Melek DÖRTBUDAK

Melek DÖRTBUDAK

[email protected]

KUTSALLARIMA DOKUNMA

19 Eylül 2021 - 12:39 - Güncelleme: 19 Eylül 2021 - 15:39

KUTSALLARIMA DOKUNMA

Gök boncuğu takarım, nazara kurşun dökerim
Ne Şaman ne dinsizim, Peygamberimedir ikrarım


Yaratılmış varlıklar içerisinde biz insanlar hep inanacak bir varlık aramışız, durmuşuz. Bu ilk insandan bugüne gelene dek hep böyle süre gelmiştir. Yağmur yağmış, Gök Tengri’yi var etmişiz. İnsanoğlu en kudretli neyi görmüş, neye şahit olmuşsa ona Tanrı demiş. Şimşek çakmış, şimşeğe; güneş doğmuş güneşe tanrı demiş. Bu sadece belli bir toplum için geçerli olan bir şey de değildir. Bütün milletlerin kendince kutsal seçtikleri inanışları hep olmuştur. Bugün hala Afrika’nın bazı geri kalmış ülkelerinde farklı objeleri tanrı edinen ülkeler, gruplar var.
İnsan bu günkü aklıyla ve bugünkü şartlarla düşününce bunların hepsi safsata, uydurmaca gibi gelebilir. Oysa insan da, dünya da hatta bütün yaratılmışlar evrende tekâmül etmiş, değişmiştir. Tıpkı ana rahmine düşen bebeğin ilk zamanlar koca kafalı küçük bedenli olduğu ve zamanla evrilip normal boyutlara gelişi gibi. Dünyaya gelişinden yirmi yıl, otuz, yıl sonraki haline bakıp, bebekliğinde altını ıslatıyordu demek ya da ana rahmindeki halini düşünmek, o çirkindir demekle eştir.
Büyükler için yazılmış bir romanı ya da felsefi bir kitabı ilkokul çocuğuna okutamazsınız. Okur ama anlamaz, idrak edemez. İnsan gibi din de tekâmüle uğramış insan değiştikçe Yüce Yaratan dini de insanın ihtiyacına göre göndermiştir. Allah Hz. Âdem’e ne söylenmişse o gün Hz. Muhammed(S.A.V) peygamberimize ne söyleyeceğini biliyordu. Biz insanoğlunun tekâmülünün son noktası Rabbimin ilmi dâhilindedir. Hz. Muhammed’e gelen din de aynı dindir değişmemiş fakat gelişmiştir. Nitekim “Ben güzel ahlakı tamamlamaya geldim” demiştir. Yeni bir din getirdim dememiştir.
Bugünün Türkiye’sinde İslamiyet’i seçmiş bir millet olarak hala bebeklerimize nazar boncuğu takıyoruz, nazar değen çocuğa üzerlik yakıp tütsülüyoruz, göz değmesin diye kurşun döküyoruz, tekke türbelere gidip mum yakıyoruz. Bunları yapıyoruz diye dinsiz değiliz. Evet pek çoğumuz bunları yapıyoruz. Ayrıca bunları yaparken Müslüman olduğumuzu unutmuyoruz.  Bunlarla birlikte Kur’an’dan sureler, ayetler de okuyoruz. İslam’ın beş şartını da yerine getirip çocuğuna nazar boncuğu takan birisine tutup da sen Şamansın diyemeyiz. Doktora gitmemiz gerekirse gidiyor ilaçlarımızı alıyoruz. Bütün bunları yapıyoruz ama yine de Allah’a dua edip yardım istemeyi unutmuyoruz.
Bizden 800 yıl önce yaşamış insanlara otlarla tedaviler yapıyor, dağdaki yetişen otların hangi hastalığa iyi geldiğini biliyor diye o kişiye Şaman diyemeyiz. Hz. Yunus Emre şiirleriyle ortadadır.  Dağlarda geziyor, otlarla tedavi yöntemlerini biliyor diye O’na şaman dememiz haddini aşmış bir benzetmedir. Hz. Mevlâna da kendi zamanını yaşamış ve bugün eserleriyle ortadadır. Saklısı gizlisi yoktur. Geylâni hazretleri yine öyle. Hz. Mevlânâ’nın Cuma hutbelerini okuyanlar O’nun ne kadar sağlam bir Müslüman olduğunu bilirler. Evradını okuyanların oradaki muhteşem duaların etkisinde kalmaması mümkün değil. Bu dualar Kur’an’dan seçilmiş dua ayetleridir.
Bu âlemden göçmüş insanların hakkında suizanda bulunurken dikkat etmek gerekmez mi? Hele hele biz Müslümanız diyorsak bizim kutsallarımız haline gelmiş değerlerimizle akıl oyunları oynayıp, milleti boş lakırdılarla yormak bize yakışmaz. Kaldı ki biz sadece kendi büyüklerine değil diğer milletlerin kutsallarına da kem söz söylemeye imtina eden bir milletiz.
Eğer Rabbim bu velileri bu topraklara lütfetmişse bunun bir hikmeti vardır. Lütuf, kıymetinin bilinmediği yerde eğleşmez. Allah elimizden çekip alıverir. Hele ki O’nun sevdiği velilerine taş atarsak bizi hiç mi hiç affetmez.
Peygamberimizin hicretinden sonra Mekke’nin düştüğü durum, ya da bugün hala kanlı topraklar olmaya devam eden Kerbelâ’yı unutmamak lazım. Allah’ın lütfuna mazhar olmuş bir milletiz. Unutmayalım ki Allah’ın Kahhar ismi de var.
Bu milletin ne kadar değer verdiği büyük şahsiyet, evliya, devlet adamı varsa çocuklarımıza tanıtmakla mükellefiz. Bir Bektaşî için semah ne ise bir Mevlevî için Semâ âyini aynı anlamı taşır. Geçmişten bugüne taşıdığımız gelenek ve görenekleri de yaşayarak gelecek nesillere aktarmalıyız. Zaman bazı geleneklerimizi ister istemez değiştiriyor. Bu değişim zaman içerisinde toplum tarafından, kimsenin zorlaması olmadan gerçekleşmelidir. Her aklına esen bunlarla oynayamaz. Aslını bilmeden ileri geri konuşamaz.
Bu millet ne zaman kendi olmaktan uzaklaşırsa o zaman yolunu haramiler kesiyor. Ne batı seviciliği bizi çağdaşlık anlamında yüceltir, ne de Arap seviciliği bizi daha dindar yapar. Bize gerekli olan batının ilmi ve fennidir, bize gerekli olan Arabın bugünkü yaşayışı değil Hz. Peygamberin getirdiği dindir. Bir millete yakışan kendi gibi davranmak, kendi gibi yaşamaktır. Ben bir Türk’üm ve İslamiyet’i bir Türk gibi içini boşaltmadan, şekle takılmadan, özüyle yaşamak isterim…


 

Bu yazı 721 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum