Melek DÖRTBUDAK

Melek DÖRTBUDAK

[email protected]

EŞİK ATLAMAK

07 Haziran 2021 - 11:20 - Güncelleme: 07 Haziran 2021 - 16:46

EŞİK ATLAMAK
                                                                       
                                                                        Gitti Süleyman âlemi bekaya atladı eşik
                                                                        
Kaldı dünyada âleme miras atladığı eşik

Eşik kelimesinin manasını pek çoğumuz biliriz. Yeni nesil evlerimiz açık mutfak ve yaşam alanı dediğimiz çizgide olması hasebiyle, modern yapılarda kullanılmayan, unutulmaya yüz tutmuş bir yapı unsuru ve kültürüdür artık.

Her şeyimizle batılı olmaya çalıştığımız gerçeği, yaptığımız ev ve apartman dairelerinde de göze çarpmakta.  Eşik aslında farkındalık yeridir. Nerede olduğunu ve nereye girmek üzere olduğunu insana hatırlatan hıfz edilmiş bellektir. Eşik biz Türk Anadolu insanı için çok önemli bir kavramdır. Bununla ilgili dilimizde pek çok deyim ve atasözü geliştirmiş ve hayatın her alanına bu kavramları yerli yerince oturtmuş, içselleştirmiş bir milletiz.  Gelin eşikten atladı deriz, birinin yeni bir hayata başladığını, evlendiğini ilan etmektir bu. Ya da öbür âleme uğurladığımız insanlardan bahsederken, ölümü bile güzelleştirmek, kolaylaştırmak için eşik atladı tabiri kullanılır. Çünkü ölüm bizim anlayışımıza göre, bir odadan bir odaya geçmektir

Hayatımızla ilgili pek çok değişikliğe gebedir eşik, eşikler. Pek çok cansız ama bize can suyu olan yolları ve hayatımızın Rönesanslarını, ihtilallerini, sevinçlerini, hüzünlerini hep o atladığımız eşikler sayesinde öğrenir, yaparız, yaşarız, tadarız.

Allah insanı öyle kudretli kılmış ki dağlara yükleyemediği sorumluluğu, eşref-i mahlûkat olarak yarattım dediği insana yüklemiş, onu bu yönüyle Rahman ve Kaviyy sıfatıyla donatmıştır. Hangimizde Allah’ın sıfatlarından biri ya da bir kaçı yok ki.  


Düşünsenize ezel meclisinden dünyaya gelebilmek için önce bir damla olup ana rahminin eşiğinden atlıyor, yerleşiyoruz. Ana rahminde kendi gelişimine müdahale etmeden, çaba sarf etmeden, oh ekmek elden su gölden, hepsi anneden, gel keyfim gel, sıcaklığına alışıyorsun. Tam buna alışmışken, doğum anın geliyor ve dünyaya hicret edip, iltica ediyorsun. Bir dünyadan bir dünyaya, ana rahminin eşiğini ikinci kez atlıyorsun.

Dünyanın ne kadar geniş olduğunu fark eden insan her gün atlaması gereken yeni yeni eşikler, yeni yeni kapılarla karşılaşıp duruyor. Çocukluk, delikanlılık, gençlik, orta yaş, ilkbahar, yaz, sonbahar bu böyle sürüp gidiyor.

Günde en az iki defa evimizin eşiğinden atlıyoruz. Evimizin içinde odalar arası geliş gidişleri hiç saymıyoruz bile. Ve her defasında aynı eşikten hep iki kere geçeriz. Her girişin bir de çıkışı vardır. Tıpkı her düşüşün bir kalkışı, her gecenin bir sabahı ya da her doğanın öleceği ve geldiği yere döneceği gerçeği gibi.

İnsan iki kanatlı bir kırlangıç gibidir, iki kanadı sağlıklı olamazsa uçamaz.

İnsan denen varlık çok garip, hep görünen, zahiri olanla uğraşmaktan, görünmeyen, bâtınî tarafını hep ihmal etmiştir. Bir sezon giyilecek bir kıyafeti arayıp bulmak için, saatlerimizi hatta günlerimizi harcar ama ruhumuzu beslemeye gelince iş, Yunus’un yattığı gönül eşiğini bir türlü bulamaz. Aramayız çünkü gözle görünmeyen şeyler için vaktimiz yoktur…
İnsan sadece etten kemikten, nefisten ibaret değil ya bir de gönül dünyası, gönül hanesi var. Gönül hanelerini besleyen ve Hz. Yunus’un eşiğinde yattığı Tevkidhanelerimiz var, vardı.

İnsanımız da dünya denen bu hanede maddi eşikleri atlayıp durur. Güzel meslekler elde eder, güzel paralar kazanır, bedenini beslemek için her türlü zorluğa katlanır ve aşar. Bunun için çırpınıp durur. Yalnız bir şeyi nedense hep gözden kaçırır.  Hayatın anlamını, bu dünyaya geliş gayesini unutur ve yaşama sevincini yitirir. Gaye unutulunca, beden soluk alıp verir, ruh nefessiz, susuz kalır. Gönül hanesindeki boşluk, zamanla Hz. Yusuf’un kuyusu gibi derinleşir.  Allah’sız kalan gönlü, o kuyudan, o dehlizlerden çıkarmak için psikolog da fayda etmez.

Ruhunu aç bırakır ya da yanlış gıdalarla beslersen, haliyle peşi sıra psikolojik rahatsızlıklar, tatminsizlikler, mutsuzluklar, isyanlar meydana geliyor. Ruhumuz kararır, hayatımız tatsızlaşır, hayatımızın bir manası kalmaz. Ruhumuzu, karanlıkların, vesvesenin, korkunun, karabasanların kollarına kendi elimizle teslim ederiz.  Ruhumuzda derin yaralar açılır, gönül iflas eder.

Bugün belki de intihar vakalarının pek çoğu ruhumuzun gıdasız, zayıf kalmasından ve hayat denen bu fani dünyayı taşıyamayıp, güçsüz kalmasındandır. Hâlbuki gençlerimizin işleri dışında severek yaptıkları birer meziyeti, meşguliyeti olsa, işten kaynaklanan streslerini, haftanın yorgunluğunu atarlardı.

Ayrıca çocuklarımız bir robot değiller ki, onların da duyguları, hisleri var. Ders notlarıyla ilgilendiğimizin onda biri kadar zamanı manevi taraflarıyla ilgilenip, gönüllerini besleyip Allah’a yaklaştırsaydık hayatın anlamına vakıf olurlardı. Allah kuluyla hep beraberdir. Yeter ki kulu O’nu tanısın ve O’nu ansın. Çocuklarımızdan bu kudreti, bu sevgiyi neden kıskanıyoruz.

Burada hepimize iş düşüyor bence. Özellikle anne, babaların görevi büyük. Evlatlarımızı Allah’ı seven ve sevmeyi bilen, insana duyduğu saygıyı, diğer canlılara, tabiata, eşyaya da duyan, aza kanaat eden, sade kendini değil başkalarını da düşünen, iyiyi güzeli bilen, iyiye güzele meyleden, hem kendi varlığının, hem başka varlıkların yaşama hakkına saygı duyup, gasp etmeyen bireyler olarak yetiştirmeye çalışmalı, azami çaba göstermeliyiz.

Bu dünyada atlanacak eşik çook ama gönül eşiğimizden her önüne gelen, elini kolunu sallaya sallaya da geçmesin lütfen. Çünkü gönül Allah’ın evi oraya yalnız Allah’ı sevenlere açmak, orada onları ağırlamak lazım. Çocuklarımızın gönül haneleri boş, kastettiğim kız ya da erkek arkadaş sevgili değil, öncelikle kendini sevsin. Sonra her hangi bir eşyayı, çiçeği, böceği, ağacı, bütün varlığı sevebilme yeteneği kazanır. Manevi sevgiden kastımız ise; Allah’ı ve bütün yarattıklarını sevebilmektir zaten.  

İnsandaki yaratanın nakşettiği fıtratı keşfedip, fıtratımıza uygun eşikleri atlamaktır gayemiz. Eşiği atlamayanlara açılan kapının ne önemi var. Allah hepimize, hem evinin eşiğinden, hem gönül eşiğinden geçecek güzel dostlar nasip etsin. Yeryüzüne ve her iki âleme, zamana, âna, bugüne, yarına sağlam basalım. Rabbim cümlemizi yanlış eşiklerde eğleştirmesin…

 

Bu yazı 638 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum