Doç. Dr. Besire AZİZALİYEVA

Doç. Dr. Besire AZİZALİYEVA


HÜSEYN CAVİD’IN DÜŞÜNCELERİ AVRUPA’YA ENTEGRE VE TÜRK KİMLİĞİ BAĞLAMINDA

31 Aralık 2015 - 13:16

Doç.Dr. Besire Azizaliyeva

HÜSEYN CAVİD’IN DÜŞÜNCELERİ  AVRUPA’YA ENTEGRE VE TÜRK KİMLİĞİ BAĞLAMINDA

 

Yirminci yüzyılın başlarında Türk düşünür-yazarların edebî-felsefî düşüncelerinde Türk ve Batı kültürlerinin karşılıklı ilişkileri konusuna farklı yaklaşımların olduğunu görüyoruz. Bu çok önemli mesele olarak aslında XIX. yüzyıldan itibaren yeni şekliyle ortaya çıkan ve yeni yüzyılın başında özellikle geniş yankı bulan Doğu-Batı çatışmasının da bir parçasıydı.

            Yüzyıllar boyunca tarihi-toplumsal sektör, sosyal düşünce sistemi ve ayrıca sanatsal edebiyatın temel tartışma konularından biri olan Doğu ve Batı sorunu tamamen milli görüşün entegrasyonu ve direnişi ekseninde şekillenmiştir. Şu iki büyük dünya ve uygarlık arasındaki denge çeşitliliği, çelişkili hususlar da söz konusu sorunların karşılaşması, karşılaştırılması ve mücadelesi ışığında belirlenmiştir. Edebi ve felsefi yaratıcılığın da Doğu ve Batı sorununun önemli yönlerinin ortaya çıkarılması ve yorumu açısından rolü müstesnadır. Özellikle, Doğu edebiyatının birçok ünlü temsilcileri ve edebi yönleri belirtilen konuların ifadesinde önemli rol oynamıştır.

            XVII-XVIII. yüzyıla kadar Doğu'nun manevi ve ilmi serveti, ondan sonra ise maddi ve doğal kaynakları Batı için bir kaynağa dönüşmüştür. Oryantalizmin önemli temsilcisi olan Edward Said’e göre sıradan insandan tutmuş bilim adamlarına kadar Doğu’nun sirli dünyasına yönelen her bir Batılı bu dünyanın tesirinden uzak kalamamıştır. Bayron, Hügo, Göte gibi klasiklerin edebî yapıtlarında rastladığımız Doğu unsurlarını tesadüf olarak görmeyen Said, Doğu dünyasının yaptığı bu gibi katkıların dünyan medeniyetini zenginleştirtiğini belirtmektedir (SAID, Edward, Orientalism, Penguen Books, New York, 2003).

            XIX. ve XX. yüzyıllarda Doğu ülkeleri sosyo-politik açıdan Avrupa devletlerinin etki alanına girdikçe Doğu ve Batı meselesinin yorumunda entegrasyon ve direniş sürecinin karşılaşması girişimleri daha net şekilde seziliyordu. Doğu Batının teknik uygarlığına can atıyorsa, Batıda Doğunun manevi kültürüne ilgi güçleniyor ve her iki uygarlık, özellikle Doğu kendi geleneklerini korumak ve uygulamak için direniş herekatını da güçlendiriyordu.

Son amacında küresel barışa yönelik, kültürde sentez, hayata bakışında birlik taraftarı edebiyatçılar Doğu ve Batı meselesinin gerçek zamandaki durumunu analiz ediyor, onun sorunlarını doğuran konulara değiniyor ve perspektifleri hakkında somut düşünceler öne sürüyorlardı. Yazarlar, öncelikle, Doğu ve Batı arasındaki uçurumun nedenleri üzerinde düşünür, geniş anlamda, milli görüşün entegrasyonu ve direnişinin doğru ayarlanmamasından doğan çelişkileri tartışıyorlardı.

Doğu halklarının ayrı ayrı ulusal edebiyatlarında Doğu-Batı sorunu biraz daha somut karakter alarak hem Batı dünyasına karşı milli kimliğin ifadesi şeklinde tezahür ediyordu. Tesadüfi değildir ki, XX. yüzyılın başlarında Türk dünyasında Türkçülük harekatı geniş yankı bulmaya başlamış, Türk halklarının Ali bey Hüseynzade, İsmail Gaspıralı gibi düşünür edebiyatçıları Türk kimliğinin ifadesinde önemli çalışmalar yapmışlardır.  Bu konuları yaratıcılığında özel hedefe dönüştüren edebiyatçılardan biri de Hüseyin Cavid olmuştur.

            Doğu ve Batı sorununa, ayrıca Türk kimliği ve Batı kültürü meselesine edebiyat-felsefe ve sosyal yönden yaklaşım, toplumu manevi krizden kurtarmaya yönlendirilmiş peygamber, dünya ülkelerini saran askeri ve politik savaşların suçlusu gibi iblis ve tüm bunların vahdetçilik, sevgi ve güzelliğe girişimin arabulucuları olarak kullanılması gibi Doğu ve Türk düşünürleri ve edebiyatçılarının gündeminde olan konulardır. Şu meseleler aynı zamanda Hüseyn Cavid yaratıcılığına da özgüdür.

Hüseyn Cavid’in yaratıcılığında da Türk ve Batı kültürleri arasındaki ilişkiler önemli bir yere sahiptir. Onu düşündüren en önemli konulardan biri Türk kimliği ve Batı dünyası arasındaki ilişkiler, onların sanatsal yaratıcılık ve felsefi bakışta çözümü ile ilgili idi. H.Cavid'in birçok eserlerinde söz konusu özellik önemli konulardandır. Edibin edebi-felsefe sanatında konunun doğrudan ve dolaylı şekilde yansıdığı gözlemlenir. H.Cavid'in "Uçurum" faciası Türk kimliği ve Batı dünyası, ayrıca Doğu ve Batı sorununu kendi döneminde gerek Doğu dünyasında, gerekse Batı dünyasında konu edinmiş eserler arasında önemli yer tutuyor.

            Döneminin çeşitli toplumsal tarihsel olaylarının şekillendirerek edebi-felsefi düşünceye yönlendirdiği Türk kimliği ve Batı dünyası meselesinin edibin sanatsal hayalindeki kavramsal görüşmeleri "Uçurum" eserinde çeşitli karakterlerin aracılığıyla sembolleştirilir. Faciada her kahraman Türk kimliği ve Batı ilişkilerinde öngörülmüş somut misyonunu gerçekleştiriyor.

Türk halklarının tarihi geçmişini sayfalamak, onun büyüklüğünü, maddî-manevî irsini tebliğ etmek Hüseyn Cavid’in yaratıcılığında Avrupa’ya entegre olmanın olumsuzluklarına karşı olmasının önemli unsurlarındandır. ‘Uçurum’ eserinde Uluğ Beyin şahsında H.Cavid bu konudaki düşüncelerini dile getirmiştir. Eserin kahramanlarından Anjel’in şahsında Batı’nın Doğu’ya getirdiği faciaları tasvir eden edip, Uluğ beyin sözleriyle önemli noktayı dile getirerek müdrik bir insan gibi adaletten yana tavır sergilemektedir:

Qehreman Oğuzların,

Böyük Ertoğrolların

Sarsılmaz halefleri

Şimdi her sapqın, azğın...

Avropadan fezilet,

Himmet, ciddiyyet, vüqar

Dururken yalnız çürük

Bir züppelik aldılar (CAVID, Hüseyn, Külliyatı, Lider neşriyat, Bakı, 2005).

Burada bir yandan Türk halklarının kahraman geçmişini görüyorsak, diğer yönden modern çağın faciasını öğreniyoruz. Bu hem Batı'ya entegrasyonun aşırıya varıldığı zaman olumsuz yönlerinden haber verir. Cavid henüz yirminci yüzyılın başlarında Batı hegomonluğa karşı çıkıyor, onun Türk insanına verdiği manevi zararı göstermeye çalışıyordu:

O gün ki, İstanbulda

Gənclik fransızlaşdı,

Getdikcə türk evladı

Uçuruma yaqlaşdı.

Yurdumuzu sardıqca

Düşkün Paris modası,

Hər kəsə örnək oldu

Sərsəm firəng ədası.

Sərxoşluq, iffətsizlik

Sardı bütün gəncləri,

Zəhərləndi getdikcə

Məmləkətin hər yeri (CAVID, Hüseyn, Külliyatı, Lider neşriyat, Bakı, 2005).

H.Cavid’in edebî-felsefî  yaratıcılığı gösteriyor ki mütefekkir edip Batı edebiyatı ve felsefî düşünce sisteminden yararlansa da bilinçsizce taklide her zaman karşı çıkmış ve eserlerinde dünya medeniyetinin iki büyük temsilcisi arasında sentez yapmaya çalışmıştır. ‘Uçurum’ eserinde Celal’ın bir ressam olarak tasvir edilmesi rastlantı değil, aksine bu yolla yazar Doğu’nun sanat dünyasının acınaklı durumda olduğunun habercisidir. Yazar, Yirminci yüzyılın başlarında Doğu ülkeleri için önemli bir konu olan milli kimlikten tamamen uzaklaşarak Batı yörüngeli kültürü kabul etmemektedir.

Milli-manevî değerlere, Türkçülük ve muasırlığın vahdetine önem veren, dünyadaki gelişmeleri anlamaya çalışan, ama sonunda yine de vatanına dönen Ekrem ve bilinçsizce Batı hayranı olan, Batı medeniyetine değil, onun eğlencesine boyun eğen Celal faciası eserde iki zıt düşünce yapısını sergilemektedir. Ekrem`in sözleri bunu açık şekilde gösterir:

Sana yalnız müqəddəs Altaylardan,

Şanlı əcdadından yadigar qalan,

Ağ köpüklü kımızdır ki, içdikcə,

Həm ruh, həm bədən bulur zevq, nəşə (CAVID, Hüseyn, Külliyatı, Lider neşriyat, Bakı, 2005).

            Dünya edebiyatı, felsefi düşünce sisteminin derin bilicisi olan, yaratıcılığı Türk ve Doğu kültürünün değerleri temelinde oluşan Hüseyn Cavid, Avrupalılaşma ve Türkçülük arasındaki muvazeneyi dengelemeyi becermiş,  kendi değerlerinden ödün vermeden Batı medeniyetinin olumlu yanlarını benimsemekten yana tavır sergilemiştir.

Bu yazı 1255 defa okunmuştur.