Burcu BOLAKAN

Burcu BOLAKAN

[email protected]

Hikâyenin Devamı Kadı Efendinin Bir Hükmü Var

02 Aralık 2023 - 11:46 - Güncelleme: 02 Aralık 2023 - 17:54
Reklam

Hikâyenin Devamı
Kadı Efendinin Bir Hükmü Var

 
Fatma Hanım Hafize’nin yazdığı mektubu oğluna teslim etti, o üzerine düşeni büyük hanım olarak yapmış, kocasına itaat etmesi gerektiğini söylemiş, eve dönmesi için Hafize’yi ikna etmeye çalışmıştı. Hafize ise sevdiği adamı tercih etmişti, Fatma’ya göre kadere karşı gelmek büyük suçtu. Hepsinin tüm kadınların bir yazgısı yok muydu? On beş yaşında gelin geldiği evde yaşlanınca bir kenara atılmamış mıydı? Hafize ikinci kadın olarak getirildiğinde onu kıskanması gerekirdi ama o kıskanmamış Hafize’yi evladı gibi büyütmüştü. Hafize’nin efendiden yana şikâyetleri olabilirdi, bu konuda yerden göğe kadar da haklıydı ama çocuk istemiyorum dediğinde Hafize’ye yardım etmemiş miydi? Üstelik okuma yazma öğrensin diye ona bir hoca tutmuştu, üstelik ut çalmasını öğrenmesi için de bir hoca getirtmişti. Hafize’nin giydiğini, taktığını kıskanmamıştı, kızlarına nasıl davranıyorsa Hafize’ye de öyle davranmıştı. Aslında belki de Fatma Hanım hikâyede göründüğü gibi iyi değildi. Fatma Hanım kaba saba bir adam olan Mustafa’nın evine gelin geldiğinde daha ilk kez gördüğü kocasından tiksinmişti. Yuvarlak yapılı genç delikanlının kendisini eşikten içeriye geçirmek için uzattığı eli kendi ellerinin iki misliydi. Şişman, yapılı genç delikanlı şimdiden ortası açılmış saçları, önden sarkan göbeğiyle otuz yaşlarında gösteriyordu. Yine de kaderine boyun eğmişti, susmuş oturmuştu. Aralıklarla üç tane doğum yapmıştı. Yıllar geçtikçe evin yönetimini ele geçirmişti geçirmesine ama efendisinin artan şehvetli duygularından da bıkıp usanmıştı. Hafize’nin gelmesiyle rahata erdiğini inkâr edecek değildi, böylelikle efendinin elinden kurtulabilmiş, evin büyük hanımı olarak yönetimi de devralmış, rahatına bakmıştı. Hafize’nin çocuk sahibi olmak istemeyişi de onu sevindirmişti, böylece miras üzerinde hak iddia eden başka çocuklar olmayacaktı. Hatta Hafize’nin yıllar sonra efendi uyusun diye keşfettiği, kaynatıp kocasına içirdiği bitki çaylarından da haberi vardı. Kendi düzenini bozmadığı sürece bu kadarlık oyun oynamasına müsaade etmişti. İçten içe Hafize’ye merhamet ediyor olsa da kendini ve kendinden olma çocuklarını da düşünmek zorundaydı.

*
Abdullah ayakta dikilmiş kısa bir nottan oluşan mektuba bakıyordu. Damatlar karşısındaydı. Damatlardan Refik Bey, ‘‘Suçüstü yakalarsak bunun affı olmaz, iyi düşündünüz mü? Adamın boynunu vururlar, Hafize de kırbaç altında ölür, belki de recm yaparlar.’’ dedi.
  • Şimdiye kadar bu topraklarda recm hiç uygulanmadı.
  • Yine de kırbaç altında ölür.
  • Ölmez ölmez.
  • Bırak kaçıp gitsinler.
  • Nasıl söylersin böyle.
  • Kız daha yirmi iki yaşında babansa altmışı geçti, neler çektiğini hepimiz biliyoruz, bırak gitsin yoluna garibanın biri.
  • Babama ne diyeceğiz? Olmaz, bu akşam kadın Moşe’nin evine gittiğinde kaçarlarken suçüstü yapacağız, ikisini de yakalayacağız.
  • Tamam ama vicdan azabı ile yaşayacağız. Bu kız geldiğinde hatırlıyor musun on iki yaşındaydı. Galiba senin küçük kızınla aynı yaştaydı da hepimiz gülüşmüştük, sonra da dehşete kapılıp üzülmüş, dudaklarımızı ısırmıştık. Hem sen değil miydin yazık kıza kim vermiş bunu babama diyen.
  • Ne yapabilirdim? Kızı babama satan ben değilim, adi babası vermiş. Üstelik bu kız geldiği günden beri babamın evinde rahat etti, okuma yazma öğrendi, evlerimizin kütüphanesini açmadık mı Hafize’ye? Yardım edip onu kabullenmedik mi?
  • Hafize iyi bir kadın oldu da ondan, naziktir, akıllıdır, hislidir. Varlığın içinde evin hanımı olarak yokluk çekecek değildi. Hem çocuğu olmadı diye de onu daha fazla benimsemiş olabiliriz.
  • Konuşma bitmiştir, suçüstü yakalayacağız o kadar.

*
O gece yarısında buluşan atlı arabanın içine binerek kaçacaklarını düşünen iki âşık yakalandılar. Bir arabanın içinde kaçmak üzereyken yakalanan Hafize’yle Moşe ağır bir ithamla karşı karşıya kalmış kendilerini müdafaa edememişlerdi. Moşe’yle Hafize kadı efendinin önüne getirildiğinde suçlamalar yazılı olan kâğıttan yüzlerine okundu, şahitler kadı efendinin önünde kadın ve adamı bir odanın içinde uygunsuz bir şekilde gördüklerini söylediler. Kadı efendinin emri ile Moşe’nin mahkemesine öğlen devam edilecekti. Yabancı bir ülkenin vatandaşı olduğu için bu ülkede çalışma maksatlı bulanan kişilerin suç işlediklerinde çıkarıldıkları kadı efendinin önünde kendi ülkelerinin yetkililerinin bulunması gerekirdi. Moşe’yi savunmak üzere muhakkak birileri gelecekti. O yüzden onun yargılanmasına öğlen devam edilecekti. Hafize’nin ise hükmü şimdi verilecekti.

Moşe kadı efendinin huzurundan ayrılmadan önce göz ucuyla Hafize’ye baktı, içi yanıyor parçalanıyor gibi hissediyordu. İnsanlar çok zalim diye düşündü, genç bir adam ve kadını ölüme yollayacaklarını bildikleri hâlde yalancı şahitlik etmişlerdi. Onları uygunsuz gördüklerini söylemişlerdi. Muhafızlar Moşe’yi dışarıya çıkardı.

*
Sabahı ezanı okunmadan Hafize’nin kaldığı odanın hücre kapısı aralandı. İçeriye giren imam, yüzünü ekşiterek Hafize’ye Kelime-i Şehadet getirmesini söyledi. İşlediği günahtan ötürü taşlanarak öldürüleceği için sevinmeliydi. Belki onu Allah da affederdi. Hafize suskundu.

İmamın ardından hücreye dalan iki muhafız Hafize’nin kollarından tuttular, çekeleyerek Zindan Kule’nin avlusuna çıkardılar. Hafize yerde açılmış çukuru gördü, gözlerini kapadı. Muhafızlardan biri tekmeleyerek Hafize’yi çukura itti. Hafize’nin üzerine şimdi toprak atılıyordu. Elleriyle ayakları bağlı olan genç kadın kıpırdayamıyordu. Buna karşın sessizliğini koruyor, ağlamıyordu. Yalnız korkuyordu, tek başınaydı, çaresizdi. Moşe’nin kurtulmuş olabileceğini düşündü. Hayatında sevdiği ilk adam Moşe’ydi, işte bu yüzden de ölüyordu Hafize. Biraz sonra acıları dinecekti.

Duvarın üzerinde Mustafa Efendi, kadı efendi, Hafize’nin tanımadığı on kadar adam belirmişti. Abdullah ve damatlar idamı görmek istemediklerinden gelmemişlerdi ama Mustafa Efendi küçük yaşta aldığı ve refah içinde yaşattığı bu kadının ihanetini affedemiyordu, onu taşlayan ilk adam olmaktan vazgeçmemişti. Kadı efendinin önünde, ben onu affediyorum deseydi, Hafize’nin cezası falakaya çevrilecekti ama dememişti. Mademki bu kadın onu sevmemişti mademki ekmek yediği kapıya ihanet etmişti mademki onu terk edip gitmek için plan hazırlamıştı o zaman ölmeyi hak ediyordu. Eline verilen taşı beğenmeyen Mustafa Efendi en büyük taşı eğilip yerden aldı, güçlükle kaldırdı, Hafize’ye doğrulttu, ‘‘Geber kahpe!’’ diye bağırdı, taşı fırlattı. Hafize’nin atılan ilk taşla boynu kırılmış oracıkta ölmüştü. Mustafa Efendi, Hafize’nin düşen başından hemen öldüğünü anladı, bağırıyordu, bu kadar kolay olmamalıydı, diye yüksek sesle bir öküz gibi böğürüyordu. Diğer adamlar da ellerindeki taşları attılar.

Moşe’nin yüreği daralmıştı, sabahın erken saatlerinde bindikleri gemi onları Sicilya’ya götürüyordu. Binyamin’e baktı, olmuştur değil mi? dedi. Binyamin evet anlamında başını salladı.
SON