Melek DÖRTBUDAK

Melek DÖRTBUDAK

[email protected]

ÇOCUKLUK İŞTE

05 Nisan 2022 - 09:01
Reklam

ÇOCUKLUK İŞTE
Kâğıttan gemiler yapardık bir zamanlar
Yüklerdik üstüne ne var ne yoksa hayallerimizi
Bir de dudaklarımızda, Yeni moda türkülerimiz
Ve şen şakrak ıslıklarımız vardı
                                                  
İnsan içindeki çocuğu özleyince, zamanın içinde soluksuz dolaşıp, kâğıttan gemilerle, bir yolculuğa çıkıyor.  Ramazanı yaşadığımız şu günlerde hem ramazanla ilgili hatıralar, hem de ilk tuttuğumuz oruçlar, zaman çuvalından başını uzatmış ilgi bekliyor. İlk orucumu ilkokul
ikinci ya da üçüncü sınıfta tutmuştum. O zamanlar güzel bir adet vardı evin küçüklerinin ilk oruçları, evin büyükleri tarafından ödüllendirilir, oruçlarımız büyüklerimiz tarafından satın alınırdı. Biz çocukların arayıp bulamadığı şeydi. Hem Allah’ı sevindiriyor, hem kulu sevindiriyor, hem de biz bahşişler alıp seviniyorduk. Her türlü biz karlı idik, ne güzel. Bu bahşişler bazen mangır olur, bazen de elbiselik kumaş, bazen bir ayakkabı, bazen de bir külah dondurma.

İnsan çocuk olunca hediye ne olursa olsun hediyedir, rengi, biçimi, niteliği, niceliği hiç fark etmez. Önemli olan hediyenin sıcak bir gönülden, sıcak bir gönle ilticasıydı. Gerçi bazen de büyüklük taslayıp böbürlenerek oruç satılmaz derdik. Ve bunu söyleyince sanki büyük bir savaşı kazanmış komutan edasıyla ortalıkta gururla gezinirdik. Çünkü büyükler bizden bahsederken kulağımıza çalınırdı, a bak filanca çocuk orucunu satmadı diye methederlerdi.
İlkokul dördüncü sınıfta idim, dedem rahmetlik, benim ve dayımın kızlarının üçümüzün orucunu satın aldı. Bize bayramlık elbiselik kumaş alacak annem elbiselerimizi dikecek biz de bayramda tiril tiril gezecektik. Neyse biz akşam olunca dedemizin elini öptük ve oruçlarımızı dedemize hediye ettik. Dedem de bize güzel rengârenk çiçekli pazen kumaşlar hediye etti. Kıskançlık yapmayalım ve birbirimize hak geçmesin diye olacak ki üçümüzün kumaşı her şeyiyle aynıydı.
Elbiselerin modeli yüzünden (modelinden dolayı) , kumaştan bana elbise çıkmamıştı. Önce biraz üzüldüm sonra annem beni teselli için “Boş ver. Sen kulu değil Allah’ı sevindirdin, zaten oruç senin ibadetin, hem ben sana daha güzelini alır dikerim” dedi ve güzel bir elbise dikti. Bu arada dedem bana bir başka kumaş aldı, aldı ama gözüm o kumaşta kalmıştı. Çocukça… Biliyorum ama öyle işte.
Eski adetler güzelmiş, bizler oruca alışalım diye, neler neler icat etmişler. Başka ülkelerde var mıdır bilmiyorum ama bizde çocuklar için icat edilmiş tekne orucu diye bir oruç vardır. Sahurdan öğlene kadar tutar, öğlen o tekneden biraz beslenip tekrar akşama kadar oruca devam ettiğimiz kademeli bir oruçtur.
Oysa bugün biz büyükler, oruç tutmasın diye çocuklara tembih üstüne tembihler ediyoruz, yazık. Çocuklarımız oruç tutma alışkanlığı kazanamadıkları için, büyüyünce de İslam’ın beş şartından birini yerine getiremiyorlar. Diğer sorumlu oldukları hayati şeyler gibi yeni nesle bunu da öğretemiyoruz
Öğretmenliğe atandığım, ilk görev yerimdi ve ramazan ayıydı. Okulda, oruç tutanların yanında, tutmayan arkadaşlar da vardı. Bir arkadaşımız; yarın ben de oruç tutacağım der ama bir türlü o yarın gelmez, tutamazdı. Diğer arkadaşlardan da, aynı şekilde, yarın bizde niyetlenelim, diyenler olur ama niyetlerini bir türlü fiiliyata geçiremezlerdi. Sonra, bir gün bu arkadaş, diğer oruç tutmayan arkadaşlara da hitaben hiç aklımdan çıkmayan bir şey söyledi. “Arkadaşlar kendimizi kandırmayalım biz oruç falan tutamayız çünkü çocukluktan alışmadık ki.” demişti. Çok doğruydu, insan çocukluktan alışmadığı bir davranışı büyüyünce kolay kolay kazanamıyor.
Ne de olsa ağaç yaşken eğilir, insan küçükken eğitilir. Tabii ki istisnalar vardır. Bu sadece oruç tutmakla ilgili de değil, pek çok alışkanlığımızın kazanıldığı yerdir, çocukluk. Çocuk, hamur gibidir ve anne baba ona şekil verirler. Elbette sadece anne baba değil, diğer faktörleri de unutmamak lazım, yaşadığımız çevre, okulumuz, öğretmenlerimiz, konu komşu, akrabalarımız hepsinin çorbada tuzu vardır.
İnsanın çocukluğu ana vatanıdır, orayı her fırsatta ziyaret eder, eller, dokunuruz, yerinde mi diye yoklarız. Çünkü doğruyu yanlışı, güzeli, çirkini, olumlu, olumsuzu orda öğrenir, dini değerleri orda kazanırız. Hem Allah’ın Resulü yüce Peygamberimiz Muhammed Mustafa(S.A.V.) oruç için  “Oruç, oruçluya yakışmayan şeylerle zedelenmedikçe (tutan için) bir kalkandır.” buyurdu. Çocuklarımızı oruca alıştırmamakla yaşadıkları hem iç dünyalarında kopan fırtınalara karşı, hem de dış dünyadan gelecek kötülüklere karşı bu kalkandan mahrum bırakmış oluruz.
Karşısına çıkan her olayda, insan çocukluğunun sokaklarında gezinir doğru olanı orada arar. Bunu, ama bilinçli ama bilinçsiz yapar.  Çünkü orası sığındığı en güvenli limanıdır insanın, koku alma duyusu, yemek zevki, giyim kuşam zevki, beşeri ilişkilerimiz hatta gelişmeye, değişmeye açık oluşumuz hep çocuklukta edindiğimiz alışkanlıklarla şekillenir, oluşur, oradan besleniriz.
Kızım, ilk orucunu altı yaşında tutmuş, babası onu omzunda gezdirmişti. Üç çocuğumu yetiştirirken o arkadaşımın sözü kulağıma hep küpe olmuş ve ona göre davranmışımdır.
Oruç ibadetler içerisinde, insan nefsini en güzel terbiye eden ibadettir.  Bedenimiz aç kalırken ruhumuz doymaktadır. Ramazan, On bir ayın sultanı, nefsimizin asker ocağı, talimgâhıdır. Biz bu dünyaya beşer olarak gelmiş neferleriz. Hz. Adem olmak ve Muhammedî ahlakla ahlaklanmak için, talimdeyiz. Arada bir çocukluk hepimizin hakkıdır sanırım. İnsan gurbet ellerde kalıp,  anavatanını ihmal etmemeli, orayı sık sık ziyaret etmelidir...


 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum