Prof. Dr. Namık AÇIKGÖZ

Prof. Dr. Namık AÇIKGÖZ

[email protected]

DEPREM TERİMLERİNE KATKIMIZ: YERKESİĞİ, ZELZELE KUYUSU, ZELZELE SİPERİ

16 Şubat 2023 - 09:30
Reklam

DEPREM TERİMLERİNE KATKIMIZ: YERKESİĞİ, ZELZELE KUYUSU, ZELZELE SİPERİ

Namık Açıkgöz

Maalesef 6 Şubat 2023 gecesi, saat 4:17:34’te Kahramanmaraş Pazarcık ilçesinde 7,7;  saat 12:24:47’de Elbistan ilçesinde 7,6 şiddetinde iki deprem meydana geldi ve binlerce bina göçtü; binlerce insan hayatını kaybetti. Bilinen en büyük kara depremi olarak kayda geçen bu deprem, ne yazık ki, sadece binaların yıkılıp insanların hayatlarını kaybetmesine yol açmadı, sadece Türkiye’yi değil, bütün dünyayı yasa boğdu.
Bin yıldan beri bu toprakları vatan tutan Türk milletinin deprem konusunda nasıl tavır takındıklarının bilinmesi için, bu yazıda depremle ilgili üç terim ve husus ele alınacaktır.
Depremi ifade etmek üzere Arapça’dan “zelzele” kelimesi ve gene Arapça iki kelime olup da Farsça terkip hâlinde kullanılan “hareket-i arz: yer hareketlenmesi”, tarihi ve güncel Türkçe’de kullanılmıştır. Depremle ilgili Türkçe’de başka hangi terim özelliği taşıyan kelime ve tamlamalar vardır?

FAY HATTI: YER KESÜGİ

Türkçe’de “fay hattı” terimi, ilk defa Dil ve Tarih-Coğrafya Dergisi’nde 1943 yılında kullanılmış. Aslı Latince “fallare” kökünden gelmekteymiş ve dilimize Fransızca “faille” olup “yarık, çatlak” anlamlarına da gelmekteymiş.
Muhtemelen, önce genel dilde “yarık, çatlak” anlamında kullanılan bu kelime, daha sonra, depremleri meydana getiren yer hareketliliğinin de adı olmuş.
Pekiiii….
Türkler, “fay hattı”nı Fransızca’dan alıncaya kadar bu tabiat olayına ne ad veriyorlardı.
Bunun en güzel örneğini Muğla’da görüyoruz.
Muğla’nın şimdi Menteşe ilçesine bağlı olan Yerkesik mahallesi (1994-2019 arası belde idi.)’nin adı tarih belgelerinde, Piri Reis’in Kitab-ı bahriye’sinde ve Evliya Çelebi Seyahatnamesinde “yer kesügi” olarak geçer. Fonetik özelliğiyle yaygınlaşan bu tamlama, zamanla “yerkesiği” olmuş ve daha sonra bir yer adı olarak “Yerkesik” şekline dönüşmüştür.
Bu tamlamadaki “yer”, “yer küre”yi ifade eder ve “kesik” de yerde meydana gelen toprak çökmesi ve ayrılmasını ifade eder. Bu “çökme ve ayrılma”, halk mantığında jeolojik olayın doğru bir algılanıp ifade edildiğini gösterir.   Olan tabiat olayı daha çok sert madde ve cisimlerde olan “yarık ve çatlak” değil, toprakta meydana gelen bir yarılma ve çökmeyi de ifade etmek üzere kullanılmıştır.
Bugün Muğla-Menteşe-Yerkesik mahallesinin batı tarafındaki büyük çöküntü, muhtemelen büyük bir depremden sonra meydana gelmiş ve halk da burayı ifade etmek üzere “yer kesügi” ifadesini kullanmıştır.
Bu tamlama Muğla civarında iki yer için kullanılıyor. Biri, yukarıda da belirttiğim gibi Yerkesik mahallesinin adı olarak geçer; diğeri de Piri Reis’in Kitab-ı Bahriye’sinde Didim Akbük taraflarındaki Acısu yöresini anlatırken geçer.
Demek ki, Türkler, “fay hattı”ndan önce, bu tabiat olayını ifade etmek için “yer kesügi” tabirini kullanmışlardır. (Aşağıda eserinden bahs edilecek olan Resul Mestî Efendi “fay hattı” yerine “yer kesügi” tabirini değil “çatlak” tanımlamasını kullanır.)

ZELZELE KUYUSU

İstanbul’da II. Bâyezid döneminde, 10 Eylül 1509 günü büyük bir deprem vuku bulmuştur. Halk arasında “kıyamet-i sugrâ: küçük kıyamet” olarak adlandırılan bu faciadan sonra, yer altı hareketliliğini (Bugün buna “fay hattı kırılması, kayaçlanma” diyoruz.) önlemek üzere derin kuyular açılması teklif edilmiş ve depremde kendisi dahi ciddi olarak tehlike atlatan Sultan Bâyezid, kuyuların açılmasını kabul etmiştir. Bunun üzerine İstanbul’da değişik yerlere 2000 civarında kuyu açılarak fay hareketliliği önlenmeye çalışılmıştır. Bu açılan kuyulara “zelzele kuyusu” denmiş ve bu tabir uzun süre kullanılmıştır. Böyle bir uygulamayı Batılılar yapsaydı, bu tabir derhal bilimsel bir terim olarak kullanılmak üzere insanlığa mal edilirdi. Ancak bunu bulan Türklerin kılık-kıyafetleri Avrupalılar gibi olmadığı için, Batı bu tabiri kullanmayacaktı. Sonra bir Türk büyüğü gelip… (Lafı Küçük Prens’e nereden getirdim Allah aşkına sevgili editörüm?...)
Hasılı, depremlerle ilgili literatüre 17. yüzyıl Türkleri de “zelzele kuyusu” tabiri ile katkıda bulunmuşlardır.

SİPER-İ ZELZELE

“Siper-i zelzele” doğrudan deprem literatürüne bir katkı terimi değil… Bu kavram Resul Mestî Efendi’nin 1903’te  yayınlanan risalesinin adı.
Bu risale hacim itibariyle küçük ama bilim tarihi açısından büyük bir eserdir. Belki de Türk tarihinde, depreme karşı alınacak tedbirler konusundaki ilk kitaptır.
Bu risale hakkında Nuh Arslantaş, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisinde, 2007’de bir makale yayınlamış. Arslantaş, bu makalesinde risaleyi tanıtıp geniş bir özetini veriyor.
Resul Mestî efendi, depremin ilk 5 saniyesinin önemli olduğunu ve bu anda kurtulmak için çok hızlı hareket etmek gerektiğini, “hareket tekrarlanması-dalgalanma” teorisiyle anlatıyor.
Resul Mestî Efendi, risalesinin diğer sayfalarında, depremin etkisinin nasıl kırılacağını; bunun için evlerde ve odalarda nasıl bir mekanik sistem kurulması gerektiğini çizimlerle dile getiriyor. Tespitleri ve teklifleriyle depremden en az zarar görmeyi planlayan bir metin olan bu eserin ayrıca bir tanıtımı gerektiğinden, sözü burada bitirelim.
İnşallah böyle büyük afetler bir daha yaşanmaz.  Dua edelim!... Ama önce inşaat teknikleriyle binamızı sağlam kazığa bağlayalım; ondan sonra dua ve tevekkül edelim.

 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum