Melek DÖRTBUDAK

Melek DÖRTBUDAK

[email protected]

YUNUS EMRE'NİN İZİNDE 2021'E VEDA

29 Aralık 2021 - 17:25

                                             YUNUS EMRE’NİN İZİNDE 2021’E VEDA


Ne anlar kem gözlü, Yunus’ça diyen dilden,
Ancak kemalat ehli anlar ehli dîlden!
2021 yılı Yunus Emre’nin bu âlemden gidişinin 700. yılı olması hasebiyle Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) tarafından "Yunus Emre ve Türkçe Yılı" ilan edilmişti. Çok güzel. Bu duyuruyu görünce insan ister istemez beklenti içerisine giriyor. Gönül isterdi ki onu anmaktan çok anlamaya yönelik çalışmalara imza atılsın.
O bizim koca Yunus’umuzdur. O Anadolu’yu mayalayan erenler kafilesindendir.
Hayatıyla ilgili pek çok bilinmezle birlikte, tarihe damgasını vurup bir dili bir toplumu diriltecek kadar gerçektir. O adeta Anadolu coğrafyasına has ovasında, dağlarında, köylerinde açan renk renk çiçekler gibidir. Ve bu coğrafyayı, ortak değerlerimizi sevgi, din, dil, inanç birliğini kullanarak toparlayan yüce gönüllü tasavvuf eridir.

Yaşadığı 13. yy sonları ve 14. yy başları sadece Anadolu’da değil bütün dünya toplumların sıkıntılı olduğu dönemlerdir. Anadolu’nun da dûçar olduğu Moğol istilasını, toplumun bertaraf etmesinde rolü olan büyüklerdendir. 13. yy. Allah hiç kulunu yalnız bırakır mı? Sorusunun cevabı gibidir. Anadolu’nun tasavvuf açısından oldukça zenginleştiği ve din-inanç sisteminin sağlam temellendiği dönemlerdir. Bizler bugün hala o günlerde dikilen asırlık çınarların altında gölgeleniyor, ekilenlerin meyvesini topluyoruz.
Çünkü sözün ne kadar kıymetli ve tesirli olduğunu aşağıdaki beytinden yine Hz. Yunus kendisi söylemektedir.  
Söz ola kese savaşı söz ola kestire başı
Söz ola agulu aşı yag ile bal ide bir söz
Ve Yunus da bu dili şiirlerinde sade, basit, bir o kadar derin bir söyleyişle, iyi değil, çok iyi kullanmıştır. Bu da onu Anadolu’nun neresine giderseniz gidin bizim Yunus haline getiren bir özelliktir.
Sanki Yunus Emre yere bağdaş kurmuş sizinle aynı sofrada çorba kaşıklayan birisidir ya da yemek masanızda o sade güzel Türkçemizle avuçlarınızı semaya açmış birlikte sofra duası ederken sizinledir. Yunus bu toplum için elinizle dokunabileceğiniz kadar gerçektir, muhayyilenizin ötesinde derin bir mütefekkirdir.

Fakat o, bizim Yunus olalı sanırım taşıdığı değerleri pek de umursamaz, irdelemez olduk. Anadolu’da bir söz vardır. “Avlunun otu acıdır”. Kendi bahçemizin gülüdür, kanıksadığımız için olsa gerek ne dediğini artık umursamaz olduk.
Oysa Yunus Emre
“Hakikatin ma’nâsın şerh ile bilmediler,
Erenler bu dirliği riyâ dirilmediler”
diyerek mananın önemine vurgu yapar. Ve bir başka beyitte
“Hakikat bir denizdir şeri’atdır gemisi
Çokları gemiden çıkıp denize dalmadılar.”
doğru söze ne denir. Bizler denize dalmak şöyle dursun gemiyle seyahat etmeye bile korkan insanlarız. Oysa hakikat denizine dalmadıkça inci mercan bulunmaz. Tabii ki bu da kısmet diyeceksiniz.
İnsan birazcık da olsa risk almayı bilmeli. Bilmeli ki can denen emaneti verene karşı sorumluluğunu yerine getirsin. O, kulunun merak etmesini, araştırmasını, düşünmesini ister, arzular. Öyle olmasaydı Kur’an’da kırktan fazla ayette akletmekle ilgili bizler uyarılmazdık. Allah insanın harekete geçmesini diler.
Dervişliğe kadem uran her ma’nide sultan olur
Derviş niçe miskin ise onun gönlü mekân olur
Miskin; sükûna ermiş, her şeyin Hak’tan olduğunu bilme halidir ki kolay değildir. Yoksa dervişlik miskinlik değildir tam aksine derviş aksiyon adamıdır. Sürekli olarak gönlü Allah’ı zikrederken, aklı da dünya işlerini idare eder. El kârda gönül yardadır. Derviş sadece nerde nasıl davranacağını ve lüzumlu lüzumsuz vara yoğa konuşulmayacağını bilendir.
Yunus Emre ve Türkçe yılına has ülkemizin pek çok ilinde Yunus Emre’yi anma adına etkinlikler düzenlendi. Keşke Yunus şiirleri, kelimeler açısından tekrar tekrar incelenebilse. Manaları basitleştirilen kelimeler üzerinde çalışılsa.
Bu yıla mahsus olarak da pek çok kitap yayınlandı. Bunlardan bir tanesi de Ihlamur yayınlarından Sayın Naci Yengin beyefendinin hazırlamış olduğu “Yunus Emre’nin İzinde”** adlı eseridir. Eserde Yunus Emre’nin kabrinin Manisa Kula-Emre köyünde bulunan Tapduk Emre dergâhının eşiğinde olabileceği tezidir. Bu bir tezdir. Yazar bunun doğruluğunu bazı kaynaklar sunarak bizleri aydınlatmıştır.
Bu konuyla ilgili muhakkak ki ilim camiasınca araştırılıp bir sonuca varılacaktır. Naci Bey üzerine düşen görevi yapmış Yunus Emre hazretlerinin kabri nerededir sorusunu sormamıza vesile olmuştur. Yunus Emre adına 2021 yılında ve daha öncesinde çalışmalar yapan cümle ilim ve gönül ehline teşekkürler. Yunus yazmakla tükenecek bir cevher değil bu bir gerçek. Ancak Yunus Emre’mizin sözleriyle satırlarımızı noktalayalım dostlar.
“Kimisi zevk ü işretde kimi sâz u beşâretde
Kimi belâ vü mihnetde dün olmuş günleri gördüm”
 Yunus’un kabri nerde olursa olsun, gönül en büyük makamdır bu mutlak bir gerçek. O hep bizim gönlümüzü okşayan şiirleriyle var olacaktır. Unutmayalım ki her gün yarının dünüdür. Yunus’u anlamak, Yunus’ça yaşamak dileğiyle…
*Yunus Emre’nin şiirleri “Güzel, Abdurrahman-Tatçı, Mustafa- Yunus Emre, Ankara 1991” adlı eserden alınmıştır.
**Yengin, Naci-Yunus Emre’nin İzinde, Ihlamur Kitap, İstanbul 2021.

 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 2 Yorum
  • Zeynep Ergüven
    5 ay önce
    Ah melek sultan ne iyi oldu, kaleminiz den sifalandik efendim
  • Ahmet Remzi Kalaycı
    5 ay önce
    Yunusu anlatmaya kelimeler yetmez onun halleriyle hallenmedikçe ancak, size de bu güzel anlatımınızdan dolayı teşekkür ederiz.Yüreğinize sağlık