gibi konuşalım.
         Ama, tüm savunma, ticaret, kültür anlaşmalarımızı örtülü, yarı örtülü veya açık şekilde Çin, Rusya gibi güç merkezleriyle yapalım.
         Pakistan, Azerbaycan, Hindistan, Japonya, Venezuela, Brezilya, İspanya, İtalya, İngiltere, İsrail Mısır, Fas, gibi pivot ülkelerle karşılıklı çıkar arayışlarını sürdürelim.
         Paradoksal tavırlar; politik poligamik strateji; ekonomimizi, birlik beraberliğimizi ve ordumuzu yani kısacası milli gücümüzü daha da yükseltinceye ve kuvvetlendiriceye kadar sürdürmemiz gereken en pragmatik yoldur.
     Sağlıkla..
        
 

Bu yazı 16008 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum