Burcu BOLAKAN

Burcu BOLAKAN

[email protected]

Unutulmayan Fotoğraf

15 Aralık 2023 - 20:48

Unutulmayan Fotoğraf

Fatih termometreye baktı, sıcaklık göstergesi kırk derecenin üzerindeydi mutfağa yöneldi küçük bir kaba su doldurdu pencere pervazına bıraktı bu sıcak havalarda gökyüzünde uçan kuşlar için en azından bunu yapabiliyor olmanın huzuruyla doldu yüreği saat on dört sularında bürodan ayrıldı. Cebinde birkaç bozukluktan oluşan parası onu ve karısını hastaneye götürmeye yetmeyecekti. Yolunun üzerinde ağabeyinin işyeri vardı Fuat’ın yanına uğrayıp arabasını istemeyi düşündü, Allah vere de arabanın benzini olaydı ve ağabeyi arabayı gönül rızasıyla vermeyi kabul edeydi.
Fatih, ağabeyi Fuat’ın işyerinin bulunduğu sokağa girdiğinde sıcaklık tüm dehşetiyle ortalığı yakıp kavuruyordu. Ajansın önüne vardı içeriye giremiyor kaldırım üzerinde duruyor, oyalanıyordu, düşünüyordu; arabasını ağabeyinden isteyeceği için canı sıkılıyordu, Fuat huysuz bir adamdı çoğunlukla hâlden anlamazdı. Fatih içeriye girip girmemekte tereddüt ederken Reklamcı Ali yanında belirdi. Ali ajansın kapısı önünde dikilen Fatih’e çevirdi başını, ‘’Fuat burada mı?’’ diye sordu. ‘’Bilmiyorum, ben de şimdi geldim,’’ diye cevap verdi Fatih, adamın arkasından usulca ajansın kapısından geçti. Fuat girişteki büyük masanın başında oturuyordu, gözlerini duvardaki tabloya sabitlemişti, hiç hareket etmiyordu, anlaşılan canı sıkkındı.
*
Fuat’ın canı sıkkındı ne zamandır işlerde hiçbir hareket yoktu piyasa durgundu ödemelerin günü yaklaşıyordu, ajansın elektrik borcunu iki aydır ödeyememişti bu ay da aksatırsa elektrik kesilirdi. O vakit işyerindeki bilgisayarlar çalışmayacaktı ve fotoğraf makinesi, flaşlar, baskı makinesi de. Her alet elektrikle çalışıyordu, elektriğin bir gün kesilmesi demek mevcutta devam eden birkaç işten de olmak demekti. Reklamcı Ali, Fuat’ı selamladı el sıkışan iki adam karşılıklı oturdular. Fatih’i gören Fuat kardeşinin selamını almadan, ‘’İki çay getir bize’’ dedi. Aslında bunda şaşılacak bir durum yoktu, Fuat’ın genel olarak insanlara tavrı bu şekildeydi, emretmeyi seven bir yapısı vardı, fazla konuşmaz, detaylarla meşgul olmak istemezdi, sonuca odaklıydı. Fatih ise onun tam tersiydi fazlasıyla detaycıydı, çoğunlukla küçük pürüzlerle baş edemezdi hatta vehimleriyle meseleleri daha da fazla işin içinden çıkılmaz hâle getirirdi sonuca giden yolda yarıyı geçtiği görülmemişti.
Fatih iki çayı masaya bıraktıktan sonra saate baktı yarım saat sonra Tülay’ı almak zorundaydı içinden Reklamcı Ali’nin erken gitmesini diledi. Küçük mutfağın önünde durdu ağabeyinin stüdyosuna bakarak vakit doldurmaya başladı.
Fatih’e evlilik sorumluluğu ağır geliyordu, yirmi yedi yaşındaydı annesinin evlenmesi için münasip gördüğü kızlardan birini seçmek zorunda bırakılmıştı o da evlilik için düşünülen her bir kıza bir kulp bulmuştu, bazen de kızlar onu beğenmemişti, kimi takıları fazla istemişti, kimi de evsiz arabasız oluşunu bahane etmişti. Doğrusu Tülay tam o sıralarda Fatih’in hayatına sürpriz bir şekilde giren maceradan ve büyük benzerlikten başka bir şey değildi. Kızın güzelliğini görenler Fatih gibi biriyle nasıl evlendiğine şaşırıyorlardı. Bazen de Tülay’ı Fatih’e münasip görmeyenler de oluyordu. Fatih sanatçı ruhlu bir adamdı, bir ressamdı ama beş parasızdı, kazandığı para bekar hayatında onu doyuramazken üstelik çoğunlukla işsiz durmayı daha doğrusu kendi küçük atölyesinde vakit geçirmeyi orada resim yapmayı tercih ederken bir anda Tülay’la evlenmiş ve kendini büyük bir mesuliyet altında bulmuştu. Tülay güzel olabilirdi hatta belki fazlasıyla güzeldi fakat Fatih’e uygun olmadığı kesindi. En azından Fatih bu şekilde düşünüyordu.
Tülay asık yüzlü bir kızdı fazla konuşmuyordu genelde ağzını açtığında da Fatih’le kavga etmek için birkaç cümle kurmuş oluyordu, yalnızca büyük bir benzerlikti Tülay. Fatih Tülay’ı cahil buluyordu ama kızın zeki oluşunu da yabana atmamak gerekirdi, belki diyordu anlaşmanın bir yolunu buluruz. Yalnız anlaşabilmeleri için de öncelikle Tülay’ın annesiyle oturmayı kabul etmesi gerekiyordu. Fatih’e göre okumayan çalışmayan bir kızın hayatta çocuk doğurmaktan başka gayesi olmayan bir kızın ayrı evde oturmayı istemesi de çok doğal değildi. Üstelik annesi Zübeyde anlayışlı kadındı pekâlâ ikisi bir arada yaşayabilirlerdi hem annesi yaşlanıyordu evde temizlik yemek işlerine yardımcı olacak biri olmalıydı. Çocukları olmadan, ki olabilirdi bir gün Tülay’ı ikna edip birkaç parça eşyalarını annesinin evine taşıması uygun olurdu en azından kira derdi olmazdı.
O zaman her gün işe gitmek zorunda kalmayacaktı Fatih, bu durumda aklına gelen boşanma gibi düşüncelerden kurtulabilirdi belki. Gündüzleri öğleye kadar uyumak sonra banyo edip dışarıya çıkmak Irgandi’ye uzanmak atölyesine gitmek ah ne muhteşem günlerdi o günler. Çayını yudumlarken atölyesinde resim yapardı, yaptığı tabloları işyerinin önündeki stantta sıralardı, müşterisi de yok değildi aslında, karnını doyuracak kadar kazancı oluyordu. Üstelik resim dersi almak isteyen öğrencileriyle vakit geçirmekten çok hoşlanırdı, bazılarına bedava ders verirdi bazılarına ise bir sigara parasına. Saatlerce onlarla konuşurdu, yanına gelip giden ahbaplarıyla yaptığı sohbetleri özlüyordu. Karısı hiç değilse onun gibi sanatçı olsaydı ama değildi, asık yüzlüydü ne gelirdi ki elinden? Hiçbir şey. Fatih’in bulduğu sekreterlik işini de kıvıramamıştı on beş gün çalıştıktan sonra bir daha gitmemişti. Neden anlardı bu kız? Nasıl olmuştu da kendini pat diye bu saçma evliliğin içinde bulmuştu? Büyük benzerliğin kurbanı olmuştu Fatih.
 Tülay güzeldi güzel olmasına ama güzelliğinden başka nesi vardı ki? Bir de şu benzerlik. Sana resim yapmayı öğreteyim dediğinde kabul etmemişti Tülay, örfü âdeti de farklıydı, annesi değil ama ablası Tülay’dan sık sık şikâyet ederdi.
*
Fuat düşünceli olduğunu anladığı Fatih’in yanına geldi.

  • Ne oldu len arpacık kumrusu gibi düşünüyorsun?
  • Ağabey şey, ben, arabanı.
  • Fenni muayenesi yok arabanın.
  • Tülay’ı doktora götüreceğim ağabey, yol paramız yok senin arabayla gideriz diye düşündüm.
  • Doktorun parasını nasıl ödeyeceksin?
  • Söyleyeceğim, daha sonra götürüp vereceğim parasını.
  • Yürüyerek gidin. Hem paranız yok hem de kız evde duruyor, belli ki yetemiyorsun Tülay niye çalışmıyor? Bak Meltem evlendiğimiz günden beridir çalışıyor.
  • Tülay, yengem gibi değil üstelik şu an hasta ağabey.
  • Yalan oğlum inanma kadınların tipik yalanıdır bu. Çalışmamak için uyduruyor bazısı saf saf inanıyorsun. Çalışmadan olmaz çalışması gerek, lise mezunu değil mi bu kız? Hiç mi bir şey elinden gelmiyor, hem bütün gün evde ne yapıyor ki kendi başına? Yaktın kendini oğlum.
  • Tamam ağabey herkes senin gibi şanslı olamıyor, çocukluğundan beridir tanıdığın biriyle evlendin, üstelik dediğin gibi yengem sana uygun her anlamda destekçin. Yalnız benim öyle bir şansım olmadı.
  • Ne olmadı oğlum?
  • Ağabey boş ver bunları arabayı verecek misin?
  • Anahtarlar orada al ama işin bitince getir akşama çocuklara sözüm var ananelerine götüreceğim. Hep kendi derdinle ilgilen bak ben de iki aydır faturaları ödeyemiyorum bu ay Meltem’in maaşıyla bazı ödemeleri yapacağım, bu devirde nerde görülmüş evde oturma, karına iş bul bu iş, böyle olmaz bak diyeyim.

*
Tülay, yatak odasında bir kapıyla gizlenmiş yük dolabı içine küçük bir dünya kurmuştu, burayı çalışma odası gibi kullanıyordu, şiir yazıyordu bir yandan da Fatih’in kara kalem çalışmalarını taklit ederek resim yapmaya çalışıyordu, Tülay o gün de bir şeyler çizmeyi denedi, sonra durdu, bütün anları zihninde durdurdu, elindeki kalemi attı, yapamıyordu, olmuyordu. Şiirlerini ve resim yaptığı müsvedde kağıtlarının hepsini üst üste dizdi, yük dolabının içine koyduğu fiskos masasını tabureyi dışarıya çıkardı, kağıtları da aldı. Burayı bir daha kullanmayacaktı, görmek istemiyordu. Ne zamandır annesiyle evlerini bir araya getirmeyi teklif eden Fatih’e artık bir cevap vermesi gerekiyordu. Ya kabul edecekti ya da bu evden boşanmış bir kadın olarak ayrılacaktı. Kabul etmekten başka şansı yoktu, artık yoktu. Yatağın üzerine oturdu, yaptığı çizimlere baktı bir de Fatih’inkilere göz gezdirdi. Fatih’in yaptıkları sanat eseriydi kendi çizdikleri ise komik derecede kötüydü. Üstelik şiirleri de değersizdi, onlar da gülünçtü. Elli tane kâğıt, kayınvalidesi görse bunları ‘’Yazık yazık diyecekti, Fatih’im çalışa dursun oğulcuğum, sen yine kağıtları harca dur.’’
Tülay dudaklarını büzdü garip bir kıkırdama sesi çıkardı. Kâğıtların altında duran fotoğrafı eline aldı, baktı.
Fotoğraftaki güzel suratlı kız Fatih’in âşık olduğu kızdı. Tülay fotoğrafı Zübeyde’nin çekmecesinde bulmuştu fotoğrafın arkasını döndürdüğünde Fatih’in el yazısı karşıladı onu. Sevdam Süreyya’m, diye yazıyordu. Tülay fotoğrafı cebine soktu. Kayınvalidesine çekmecede bulduğu fotoğrafla ilgili soru sormadı hem sonra fotoğrafı almasına izin vermezdi ki kadın, daha sonraları iz peşine düştü, eşin dostun ağzını aradı, kendi çapında bir araştırma yapmıştı. Fotoğraftaki kızın kimliğini öğrendi. Fatih’in üniversitede âşık olduğu bir kızdı üstelik bu kız yüzünden okulunu bırakmıştı. Büyük bir aşktı demişti yenge Meltem, peki ne olmuştu da bu büyük aşk bitmişti? Fatih bu kızdan hiç bahsetmemişti, yengesinin dediğine göre kız ünlü bir ressam olmuştu, Fatih ise adı sanı duyulmamış resim dersleri veren okulunu yarıda bırakan biri durumuna düşmüştü. Tülay Fatih’e hiçbir şey soramamıştı Fatih de daha önceleri ciddi bir ilişkim olmadı demişti Tülay’a. Duydukları ise Fatih’in söylediklerinin aksineydi, Fatih resimdeki Süreyya’ya çılgıncasına âşık olmuşmuş, öyle söylüyorlardı. Tülay önceleri fark edememişti ama daha sonraları fotoğraftaki kız Süreyya ile fiziksel olarak aralarındaki benzerliği gördü. Süreyya’nın da sarı saçları vardı ve mavi gözlüydü. O da Tülay gibi beyaz tenli, uzun yüzlüydü. Süreyya’nın saçları dümdüz aşağıya salınıyordu, Tülay’ın saçları ise kıvır kıvırdı ve kabarık. Aralarındaki benzerliği ilk bakışta olmasa bile daha sonraları keşfedemeyecek kimse yoktu. Sonra düşündü, Fatih Tülay’ı kıvırcık saçlarıyla görmeye hiç tahammül edemezdi, hatta ona bir fön makinesi bile almıştı. Tülay her gün kocası öyle istiyor diye ayna karşısında durur bir saat fön çerdi saçına hatta saçlarına ütü yaptığı bile olurdu. Pek çok kişinin gıptayla baktığı kıvırcık uzun saçları Fatih’in ilgisini hiç çekmiyordu hatta onları kötü buluyordu. Şiir yazdığını söylediğinde de gülmüştü zaten Tülay’a, yazdığı şiirlerin birini okuduğunda çocukça bulduğunu söylemişti. Fatih’in kendini cahil bulduğunu biliyordu bu yüzden de okuduğu kitapları artık ondan saklıyordu, yazdığı şiirleri de.

*
Tülay Fatih’in kendisiyle neden evlendiğini biliyordu; Süreyya’yla aralarındaki benzerlikti bu evliliğe sebep. Ama Tülay Süreyya değildi. Süreyya sanat çevresinden bir kızdı Fatih’e uygundu Tülay ise liseden sonra okuyamamıştı, satış elemanı olarak çalışmaya başlamıştı. Ailesinden okuyan biri yoktu, kızlar vakti geldiğinde evlenirdi o kadar. Böyle bir anlayışla büyümüştü başka türlüsünü hayâl ettiği zamanlarda ise büyükleri tarafından bir şekilde gerçeğe uyandırılmıştı.

*
Tülay Fatih’le çalıştığı mağazada tanışmıştı bir anda karşısına çıkan genç delikanlıya âşık olmuştu. Tanıdığı gördüğü erkeklerden çok farklıydı Fatih onu büyülemişti. İlk birkaç çıkışlarından sonra Fatih’le aralarındaki uçurumları fark etmişti Tülay.

*
Tülay uçurumları aşamıyor ve bu da içine kapanmasına yol açıyordu. Fatih’i seviyordu ama onu kendinden çok üste görüyordu, sevdiğine ve çevresine ayak uyduramamaktan dolayı üzülüyordu. Fatih resim yapıyordu üstelik harikulade denebilecek eserler üretiyordu yalnız onları satamıyordu bu durum da onu zaman zaman fazlasıyla agresif kılıyordu. İlk kavgalarını on beş günlük tanışıklıklarında yaşamışlardı. Amma da cahilsin kızım, demişti Fatih gülerek Tülay gücenmişti çantasını aldığı gibi Fatih’in yanından kaçıp gitmişti. Ertesi gün yine Fatih’in yanında bulmuştu kendini. Kapıdan içeriye girdiğinde Fatih karakalem çalışması yaptığı kâğıttan başını kaldırdı, çaydanlığın altını yakıver, dedi Tülay’a.

*
Fatih o gün evlenme teklifi yapmıştı genç kıza. ‘’Bak Tülay,’’ demişti Fatih, ‘’beni o beş gündür tanıyorsun ama seninle evlenmek istiyorum, annemi biraz anlattım, evlenmemi istiyor hatta fazlasıyla baskı kuruyor bu konuyla ilgili, annemin münasip gördüğü bir çok kızla görüştüm, bu arada sana yalan söyleyecek değilim beş parasızım kızların çoğu parasızım diye istemediler, ya da istediyseler de ben bozuyorum işi, içimden gelmiyor, hani herkesin kafasında bir tip vardır ya Tülay kimisi sarışın kız kimisi esmer ya da kumral kız isteyebilir, işte Tülay sen benim aradığım resimsin, hep senin gelmeni arzu ettim ve şu an karşımdasın, seninle evlenmek istiyorum, umut ediyorum ki anlaşabiliriz de, ne dersin? Dediğim gibi parasızım ama seni mutlu edebilirim, benimle evlenir misin?’’
 İşte böylesine kurulan cümlelerle ardından gelen bir evlilik teklifi olmuştu. Tülay kabul etti âşık olmuştu Fatih’e sandı ki o da âşık sandı ki o da seviyor. Gerçekten de Fatih âşık mıydı?
Fatih’in kurduğu cümleleri teraziye vuramayacak o cümlelerin manalarını kavramayacak kadar tecrübesizdi, gençti. Aşıktı Tülay ve âşık olduğu delikanlı ona evlenme teklifi etmişti. Seviyordu, kabul etti.
Tülay elindeki kağıtlara baktı, neden Süreyya gibi olamıyorum ki sanki? diye söylendi. Niçin kargacık burgacık çizimler çıkıyordu elinden? Niçin yazdığı şiirler iyi değildi? Çizim yaptığı, şiir yazdığı kağıtları aldı banyoya girdi, onları yere bıraktı kibriti çaktı. Hepsi yanıyordu, her biri, her bir dize yanıyordu, her bir kargacık burgacık şekil yanıyordu. Acımak adlı kitabı aldı, yük dolabında kurduğu dünyanın içine girdi. Kitabın otuz ikinci sayfasını çevirdiğinde çağrı cihazı öttü mesaj gelmişti Fatih’ten, bekliyorum aşağıda, diye yazıyordu. Tülay Fatih’in geleceğini doktora gideceklerini unutmuştu onun mesajına cevap yazarak yukarı eve çıkmasını istedi.

*
Tülay Fatih’e hastalığının sebebinin hamilelik olduğunu söylemek için kendini cesaretlendirmeye çalıştı. Bugün bu durumu komşu Nermin ile yaptıkları testin sonucunu gördüklerinde öğrenmişti. Komşu Nermin anlattığın her bir şey hamileliğin belirtisi demiş kendi cebinden çıkardığı parayla bir test almıştı, testi yapmışlardı. Gerçekten Nermin’in dediği gibiydi gerçek. Nermin şu parasız günlerinizde doktora filan gitmeyin bir müddet bekleyin hem senin biraz zaman geçince doğum doktoruna gitmen gerekecek demişti.

*
Fatih merdivenlerden çıktı, kapının zilini basmadan açıldığını gördü, içeriye girdi…


 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum