Melek DÖRTBUDAK

Melek DÖRTBUDAK

[email protected]

HAYATI BOYAYAN KADIN

24 Haziran 2021 - 11:13 - Güncelleme: 24 Haziran 2021 - 14:48

HAYATI BOYAYAN KADIN

Manisalı Müzehhib Suna Ongan

Kimi ayna karşısında oturur boyar gözünü
Kimi fırçayla hayatı boyar cilalar kendi özünü

O da senin gibi benim gibi bir kadın. Bugün sizlere hayatını fırçanın ucundan damlayan renklerle boyayan, güzelleştirenlerden bir hanımdan, Suna Ongan dostumdan bahsetmek istiyorum.
Muhterem Suna Ongan hanımefendi İzmir’in bir köyünde, 1977 yılında dünyaya merhaba der. Kendi deyişiyle oldukça meraklı ve kabına sığmayan bir çocuktur. O yıllarda başlar kendini arayışı. Ve bu arayış uzun yıllar süren serüvenlerle dolu bir yolculuk olur.

Suna Hanım daha ilkokul, ortaokul yıllarında kalemle çizimler yapmaya meraklıdır. Ortaokul yıllarında çizmeye başladığı küçük küçük karikatürler, geometrik şekiller onu mutlu eder. Lise yıllarında amatör bir ruhla çizimlerini yapmış. Sanatçımızın çalışmaları üniversite yıllarında biraz sekteye uğrar. Dokuz Eylül Üniversitesinde İktisadi İdari Bilimler Fakültesi, Çalıma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri bölümünü bitirir.
Üniversitede almış olduğu eğitim Suna Hanımın fıtratına hiç ama hiç uygun değildir. O rakamlarla, sayılarla uğraşmak istemez. Ama ne istediğini de bir türlü tayin edemez. Sonunda çizimlere olan merakı onu tekrar sanat dallarına doğru iter. Dokuz Eylül Üniversitesinin bünyesinde açılan Grafik kursuyla tekrar Lise yıllarındaki çizim masasına geri döner. Bir süre  Grafik tasarımı yapıp reklam ajanslarında çalışır.
Fakat onun kendini arayış serüveni tekrar nüksetmiş ve onu rahatsız etmeye başlamıştır. İçindeki çocuk yine ele avuca sığmaz haldedir.  Aradığı şey kendini gerçekleştirebilmektir. Başkalarının siparişlerini yapmak onu pek tatmin etmez. Bu kez de klasik sanatlarımızdan tezhip ve minyatürü keşfetmiştir.
Şahin İnalöz hocadan tezhip ve minyatür dersleri almaya başlar. Şahin bey silsile-i meratiple Süheyl Ünver hocaya dayanan, icazetnamesi olan yetkin bir hocadır. Suna Hanım artık aradığını nihayet bulduğuna inanır. Çünkü kendine ait tasarımlar yapabilecektir. Fırçayla, kalemle, renklerle ve hayatına tezhiple giren altınla kâğıtlara desenler çiziyor, boyuyor.
Suna Hanım zor bir insan, kendini sürekli zorlayan, sürekli kendine aşmasını istediği engeller yaratan, tırmanılacak bir dağ bulan, zorlukları seven biri. Ve tekrar serüven arayışı başlayan sanatçı bu defa minyatürü değişik alanlara uygulayabilir miyim sorusunun cevabını aramaya koyulur. Ebru Camkıran hocadan çini dersleri almaya başlar. Onun için hayat bir dengedir, sanat ise başlı başına bir dengedir.
Çizimlerde; matematik, geometri, estetik, oran-orantı, felsefe, kâğıt üzerine hepsi dengeli olarak yayılır, denge hep vardır. O, kâğıt üzerine notasız şarkı besteleyen kadındır. O kelimelere gerek duymadan, fırçasıyla şiirler yazar durmadan.
Bir gün sürekli gittiği bir sahafta Prof. Dr. Uğur Derman Hocanın Ebru kitabına rastlar ve alır.
Kitabı alır almaz okumaz, iki yıl kadar kütüphanesinde misafir eder. Adeta demlendirir, dinlendirir. İki yıldan sonra okuduğu zaman ebru öğrenmeye karar verir. Kitap sanatçının ebruyla tanışması gibidir. İzmir’de Nuri Pınar hocadan ebru dersleri alır. Nuri Pınar atölyesine uzun bir süre devam eden sanatçı İzmir Olgunlaşma Enstitüsü Sanat Tasarım ve Ebru atölyesinde bir süre çalışır.  Çeşitli kurum ve okullarda Ebru kursları veren 2007’de tezhip ve minyatür icazetini alan sanatçı nihayet 2012’de kendi atölyesini kurar.

İzmir Kapalı Çarşı’da kurduğu ilk atölyesinde özgün tasarımlar yapan sanatçı öğrenciler yetiştirmeye devam eder. Manisa Celal Bayar Üniversitesi, Ayşe Hafsa Sultan Tıp Tarihi Müzesinin kuruluş aşamasında, müze müdürünün atölyesini ziyaret etmesi ve kendisinden, Müze için minyatürler yapmasını istemesi onu yeni bir araştırmaya sevk eder. Eskiden hastalara uygulanan tedavi yöntemlerini öğrenir ve müze için yetmiş adet minyatür çalışan sanatçı çok mutlu olur. Çünkü; insan bu âlemden göçtükten sonra ardında bıraktığı eserleriyle yaşamaya devam edecektir.
Sanatçı artık İstanbul, İzmir gibi büyük şehirlerimizde sergiler açmaya başlar. Yine bu sergilerin birinde Yusuf Sezer hocadan icazetli Hattat Arkın Ongan beyle tanışır. Arkın beyle hayatlarını birleştiren Suna Hanım, eşiyle birlikte halen Manisa’da yaşamaktadır. İzmir’in kızı Manisa’nın gelinidir. Sanatçıyla bizim tanışmamız 16 Aralık 2015’de Manisa’daki ilk atölyelerini ziyaretimizle olmuştu. O günden bu yana kendisiyle ve eşiyle olan arkadaşlığımız zamanla dostluğa dönüştü.
Suna hanım oldukça titiz, tasarımlarında özgün, keskin çizgileri olan, kullandığı renk ve kompozisyonlarda netliği seven bir yaklaşıma sahip. Aynı zamanda klasikten ödün vermeyen bir sanatçı. Türk kırmızısını ve Lacivertini zemin olarak kullanmayı sevdiğinden midir nedir eserlerinde estetik ve güzelliğin yanında bir dik duruş da var. Çalışmalarının tümünde ayakları yere sağlam basan bir yapıt edası hâkimdir.
Sanatçı, arkadaşım, dostum Suna Hanım’ın bugün yine İzmir’de bir sergi açılışı var. Bilal Saygılı Camii ve Külliyesinde saat 14.00’de açılışı olan sergiye tüm sanatsever dostlar davetlidir. Bence kaçırmayın.
Suna Hanım bir köyde dünyaya gelmiş ama ruhu saraylı, hayata karşı dimdik ayakta duran, kendinden ve yaptığı işlerden emin, zarif aynı zamanda güçlü  bir kadın.

O fırçasından damlayan zarafete âşık. O çiçeklere âşık, kuşlara âşık, renklere âşık, onlarla kurduğu dünyaya âşık. Tezhiple bütünleşen hatlara, içindeki manalara âşık. Eh ne demiş büyükler “Aşk olmazsa meşk olmazmış”. Bence tecrübeyle sabit.

Bu yazı 569 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum