Seyhan Çağlar EMEN

Seyhan Çağlar EMEN

[email protected]

KÜLTÜR ABİDEMİZ YAVUZ BÜLENT BAKİLER

15 Ekim 2014 - 21:01

KÜLTÜR  ABİDEMİZ  YAVUZ  BÜLENT  BAKİLER

 

        Ankara'da  Ticaret  ve  Turizm  Yüksek  Öğretmen  Okulunda  öğrenci  iken  ders  bitiminde  Türk Ocağı  Genel  Merkez'ine  gider, arkadaşlarla  sohbet  eder,  üst  kattaki  kütüphanede  kitap   okur,  ders  çalışırdık. Bazı  günlerde  öğleden  sonraları  tarihi  binanın salonunda  konferanslar  düzenlenirdi.  Salonda çeşitli  tarihlerde çok  değerli ilim, fikir ve siyaset adamları  taraflarından verilen konferanslar düzenlenirdi. Ayrıca  Kırım ve Azerbaycan folklor  ekipleri çalışmalar  yapıyordu.

        1970  yılı sonları  idi, konferans salonunda üniversite ve  ortaöğretim gençleri toplanmıştı , salon tamamen dolu  idi. Kürsüye  takriben 35-40 yaşlarında bir hatip  çıktı, ismini Yavuz Bülent BAKİLER olarak anons  ettiler, irticalen konuşmaya  başladı, kendilerini ilk  defa  görüyor ve ilk  defa  dinliyordum. Çok  kültürlü, çok  bilgili ve etkili konuşan etkili  bir  hatipti, aradan 44 yıl   geçmesine  rağmen  anlattıkları beynime kazınmıştı, Kerkük  Türkmenlerini  anlattı. Ankara'ya  okumak  için  gelen bir  Türkmen  gence ders  esnasında  profesör ''ARAP'' diye hitap  edince Türkmen  genci ''Bana Irak'ta Türk olduğum  için hakaret  ediyorlar, Türkiye'de  ise Arap diye  hakaret  ediyorsunuz, ben öz Türkmenem '' diye  karşılık  verince bizim çeyrek  aydın profesör ''Türkiye'nin dışında Türk  yoktur'' diye cevap  veriyor.

         Yavuz  Bülent  BAKİLER bey, konferansında Menef isimli bir  arkadaşı  ile  ilgili hatıralarını anlattı, 1918 yılında I. Dünya Savaşı  sona  erince  İngilizler  tüm  Irak'ı işgal  ederler, Türk  Ordusu Basra'dan çekilmiştir, Kerkük ve Musul Bölgesinde Albay Cafer  Tayyar (Eğilmez)'in  komutasındaki taburlar  silahlarını  teslim  etmezler, Musul'u teslim  etmek istemezler, Mondros Anlaşmasını kabul etmezler, Osmanlı Hükümetinin baskısı  üzerine Cafer  Tayyar  bey  komutasındaki Türk  birlikleri  Musul'u  ve  Kerkük'ü Altın Köprü  civarından  terk  etmek zorunda  kalırlar, bu  sebeple  Türkmenler bu köprüye  '' SON  TABUR  KÖPRÜSÜ'' adını  verirler, ordumuz Kuzey  Irak'a  çekilirken  Kerkük'ün  her  yerinde  özellikle de Telafer’de Türkmenler, Araplar ve  Kürtler  sokağa  dökülerek ağıt  yakmaktadırlar. Çünkü sadece  Türk  Ordusu  değil, huzur, kardeşlik, barış, can ve  mal ile ırz  güvenliği  de  gitmektedir, Irak  halkı  İngilizlerin  neler  yapacağını  çok  iyi  bilmektedir.

           Menef'in  dedesi  o  yıllarda  genç  bir  Türkmen’dir, her  sabah  uyanınca  yüksek  bir  yere   çıkar, Türk  Ordusu  tekrar  Kerkük'e  geri  dönecek  diye umutla  Kuzey'e bakar aradan  yıllar  geçer  onun  bu  davranışı  her  gün  devam  eder. Evlenir, çoluk  çocuk  sahibi  olur, yaşlanır dede olur fakat her  sabah yine Kuzey'e Türkiye  sınırına bakar  kalır. Elden  ayaktan düşünce çocuklarına  ve  torunlarına vasiyet  eder '' ben  ölürsem beni Kuzey'deki  şu  tepeye  gömün, Türk  Ordusu tekrar Kerkük'e dönünce ilk  önce ben  göreyim'' der. Menef'in  dedesi  ölünce vasiyeti  gereği o  tepeye gömülür. Yavuz  Bülent  ağabey bu  hatırasını  anlatırken  ağlamıştı, aradan 44 yıl  geçmesine  rağmen bu  konuşmayı 

                                                                                              -2-

hatırlayınca boğazım düğümlenir ve üzülürüm, 2 yıl  önce Manisa'da kültür  sitesi lale  salonunda Menef'i  sorduğumda  Yavuz  Bülent  bey  o  konferansı  hatırladığını bana  söyledi.

          12 MART 1971 muhtırası  ile Türk  Ocağı  kapatıldı, Sanat   Galerisi  ve Heykel  Müzesine  dönüştürüldü. Bizim kültür  merkezimiz  gönül  dergahımız ve Türk'ün  Ocağı  bizlere  yasaklandı, daha  sonraki  yıllarda  Sayın  BAKİLER'in  kitaplarını , makalelerini  ve şiirlerini  okumaya  devam  ettim, okudukça  O'nun  sadece  Milli duygu  ve Milli  meselelerle  değil Milletimizin sosyal  sorunlarıyla ilgilenen  bir  fikir  adamı  olduğunu  gördüm. Sivas'taki  Çocuklar  hepimizi,  sanki  benim 1950'li yıllardaki  çocukluğumuzu  anlatıyordu.

       Balkanlarda  yetim  bıraktığımız  Evlad-ı  Fatihan'ı  ilk  olarak  gazeteci  rahmetli  Yılmaz   ÇETİNER'in  yazdığı  ''  Şu  bizim  Rumeli'yi '' okuyunca  yakından  tanıdım.  Yavuz  Bülent  BAKİLER'İN  Rumeli'yi  tanıtıcı  programları  TRT'den  izleyince  yüreğimizin  yarısının  da   Balkanlarda   bırakıldığını   daha  iyi  öğrendim.  Bu  programlar  bizlerde  derin  izler  bıraktı,  adeta  dedemizin  kardeşlerinin  izlerini  bulduk,  köklerimizin  nerelere  kadar  uzandığını  keşfettik.  O  kadar   baskılara  , soykırımlara  ve  katliamlara  rağmen  Müslüman  Türk'ün  varlığını  devam  ettirmesini  ibretle  ve  hayranlıkla  izledik.  Bir  gece  Balkan  şehrinde  gezerken  rastladığı  kişiye''  Müslüman  mısın  baba ?''  diye  sorunca   Arnavut  ihtiyar'' Elhamdülillah  Türk'üm''  diye  cevap  veriyor.  Çünkü  Rumeli de  Müslüman,  Türk  demektir.  İslamiyetle  şereflenen  bir  Hiristiyan  için ''  Türk  oldu''  diyorlar  120  yıllık  ayrılık  Milli  benliği  ve  inançları  yok  edememiş, sınırlar  bizi  birbirimizden  ayıramamıştır.

           T.C Kültür  Bakanlığı  üst  kademesinde  de  görev yapan  Yavuz  Bülent  Bakiler   çok  değerli  eserlerin  yayınlanmasında,  olumlu  ve  faydalı  çalışmalar  yapılmasında  katkıda   bulunmuştur.   Devrin değil  görevinin  adamı  oldu,  görevinin  hakkını  fazlasıyla  verdi.  Daha  sonra  Kültür  bakanı  değişince  görevinden  alınarak,  kadro  ve  derecesine  bakılmaksızın  haksız  ve  kanunsuz  olarak  pasif  bir  göreve  getirildi,  maddi  ve  manevi  yönden  mağdur  edildi.  Ancak  susmadı  ve  hakkını  aradı Bakan  beyle  mücadeleye  girişti,  Bakanın  adının  ilk ikisini  yer  değiştirerek   Durmuş  Fikri  yerine  Fikri  Durmuş  şeklinde  hitap  ederek  layık  olduğu  gibi  davranmıştır.  Aslanı  kediye  boğdurmak  isteyenler  ters  köşeye  yatmışlar, şah  mat  olmuştur. Bu  kavgaya   Sayın  Süleyman Demirel  el  koyarak  Yavuz  Bülent  beyi  yanına  danışman  olarak  almıştır. 

           Yavuz  Bülent  BAKİLER,  Hukuk  Fakültesi  mezunu  olmasına  rağmen  Hukuk  adamı  olarak  değil,  dava, fikir  ve  gönül  adamı  olarak  tanınır.  Hiçbir  kişinin  grubun,  kurum   ve  kuruluşun  değil  Türk  Milletinin ve  ideallerin  adamı  olmuştur.  Daima  hak  ve  hakikati,  Türk  Milletini  savunmuştur,  ayrıştırıcı  değil  birleştiricidir,  hiçbir  kişiye  biat  etmemiştir.  Eğer  istese  idi,  bazı  kişi  ve  siyasi  liderlerin  peşinden  gitse,  sipariş  üzerine  şiirler  ve  makaleler  yazsa  idi  belli  makamlara  gelebilirdi  ancak   gönüllerdeki  makamlara  gelemezdi.   Gençlik  yıllarında  Aşık Veysel  ile   dost  olur , her  sene  

                                                                                 -3-

Sivrialan  Köyüne  ziyaretine  gider  ve  sohbetine  katılır.  Bir  gün  Veysel'i  ziyaret'e  gidince  orada  bulunan  ve  haddini  bilmez  bir  kişi  ''  Veysel ,  bak  yine Yezit  geldi. der,  Yavuz  bey  konuşmayı  işitir ,  Aşık  Veysel ''  gelen  kişi  her şeyden  önce  insandır,  Yavuz  bey  benim   dostumdur.''  diyerek  arkadaşını  azarlar,  hem  kendisini  ve  hem  de   Yavuz  beyin  mezhep  ayrımı  yapmadığını  beyan  ederek  herkese  bir  ders  vermiştir.

          Yavuz  Bülent  beyin  ilk  görüşümden  tam  42  yıl  sonra  2012  yılında  Manisa    Kültür   sitesi  lale  salonunda  düzenlenen  konferanslarını  dinledim,  yıllar  saçlarımı  ağartmış  ama   şevkinden  ve  coşkusundan  hiçbir  şey  kaybetmemişti,  ellerini  öpmek istedim  ama   izin  vermedi,  teşekkür  ettim  düşünce  hayatımda  emeği  olan   ve   iz  bırakan  büyüklerimden  olduğu  için   üzerimde   hakkı  çoktur,  yalnız  2013  yılında  kendisini  konferans  için  Manisa'ya  davet  eden  Atatürk  İ.Ö.O.  salona  küçük  çocuklar  getirmişlerdi,  salonda   tertipsizlik  ve  gürültü  olunca  istenilen  sonuç  alınamadı ,   konferansın  öğleden  sonra  olması  ise  çalışan  büyüklerin  katılımını  engellemiştir. Bunları  burada  yazmak  boynumun  borcudur.  Yavuz  Bülent  bey  irticalen  konuştuğu  için  ortamın  çok  sessiz  olması  gerekir.  Yazımda  bilgi  hatası  yaptımsa  af ola. Yavuz  Bülent  bey  milletimizin  işaret  levhasıdır,  aydınlatma  feneridir.

        Kendilerine   Allah'tan  sağlık  dolu  uzun  ömürler  diler,  hürmetlerimle  ellerinden  öpüyorum.  Kalın  sağlıcakla...

 

                                                                                                                       

                                                              Seyhan Çağlar EMEN

                                                              Emekli Öğretmen  

Bu yazı 3752 defa okunmuştur.