Dr. Faruk TÜRKÖZÜ

Dr. Faruk TÜRKÖZÜ

[email protected]

19 Mayıs 2021 Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı/M. Kemal Atatürk Yaşasaydı Bugün Ne Yapardı?

20 Mayıs 2021 - 10:16 - Güncelleme: 20 Mayıs 2021 - 11:36

19 Mayıs 2021 Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı

(M. Kemal Atatürk Yaşasaydı Bugün Ne Yapardı?)


Bugün 19 Mayıs 2021 Tüm Türk halkının  Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı olarak kutladığı çok önemli bir tarihin Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün yakın çalışma arkadaşlarıyla beraber Samsun’a ayak basışının 102nci yıl dönümüdür.

Tabi ki bu önemli gün tüm teferruatıyla öncesi ve sonrasıyla okuyucularımıza hatırlatmak için bir kez daha paylaşılabilir.

Zaten eli kalem tutan ve ağzı laf yapan birçok uzman; Mustafa Kemal Atatürk’ün tarihin akışını hangi şartlarda nasıl değiştirdiğini, nasıl bir hayalle ne gibi imkânsızlıklarla boğuştuğunu, içeride ve dışarıda başlangıçta serdengeçtilikle ve maceraperestlikle suçlanan “ya istiklal ya ölüm” çıkışı ve “milli kurtuluş savaşı” teşebbüsünün ve gerçekleştirdiği inkılapların tarihi hikâyesini öyle böyle bir şekilde anlatıyor.

Ancak; Atatürk bedenen veya fikren yaşasaydı bugün ne yapardı? Bugün nasıl davranırdı? Bu soruya kimse cevap vermiyor, veremiyor? Çok zor bir soru. Bu soruya cevap vermek için Atatürk’ü ve yakın tarihi ezberlemek yetmez. Atatürk’ü anlamak, analiz edebilmek Türkiye ve dünya meselelerini kavramak ve de hiçbir partiye, kuruma, kuruluşa bağlı olmadan tam bağımsız bilimsel bir düşünceye sahip olmak gerekir.

Yani hiç  kolay değildir.
O yüzden bu tip soruları 
bilim insanları ya geçiştiriyorlar ya da Atatürk’ün hangi durumda ne amaçla söylediğini bilmeden bazı veciz sözlerini kullanarak için işinden sıyrılmaya çalıyorlar.

Mustafa Kemal Atatürk’ün manevi mirasçılarım diye hitap ettiği bir bilim insanı ve emekli bir asker olarak ben bu tarihi günde; büyük önderin  dünya görüşüyle ölümünden sonra bugüne kadar olan Türkiye yönetimi ve önemli devlet meselelerine dair verebileceği kararları, icraatları  ele alacağım.

Bu olası tahminlerimden amaç niyet okumak değil, tamamen objektif bilimsel çıkarımlardan oluşan saptamalar yapmaktır.

Bugün ülkemizin ve bizim buna, ülke sorunlarında ortak noktalarda ve çözümlerde buluşmaya, birleşmeye ihtiyacımız vardır.

Elbette her tarihçi, her araştırmacı ve okuyucu bu çıkarımların bir kısmına katılabilir, katılmayabilir, eksik fazla bulabilir, ya da farklı çıkarımlar yapabilir. Bu hiç çıkarımı olmamasından iyidir.

Netice olarak değerli arkadaşlarım; önemli gördüğüm bazı hususları aşağıdaki maddelerde ana başlıklar halinde sıralıyorum.Şöyleki;
Mustafa Kemal Atatürk İnönü döneminde yaşasaydı veya fikirleri tam olarak yaşatılsaydı:
-Hatay’ın ana vatana katılmasından ve Dersim isyanını aynen kararlı bir şekilde bastırdıktan sonra süratle Doğu’daki diğer asayiş ve operasyonlarda da hava kuvvetleri aktif olarak kullanılarak devam ederdi. (O öldükten sonra diğer harekatlarda operasyonlarda uçak kullanılmamıştır.)

-Yaklaşan 2nci Dünya Savaşı nedeniyle askeri savunma ve güvenlik tedbirlerini İnönü’nün yaptığı gibi üst seviyeye çıkarır, savaşta yine İnönü’nün yaptığı gibi tarafsız kalırdı.(Zaten tarafsızlık politikası Atatürk’ün vasiyetidir.)

Ancak savaş esnasında gerçekleşen toplantılarda İnönü’nün pasif tavrının aksine Gazi Mareşal; önemli askeri politik,  tespit ve değerlendirmeler yaparak Müttefik devletlerin daha çok saygı ve güvenini kazanırdı. Bu da savaş  sonrası Türkiye’nin Paris Barış Konferansı’nın davetine icap ederek Ege denizindeki adalar meselesinde garantörlük hakkı elde etmesine , Lozan antlaşmasına göre silahsız ve askersiz olması gereken  adaların eski statüsü durumuna dönmesine, ileride bazı ada ve adacıkların Türkiye’ye geçmesine alt yapı olacak metinlerin kayıt altına alınmasına yol açabilirdi.S.S.C.B’nin Atatürk başta olsaydı. O derece sert Türkiye’yi tehdit etmeyebilirdi.Çünkü Atatürk memleket dahilinde Sovyet Rusyay’yı (Stalin’i) kızdıracak kadar Alman yanlısı bir politika izlemezdi.

S.S.C.B nin Boğazlar ve Doğu Anadolu’yu kapsayantehditleri sonucunda NATO paktına girse bile iç işlerimize ve eğitim sistemimize müdahele eden ikili anlaşmaları kesinlikle imzalamazdı.

-ABD istedi diye Kayseri uçak fabrikasını kapatmazdı.Milli Savunma sanayi çok önceden kurulurdu.
-NATO’nun aleyhimize faaliyetlerini gördüğünde.
Şöyleki Jüpiter füzeleri Türkiye’den söküldüğünde ve Kuruşçev’in Türkiye’den olan taleplerinden vaz geçtiğinde NATO’nun en azından askeri kanadından çıkabilir ve S.S.C.B
ile tam bağımsızlık ilkesi zedelenmeden karşılıklı ilişkileri içeren dostluk ve işbirliği antlaşmaları gerçekleştirebilirdi.

- Kıbrıs olaylarının hortladığı dönemde bence aynen Demokrat partinin gerçekleştirdiği politikaları gerçekleştirmeye Londra ve Zürih benzeri antlaşmalarla garantörlük hakkı elde etmeye çalışır, adada eşit egemen iki devletin kurulmasına gayret ederdi.

- Atatürk yaşasaydı gözü dönmüş, aklını kiraya vermiş, şahsi ihtiraslarının esiri olmuş sözde Atatürkçü geçinen cuntacı ve darbeciler tarih sahnesine çıkarmıydı? pek sanmıyorum ama Atatürk döneminde bu girişimler olsa tekrar takriri sükun kanunu çıkarır darbecilerin tamamını idam ettirirdi.Atatürk askerin politikaya ve siyasete karışmasından nefret ederdi.

-Atatürk dış politika da tek eksene, tek devlete, tek pakta sırtını dayamanın mütareke ve vesayetçi aydın mantığı olduğunu bilir ve daha çok bağlantısızlar blokuna yakın dururdu.

Atatürk Çin’in yükselişine şahitlik etseydi, kesinlikle Çin ve Japonya gibi ülkelerle sıkı dostluk ve işbirliği antlaşmalarına Türkiye’nin kapısını aralardı. 

Hele ki Batı’nın gerek AB vb gibi kurumlaşmaya gittiğini, Türkiye’yi de dışlama gayretlerini gördükten sonra kesinlikle sırtını Doğuya dönmezdi.

Atatürk çağdaş medeniyete hayran bir asker devlet adamıydı. 
Batı kültürü, dini  ve örf adetlerine körü körüne bir bağlılığı ve düşkünlüğü yoktu. Öyle olsaydı  ömründe birkere olsun bir vesile ile Paris’e ve Londra’ya çalışma ziyareti adı altında giderdi.Arkafaşlarına, Batı’dan gelirken tüketim malzemeleri siparişi verir ve getirttirirdi. Oysa arkadaşlarından sadece kitap istemiştir.

-Soğuk Savaşı dönemi sona erdiğinde, yani bugünlere gelindiğinde, dış politikada Birleşmiş Milletler’de veto hakkı bulunan Rusya, Çin gibi devletlerle iş birliği ve menfaat birliği pozisyonları arardı.- Ayrıca bugüne değin NATO dan mutlaka çıkardı. Özellikle S.S.C.B nin dağılmasından sonra kesinlikle ABD ile ilişkilerini enaza indirir, memleketimizdeki üslerini kapatırdı.

-Aslında Lozan antlaşmasını kabul etmediği için Atatürk ABD ile hiç yakınlaşmayıp NATO ya belki de girmezdi bile denilse hiç de yanlış bir çıkarım olmaz. Ya da Lozan antlaşmasını imzalatır ondan sonra davet ile girebilirdi.

-NATO’da kalsa bile Atatürk  başka devletlerle kesinlikle işbirliği arayışlarına girerdi.

-Ülke içinde, Mason derneklerini kapatır. Özelikle İsrail’in Filistin’e pervasızca sürdürdüğü saldırılarına karşı ülke içinde ve dışında yaptırımlar hayata geçirmeye çalışırdı.

-Atatürk yaşasaydı. Bugün de hükümetin yaptığı gibi, terör örgütleriyle  memleket içinde ve dışında amansızca mücadele ederdi. Irak’la imzaladığı sıcak takip antlaşmasının derinlik  ve kapsamını arttırırdı.

Türkiye lehine sınır düzenlemeleri yapılması için girişimlerde bulunurdu.

-Kıbrıs , Ege adaları, Balkan Türkleri ile ilgilenildiği gibi, Kerkük ve Musul Türklerini de yalnız bırakmazdı.

Bence Atatürk yaşasaydı HATAY modelini Batı Trakya’dan, Adalardan tutun Musul Kerkük’e kadar her alanda uygulamaya çalışırdı. Bu yüzden Emperyalistler Onu darbe ve sikastle ortadan kaldırmasalardı Fatih’in şüpheli ölümü gibi ilaçlarla zehirleyerek öldürürlerdi. Zaten başlangıçta Köşk doktorlarının yanlış tedavi uygulaması; siroz tedavisinin çok geç başlaması da şüphelidir. Normal değildir.

- Atatürk bugün yaşasaydı Azerbaycan-Ermenistan-Karabağ, Libya, meselelerinde Türkiye’nin bugün yaptığını yapardı.

Kuzey Irak dahil dünyanın her bölgesinde Türkiye’ye kast eden tüm terör örgütleriyle her yönüyle savaşırdı.

-Atatürk hiç bir zaman denk bütçeden taviz vermez; Türk devletini büyük miktarda borca  sokmazdı. İMF yi Türkiye ye sokmazdı.Bugün de çok şükür IMF ile ilişkimiz yoktur.

-Devleti Çökertme’ye çalışan mafya, yabancı istihbarat ve terör örgütlerine izin vermez. 

Tarikatların tamamını veya çoğunu kapatır. Devlet içinde ki atamalarda sadakat kadar niteliği de eşit derecede önem verirdi.(Bugün de Türkiye devleti başlangıçta bir cemaat, tarikat hareketi gibi görünen  FETÖ istihbarat ve terör örgütünü her kurumdan söküp atmaktadır. Diğer tarikatları da MİT ve Emniyet istihbarat vasıtasıyla yakın takip ve gözetim altında tutmakta, inanç alanının dışına çıktıklarında amiyane tabirle tepesine çökmektedir.)

-Şeffaflık ve hesap verirlik adalet, her alandaki işleyişte,  baş düstur olurdu.

- Laik devlet anlayışı bugün olduğu  gibi mütedeyyin Müslüman Türk halkının dinini ve inancını özgürce yaşamasana asla engel olmayacak,onları tedirgin etmeyecek ve Allah ile kul arasına hiçbir ruhban sınıfın girmeyeceği bir adap ve usülde işletilirdi.

( Atatürk sırf Müslüman olduğu için Boşnakları, Pomakları, Arnavutları Türk vatandaşlığına aldırmış; ancak Karamanlı, Kayserili Hrıstiyan inancına sahip Türkleri Yunanistan’a göndermiş. Mübadele ye takasa tabi tutmuştur.)

-Doğuda ve Batı’da tüm komşularıyla bölgesel ittifaklar kurmuştur. Aynı yöntemle bugün de dünyanın her coğrafyasından Türkiye şüphesiz dost ve müttefikler bulurdu.

Bir yandan “Yurt’ta sulh cihanda sulh” der ancak bir yandan da bölgesel  ve küresel güç olma yönünde korkusuzca ilerlerdi. 

(Tıpkı Fransa’nın Fransız ihtilalinden sonra Cumhuriyet yönetimine geçmesinden sonra dünyanın her bölgesinde ekonomik, kültürel ve askeri nüfuz bölgelerini çoğaltmaya çalıştığı gibi.Ancak tabii ki bu devlet gibi biz sömürgeci anlayışla değil iki taraflı kazan kazan ilkesi doğrultusunda, karşılıklı menfaat temelinde)

-Nükleer ve Klasik    Mİlli ve yerli askeri sanayiyi kurmaya ve geliştirmeye çalışırdı.

-Eğitimde, bilimde, tarımda ve sanayi’de enson teknolojinin yurdunuza gelmesi için gece gündüz ülkede seferberlik felsefesiyle çalışılmasına öncülük ederdi.

-Mavi Vatan için kurultaylar, çalıştaylar düzenletir; deniz kuvvetlerimizi ve hava kuvvetlerimizi dünyanın tüm emperyalist devletleriyle boy ölçüşecek seviyeye getirirdi.

-Dünyaca ünlü bilim ve sanat adamlarını ülkemize davet ederek onların üniversitelerde ve medya organlarında dersler vermesine ve söyleşiler yapmasına olanak tanırdı.
-Köy enstitülerini  açar ve köylü ve çiftçiyi bilinçlendirmeye, iş güç sahibi yapmaya çalışırdı.(Atatürk sağlığında bunu yapmaya çalışmış, TBMM ndeki toprak ağaları ve kendi yakın arkadaşları bunu engellemiştir. Büyük önderin sağlığı buna elvermediği için üstüne çok düşmemiştir.
Atatürk’ün ömrü uzun kosaydı kesinlikle toprak reformunu hayata geçirir ağalık, şeyhlik gibi halk üzerinde sosyal bir baskı zümresinin oluşmasına izin vermezdi.

-Atatürk hırıstiyan azınlıkların dünyanın emperyalistlerin ülkemiz iç işlerine karışması için bir vesile olduğunu bilir. Bu nedenle onları diğer ülkelerdeki Müslüman azınlıkla mübadeleye tabi tutardı.

-Denizcilik, Havacılık, Uzay, Bilgisayar ve Robot teknolojilerine öncelik verirdi.

- Demiryollarıyla, fabrikalar, limanlar, çiftlikler vb.başta olmak üzere tüm Yurdumuzu dünyanın sayılı refah ülkesi konumuna getirirdi.

-Okullarda Türk gençlerine öyle bir müfredatı okuturdu ki gençler bugünkü gençliğin ütopik diye nitelendirebileceği bir çok projeyi gerçekleştirme arzusu ve motivasyonuna sahip olurdu.

Yani büyüklerin  bugün olduğu gibi öğrencileri teşvik etmesine gerek kalmaz.

Bilgisayar alanında olduğu gibi gençlerin ve Z kuşağının her alanda çalışma istek ve düzeylerine yetişme kendini geliştirme çabası içinde olurdu.

Kendi araştırmalarım, deneyim ve çalışmalarımdan; Atatürk algımdan çıkardığım değerlendirmeler bunlardır.

Yaşlılarımız okuyup bir düşünsün, kendi Atatürk algılarıyla karşılaştırsın; gençlerimiz de ilham alsın diye kendi çıkarımlarımı bir Cumhuriyet Tarihi uzmanı u olarak paylaşmak zorunda hissettim.

Bu duygu ve düşüncelerle başta tüm Türk gençliği olmak üzere ve tüm Türk halkının 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramını kutluyorum.


 

Bu yazı 434 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum