Melek DÖRTBUDAK

Melek DÖRTBUDAK

[email protected]

DÜNKÜLERİN AHFADI YARINLARIN ECDADIDIR

16 Ocak 2022 - 22:08 - Güncelleme: 17 Ocak 2022 - 17:18
Reklam

DÜNKÜLERİN AHFADI YARINLARIN ECDADIDIR
 

Cihangir bir milletin evladı, ahfadısın
Fatih’in, Yavuz’un, Osman’ın yâdısın

Tarih boyunca bizler, millet olarak devletler kurmuş, çağ açıp, kapamış, beş kıtaya hükmetmiş bir imparatorluğun torunlarıyız.  Cihangir bir milletin evlâdı olmak kolay olmasa gerek.
Millet olarak da insan olarak da geçmişimizle, ecdadımızla gurur duyuyoruz. Her güzel şeyin bir bedelinin olduğu gibi, elbette bu gururun da tarihte ve şu anda bir karşılığı, bir bedeli var.

İnsanın topraktan yaratıldığı gerçeği, kitabımız Kur’an-ı Kerim’de “Allah sizi bir toprakdan, sonra bir meniden yaratdı. Sonra da sizi çift çift yaptı. Onun ilmi olmaksızın hiçbir dişi gebe olmaz, doğurmaz da. Ömrü uzatılana çok ömür verilmesi, (kısaltılanın) ömründen eksiltilmesi de hâric olmamak üzere (hepsi) bir kitabda (yazılı) dır. Şübhe yok ki bu (nlar). Allaha göre kolaydır.”  Fâtır Suresi 17. ayet ve başka ayetlerle sabittir. Özü toprak olan insan varoluşunu ana rahminde tamamlayan bir dünya yolcusudur. Ana rahmine düşen her çocuk bugüne yarın, ecdada torundur.
Çocuklarımız için ana vatan önce annedir. Bir insanın ana vatana duyduğu ihtiyaç ve hasreti nasılsa, ana rahminde anneden beslenen bebeğin de dünyada annesine olan bağımlılığı, ihtiyacı öyledir, hiç bitmez.
Onu, etinden, tırnağından, canından,  kanından besleyen anne, gözlerini dünyaya açan bebeğin ilk gördüğü varlıktır. Onu koklayan, şefkatle saran, besleyen, temizleyen, hastalığında başını bekleyen, dua eden de yine annesidir. Her çocuğun hayat toprağını ilk süren, sürgüleyen, kabartan çiftçisi, ilk tohumu atanı da yine anne ve babasıdır.
Aile, okuldan ve cemiyetten evvel çocuklarımıza ilk dokunan yerdir. Boş aynadaki ilk surettir onlar. Hiçbirimiz annemizin bizi emzirdiği, doyurduğu, sesiyle sakinleştirdiği, sarılışındaki sıcaklığı, kulağımızdaki ninnileri hatırlamayız.  Ama, yüzümüzü yalayan o sevgi akışını, gönlümüzü okşayan o ılık meltemi, ömür boyu hissederiz. Sevgi dokunuştan evvel hissetmektir.
Anne ve baba çocuğun ilk öğretmenidir. Çocuklar bu âlemdeki öğrenme serüvenine anne babalarının her halini taklit ederek başlarlar. Ayna ne görürse onu yansıtır.  Çocuk ailenin aynasıdır, aldığı terbiye ve eğitimi hem görür hem gösterir. Hatta öyle ki çocukların kelime dağarcığından, ses tonlamasına, kelimelerdeki vurgusuna, hayata, insanlara bakışına, sokakta yürüyüşlerine varana kadar anne ve babanın davranışlarının suretidir.
Dinî ve manevî eğitimimizi ise, daha düne kadar evin büyükleri üstlenmişken, bugün o beyaz tülbentli babaannelerimizin, aksakallı dedelerimizin yerini televizyon ve tabletler aldı.  O irfan sahibi, müşfik, tarihten süzüle süzüle imbikten geçmiş, irfan sofralarının beslediği, zevki selim ve irfan sahibi, büyüklerimizden bugün eser kalmadı.
Bugün anne babalarımız sorumluluklarının bir kısmını cemaatlerin, yatılı okul ve çeşitli vakıfların üzerine atarak çocuklarına fayda yerine, tam aksine zarar vermektedirler. Bir çocuğun ihtiyaçlarını en iyi anne babası bilir. Bir çocuğun dinî açıdan asgari bilmesi gerekenleri bir anne babanın zaten yaşıyor olması gerekir, yoksa İslam’ın beş şartını bilmeyen Müslümanım diyebilir mi?
Çocuklarımızı, manevî değerler ve millî şuur yerine lüzumsuz ve gereksiz teferruatlara boğmak onlara züldür.  Yaşantımızla örnek bir Türk Müslümanı olursak emin olun ki bu onlara daha yararlı olur. İnsan, fıtratı gereği, dikte edilen her şeye karşı duvar örmeye meyillidir. Kendiliğinden doğacak günü karşılamak için pencerenizi açmak çoğu zaman yeterlidir. Suni ışıklarla güneşi doğduramazsınız. Ve her cemiyet, çocuklarına, kendi hedefini işaret etmeli. Her çocuğun bir kızıl elması olmalı. Son model araba, yalı, iyi bir meslek kızıl elma olamaz.  
Biliyoruz ki cihangir bir milletin torunlarıyız ve yine biliyoruz ki, İstanbul’u bize fethettiren güç ne ise, Çanakkale zaferini, Kurtuluş zaferini kazandıran güç de aynı güçtü; İman gücü. O halde, o gücü arayıp, tekrar bulmamız gerekmez mi? Sadece yapmamız gereken, geçmişe dönüp bakmak, araştırıp günümüze uyarlamaktır.
Ecdadı yâd etmek, onların izinden gitmek demektir. Onları beş kıtaya hükmettiren gittiği her yere adalet, barış götürüp medeniyetler kurduran bu azmin, bu düşüncenin peşine düşmek bugün dünden daha çok elzemdir. Bu batı dayatması, materyalist dünyanın, bencil, egoist insan zihniyetiyle çocuk yetiştirilemez. Ancak içimize dönerek, kendi kültürümüzden beslenerek bu bencil düşünce sistemini yenebiliriz.

Kendi ejderhasını, egosunu yenen dünyayı yener! Yaşama gayesi olamayanı ise herkes yener. Niçin bugün Türk’ün muradı, kızıl elmayı gerçekleştirecek, bir Osman, bir Fatih, bir Yavuz yetişmesin?
 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum