Celil ALTINBİLEK

Celil ALTINBİLEK


Misyonerlik ve İhtida

04 Eylül 2020 - 08:20

Misyonerlik ve İhtida
     Türklerin Türkistan topraklarından İran, Irak Suriye, Anadolu ve Akdeniz sahil şeridine doğru göçleri buraların yeni devletler kurulması ve Türkleşmesiyle neticelenmiştir. Afrika ve Balkanlarda bu faaliyetlerden nasibini almıştır. Buralarda yaşayan, çeşitli inançlara sahip yerleşikler kendilerini muhafaza etse de ağırlık Türk yoğunluğu olmuştur.
     Bu mücadeleler birdenbire olmamış, özellikle uçlarda yaşayan Türkler hem toprağı imar etmiş hem de buraları İslamlaştırmış, bu gazilerin, başka dinlere mensup çeşitli inanç sahiplerini Müslüman yapmak için, çeşitli hazırlıklar yaptıkları, onların dinlerini, dillerini ve adetlerini öğrendikleri söylenmiştir.
     Şöyle ki: “Onlar, rakip ya da alternatif bir anlamlar ve değerler sistemi karşısında zafer kazanılmak isteniyorsa, bu sistemin içine girilmesi, ''değiştirilebilir bir kurgu"ya dönüştürülmesi ve böylelikle altüst edilmesi ve ele geçirilmesi gerektiğinin gayet farkındaydılar. Onlara, Gençliklerinde "dört kitap ve yetmiş iki dil" öğretilmişti. Kendine güvenen bir din değiştirici için dünya, "biz" ve "onlar" olarak ayrılmaz, "biz" ve "henüz bizden olmayanlar" ya da "günün birinde bizden olacaklardı.”
“Elvan Çelebi, Babaileri işlerinde son derece başarılı din değiştiriciler olarak sunmaktadır. Babailer, Türkmen kabileleri arasındaki cemaatlerine yol göstermekle kalmamış, Anadolulu Hıristiyanlar ve Yahudiler kadar, pagan Moğolların bazılarının kalplerini ve zihinlerini de kazanabilmişlerdir. Babası Âşık Paşa'nın ölümünü yazarken, Elvan Çelebi, "Ermenilerin, Musevilerin ve Hıristiyanların" ağlayıp "Şeyhimiz nerede?" diye sormalarından daha iyi bir imge bulamamıştır. Tüm bu yaslı insanlar din değiştirmiş dönmeler miydi?”
“Baba İlyas'ın müritlerinden biri olan Hacı Bektaş, bazı Hıristiyanlardan Aziz Haralambos olarak saygı görmüştür. Müslümanlar ve Hıristiyanların bu şekilde ortak azizlere sahip olması, dervişane şahsiyetlerle sınırlı olmayıp kutsal savaşçıları yani gazileri bile kapsayabilmekteydi.” (1)
     Moğol göçüyle birlikte Anadolu’ya ve Hıristiyan ülkelerine yapılan bu göçler uç beylerinin faaliyetleriydi. Cemal Kafadar eserinde* bu faaliyetleri daha kitabi olan yani Sünni bir görüşü ifade eden Konya ve benzeri yerlerdeki kimselerin değil daha rahat ve esnek görüşü ifade eden gayri sünni kişilerin icra ettiğini belirtir. 
     Ancak bizim düşüncemiz: Türk ülkelerinde bu katı olmayan ve töre özelliklerini barındıran İslam düşüncesi on altıncı yüzyıl ortalarına kadar kapsamlı ve yönetimle destekli şekilde devam etmiştir, zaten belirtildiği üzre Türklerin bir mezhep taassubu bulunmamakta ve hoşgörüyü kendilerine şiar edinmekteydiler.
     Bu farklı kültür ve inanç sahipleri, birbirleriyle iletişim halinde bulunup, birbirlerini tanımış ve etkilemişlerdi. Türkler inandıkları ve sahip çıktıkları bu dine gönülden bağlı olup, onun, insana değer veren, hoşgörülü, faydalı olan özelliklerine candan bağlanmışlardı, bu samimiyet ve insani değerler karşı tarafı etkilemiş, belki de özel bir misyonerlik ihtiyacına gerek kalmamış, bu haliyle ve sözüyle bir olanlar, birliği sağlamışlardı.
     Sonraları Hıristiyan dünyası din değiştirme, misyonerlik faaliyetlerinde çok ileri gitti ve organize oldu, diğer dinin özelliklerini çok iyi tanıdı, insanların en mühim ve çaresiz kaldıkları durumda sağlık için hastaneler inşa etti, okullar kurdu,  kazanmak için, sinemayı, edebiyatı, güzel sanatları ve sosyal medyayı ele geçirdi. Güçlü olan biçim vermesini bildi.
Celil Altınbilek                                      03.09.2020
1-*Cemal Kafadar İki Cihan Aresinde Birleşik yayın 2011 s.64-117
 
 
 

Bu yazı 248 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum