Melek DÖRTBUDAK

Melek DÖRTBUDAK

[email protected]

ALÂEDDİN YAVAŞÇA'NIN ARDINDAN…

25 Aralık 2021 - 11:28 - Güncelleme: 25 Aralık 2021 - 11:38
Reklam

ALÂEDDİN YAVAŞÇA’NIN ARDINDAN…
 
Sâkiyâ mey sun ki bir gün lâle-zâr elden gider
Erişir fasl-ı hazân bağ ü bahâr elden gider
Avnî (Fâtih Sultan Mehmed)

 
Musikimizin gözleri gülen, zarif, nazik çelebisi hakka yürüdü. O Türk musikisinin kadife sesli, yürek titreten, ince dokunuşların adamıydı. O lale bahçemizin tükenmez kaynağından beslenip, bize notalarla dokunan çelebisiydi. 
Bu satırları yazıp yazmamak arasında gidip geldim. Lakin ben ve eşim yüz yüze tanışmadığımız Alâeddin Yavaşça hocamızın şarkılarını kendi sesinden dinlemekten büyük keyif alanlardanız. Arabamızda seyahat ederken, evde iş yaparken, mutfakta yemek pişirirken onun kadife sesinden dinlediğimiz şarkıların hatırı vardı. Ve benim gibi musikimize hayran insanların nazarında bir şarkının bir kahveden daha çok hatırı vardır, olmalıydı da.
Bizim musikimizin insanı Allah’a yaklaştıran, insanın en ince yerinden, gönlünden tutup yakalayan ve toplumdaki herkesi birleştiren bir özelliği var. Herkesle kahvenizi paylaşamazsınız ama aynı şarkıyla duygulanır, ağlar, hüzünlenir, keyiflenir, coşarsınız.
Musikimiz renk renk açan bir lale bahçesidir. Bestekârlarımız bu bahçenin bahçıvanı. Billur sesli icracılarımız ise bize mey sunan sakiler gibidir. İyi bir beste, güzel bir şiir ve iyi icra edilen bir şarkı sizi mest eder, kelimeleri hakkıyla yaşatır, şarkıyı yaşarsınız. Şarkının çıktığı doruklara siz de çıkarsınız…
Alâeddin Yavaşça Hocamız bu lalezarın hem bahçıvanı hem de sâkisidir. O, hayat verdiği besteleriyle bir bahçevan; kelimelere, notalara yumuşak, ipeksi dokunuşuyla, icrasıyla bir sâki olan ender şahsiyetlerdendir. O, şairin duygularını hissederek şiirlere hayat veren, onları cilalayan, parlatan doruklara taşıyandır. Üstat Necip Fazıl’ın şiirinde olduğu gibi
“Elimde sükûtun nabzını dinle”
der şair. Yavaşça ise o sükûtu duymakla kalmaz bizlere de duyurmayı başarır.
“Dinle de gönlümü alıver gitsin,
Saçlarımdan tutup kor gözlerinle,
Yaşlı gözlerime dalıver gitsin”

sözlerini bizim gözyaşlarımıza karıştırmayı başarır.
Yürü gölgen seni uğurlamakta,
Küçülüp küçülüp kaybol ırakta,
Yolu tam dönerken arkana bak da,
Köşe de bir lahza kalıver gitsin”.

İstenmeyen bir vedanın yürekteki kanayan titrek izlerini gönlünüzde duyarsınız. Her bir nota hem göğe tırmanır hem hüznün elinde inler, inletir. Şarkı şu sözlerle devam eder
Ümidim yılların seline düştü
Saçının en titrek teline düştü
Kuru yaprak gibi eline düştü
İstersen rüzgâra salıver gitsin.  

der,
“Saklarım sinede her an seni canım diyerek,”
derken
“Kimseyi böyle perişan etme Allah’ım yeter,”
deyişindeki serzeniş
“Yalansız riyasız tatlı dillerin”,
“Ne doğan sabah güneşi, ne de gülün pembe rengi”,
bütün şarkıları onu söylemeye, ondan söylemeye devam edecektir. Sevgilinin elinde kuru bir yaprak misali titreyen gönlün rüzgârda savruluşunun hüznünü iliklerinize kadar hissettirir
O 1926’nın 1 Martından bugüne kadar yürüdüğü hayat yolunu hiç incitmeden yürüyen, 600’ü aşkın besteyi hayatına sığdırmış bir bestekâr ve bir hekimdi. Kim bilir kaç çocuk onun şefkatli ellerinde gözlerini bu âleme açtı. Kim bilir kaç hastanın derdine ilaç oldu. Kim bilir hangi acıları hissetti hangi çaresizliği haykırmak istedi. Şarkılar ah şarkılar kaptan kaba boşalır, her gönülde yer bulur, taht kurarlar
Bugün ardından sadece başarılarıyla anılan bir Alâeddin Yavaşça değil ki üzüldüğümüz. İnsanı seven bir doktor, iyi bir bestekâr, üslup sahibi bir hoca, yerini her zaman hak etmiş bir idareci, iyi bir icracı en çok da mütebessim bir zarafet abidesini kaybettik.
Alâeddin Yavaşça eserleriyle hele hele o yumuşacık okuyuş üslubuyla uzun yıllar kulaklarımızda kalacaktır. O musikimizde bu yüzyıla damgasını vuran üslup sahibi bir sanatçıdır. Ne mutlu onun öğrencisi olma bahtiyarlığına erenlere.


 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum