Önder GÜZELARSLAN

Önder GÜZELARSLAN


KÜLTÜREL DEĞERLERİMİZ

09 Aralık 2019 - 17:25 - Güncelleme: 10 Aralık 2019 - 00:54

KÜLTÜREL DEĞERLERİMİZ     

Neredeyse 10 yıldan fazla bir zaman sürecinde bazı ziyaretler kapsamında ülkemizi gezip dolaşıyorum. Ülkemizin her noktasında bir birinden kıymetli kültürel değerlerimiz var. Bunları öncelikle tanımamız, sonra yaşatmamız ve akabinde de tanıtmamız gerekiyor.

Anadolu toprakları, kadim medeniyetleri bağrında barındıran topraklar. Türkler 1071’de Anadolu kapılarını aralamadan önce Anadolu’da birçok medeniyet yaşamış. Coğrafi konumunun elverişliliği, ikliminin insanların yaşamasına elverişli olması, bol miktarda tabii kaynaklara sahip olması, tabii içilebilir ve o günün şartlarında tarımda en gerekli olan suyun bol ve temiz olması nedeniyle ilkçağlardan itibaren Anadolu birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır.

Bunların en başında Hititler gelmektedir. M.Ö. 2000’li yıllarda Anadolu’ya gelerek Kızılırmak deltası boyunca bugünkü Çorum, Yozgat civarlarını kendilerine yurt edinmişlerdir. Daha sonra M.Ö. 1200’lü yıllara doğru Frigyalılar Anadolu’ya gelerek, Ankara, Eskişehir, Afyon ve Kütahya bölgelerine yerleşmişlerdir. Frigyalılar krallarına Midas adını vermişlerdir. Bugün Eskişehir, Afyon bölgelerinde özellikle Eskişehir Han ilçesi ile Afyon İhsaniye ilçeleri sınırlarında Midas’ın yazıtlarına ve kral mezarlarına rastlayabilirsiniz. Frigyalılar’dan sonra M.Ö. 7. yüzyılda Kafkaslardan Anadolu’ya gelen ve Gediz havzası ile Büyük Menderes havzasına yerleşen Lidyalılar hüküm sürmüşlerdir. Lidyalılar’ın başkenti Manisa ilimizin ilçesi olan Salihli sınırlarındaki Sard denilen noktadır. Lidyalılar ticaret ile uğraşmış ve bu ticari gelişmeler doğrultusunda tarihte ilk madeni parayı basmışlardır. Lidya krallarından Alyattes tarafından bastırılan bu madeni paralar yassıca, oval şekilde neredeyse birbirine eşit altın ve gümüş madenlerinden sikkeler yapılarak basılmıştır. Lidyalıları Persler, onları da Urartular takip etmiştir.

Urartular, M.Ö. 900’lü yıllarda Doğu Anadolu’da Van ve Elazığ hattında bugünkü Palu ilçesi civarlarında yaşamışlardır. Tarım ve hayvancılığın yanı sıra maden işletmeciliğinde de bir hayli ilerlemişlerdir. Urartular’ın saltanatına da Medler son vermişlerdir.

Diğer yandan İyonya M.Ö. 1200’lü yıllarda Yunanistan’dan göçerek Ege kıyılarına yerleşen Akalar tarafından kurulmuştur. En önemli yerleşim alanları Ege Bölgesi’nde İzmir, Efes, Milet, Foça olan İyonyalılar denizcilik noktasında ilerlemişlerdir.

Batı da ise M.Ö. 1. yüzyılda Augustos liderliğinde kurulan Roma İmparatorluğu hakim idi. Roma İmparatorluğu zamanla Akdeniz’de hakimiyetini arttırmıştır. M.S. 375 yılında Kavimler Göçü ile yaşanan büyük karmaşanın ardından 395’te Doğu Roma ve Batı Roma adı altında iki ayrı devlete bölünmüştür. Batı Roma İmparatorluğu 476 yılındaki Germen saldırısı sonucunda yıkılıp tarih sahnesinden silinmiştir. Doğu Roma İmparatorluğu (Bizans İmparatorluğu)  başkenti Byzantion (Bizans) yani İstanbul olmuştur. Doğu Roma’nın önemli yerleşim birimlerinden biri de dini hüviyeti anlamında da çok önem taşıyan Nicea yani İznik’tir. Doğu Roma İmparatorluğu Fatih Sultan Mehmed’in 1453’te İstanbul’u fethetmesiyle son buluncaya kadar Anadolu’nun tamamına yayılmıştır. Bizans İmparatorluğu olarak anılan Doğu Roma o dönemde İslamiyet’in de ortaya çıkışı ile Araplar ile de birçok kez savaşmıştır. Birkaç kez İstanbul fethedilmek için muhasara altına alınmıştır. Bizans Devleti 867 ve 1056 yıllarında iktidarda bulunan Makedonya Hanedanı döneminde altın çağını yaşamıştır. Hanedanın kurucusu olan I. Basileios döneminde (867-912) daha önce kaybedilen Anadolu toprakları tekrar geri alınmıştır. Bu süreçte Araplara komşu olan Bizanslılar Doğu’da Kuzey Suriye’ye kadar gelmişlerdir. 1000’li yılların başlarında Balkanlar’daki ayaklanmalar Bizans İmparatorluğu’nu zor durumda bırakmıştır. 1071 yılına gelindiğinde Bizans’ın başında Romen Diyojen vardı. 1071’de Malazgirt’te Malazgirt Savaşı’nda Sultan Alparslan’ın hükümdar olduğu Büyük Selçuklu İmparatorluğu ile Bizans karşı karşıya geldi ve Büyük Selçuklu Devleti’nin galibiyeti ile Anadolu’nun kapısı Türklere açılmış oldu. Sultan Melikşah (1072-1092) yıllarında, Kutlamış’ın oğlu Süleyman Şah’ı Anadolu’ya göndermiştir. Süleyman Şah kısa zamanda Anadolu’da hakimiyetini kurarak, İzmit’i başkent ilan etmiştir. Böylelikle Anadolu Selçuklu Hanedanlığı’nın temelini atılmış ve 1077 tarihinden itibaren Anadolu’da, Anadolu Selçuklu Devleti hakimiyeti başlamıştır. Ta ki, 1243 Kösedağ Savaşı’nda Moğallar’a yenilinceye kadar. Bu süreçte Başkent olarak ilan edilen Konya başta olmak üzere, birçok Anadolu şehrinde izlerini bırakan Selçuklular bugüne kadar ayakta kalan binlerce eser bırakmışlardır. Camiler, han ve hamamlar, köprüler, medreseler vb. olmak üzere dünya tarihinde, sanata, ilime ve bilime yön verecek eserler ile Anadolu’yu güzelleştirmişlerdir.

Anadolu Selçuklulardan sonra, Anadolu’da kurulan beylikler hakimiyeti başlamış ve aynı süreçte bugün Kütahya ve Bilecik ilçeleri sınırlarında olan Domaniç ve Söğüt’te Oğuzlar’ın Kayı Boyundan Ertuğrulgazi oğlu Osman bey tarafından kurulan ve 600 yıldan fazla hakimiyet süren Osmanlı Devleti sonraları İmparatorluk ünvanı alan devlet kurulmuş oldu.

Osmanlı Devleti hakimiyeti altında bulundurduğu Anadolu topraklarında; Bursa, Edirne, İstanbul, Manisa, Amasya, Konya, Kütahya ve diğer şehirlerde Selçuklu eserlerine ilave olarak kendi sanat anlayışları ile bugün hala gıpta ile baktığımız eserler ortaya koymuşlardır. Selçuklu ve Osmanlı fiziki mimari sanat eserleri dışında bugün de yaşatmaya çalıştığımız insan hayatı için son derece önemli el sanatlarını da bize miras bırakmışlardır. Oymacılık, ebru, hat, tezhip, minyatür, kaligrafi, dokumacılık, ahşap işletmeciliği, çini sanatı, taş süsleme vb. gibi onlarca belki yüzlerce sanat alanında dünyaya adını duyurmuşlardır.

İşte bu sanat eserlerinden birisi ile geçenlerde Manisa ziyaretinde tanımış oldum. Gerçi Manisa’da 7 yıllık geçmişi olan bu sanat eseri ile ben yeni tanışmış oldum. Bu sanat eseri, Manisa Ticaret ve Sanayi Odası ziyaretimizde Oda Başkanı Mehmet Yılmaz tarafından bizlere hediye edilen “Manisa Bezi”.  

600 yıllık bir mazisi olan Manisa Bezi’nin en önemli özelliği Manisa’da üretilen pamuklardan yapılıyor olması. Manisa bezi 4 farklı ağaç türünden oluşan tezgahlarda dokunulmaktaymış. 600 yıl önce nüfusu yaklaşık 5.000 civarında olan Manisa’da her evde en az iki adet dokuma tezgahı bulunmaktaymış. O dönemlerde iç çamaşırı, peçeler, sofra bezleri üretilen bu Manisa Bezleri kullanılmak üzere Osmanlı Sarayına gönderilmekteymiş. Bugün bu gelenek tekrar yaşatılmak üzere Manisa Valiliği öncülüğünde Halk Eğitim Merkezi tarafından kurslar düzenlenerek bayanların tekrar bu sanatı öğrenmeleri sağlanmaktadır. Tamamen doğal olan, ipek ve pamuktan üretilen Manisa Bezi’nden yapılan ürünler sadece yurt içinde değil bugün yurt dışına bile gönderilmeye başlanmış. Gurur verici bu çalışmayı başlatanlar ve bugün yaşması için destek olan herkese şükranlarımı iletiyorum.

Bu ve buna benzer çok hikaye var. Ülkemiz yani Anadolu toprakları çok kadim medeniyetler ile bezenmiş vaziyette. Her bir medeniyet ayrı bir güzellik katmış kadim Anadolu’ya. Bugün  bize düşen bu bütün kadim kültürleri yaşatabilmek, tanımak ve tanıtmaktır. Eğer bu kadim kültürleri doğru bir şekilde tanıtabilir isek Türkiye, dünyanın turizm çekim merkezi haline gelir. Bu yönü ile birlikte milli gelirimize de ciddi bir katkı sağlamış olur. Yeter ki biz bu kadim kültürü koruyup yaşatabilelim. Yaşatırken de bütün dünyaya doğru bir şekilde tanıtabilelim.

Bu yazı 984 defa okunmuştur.