Burcu BOLAKAN

Burcu BOLAKAN

[email protected]

Emel’in Günlüğünden Birkaç Sayfa

03 Temmuz 2023 - 09:49
Reklam

Emel’in Günlüğünden Birkaç Sayfa
****
Saat on iki gibi okuldan çıktık. Satılmış yanımda, birlikte Kültür Park’taki Özgen Çay Bahçesi’ne gidiyoruz. Satılmış, bana gülerek bakıyor belli ki ağzında gevelemekte olduğu bazı anlamsız sözleri aşikâr etmek istiyor. Oralı olmuyorum, daracık asfalt yolun üzerine pazar arabaları bindirilmiş olduğu için caddeye inmek zorunda kalıyoruz. Satılmış şimdi de gülüyor. Yine sormuyorum, çok canımı sıkıyor bu hâlleri, elinde tuttuğu bezden ceketini beline bağlıyor. Arka tarafı işaret ediyor. Bir şey mi ima etmeye çalışıyor?  ''Seninki geliyor,'' diyor. Pis pis sırıtıyor.
- Kimmiş benimki?
- Hani şu geçen gün mektup yollayan oğlan var ya! Adı Selim olan.
- Of! diyorum sinirle olduğum yerde dönüyorum. Selim denen çocuk peşimize düşmüş bacak kadar boyuyla. Satılmış kahkaha atıyor. O kahkahayı artırdıkça saçını yolasım geliyor fakat sadece kolunu çimdirmekle yetiniyorum.
- Canım acıdı.
- Amma da nazlısın acısın diye çimdirdim zaten. Satılmış bu oğlanı sen mi sardın başımıza?
- Kaç kere söyleyeceğim bana sokak ortasında Satılmış deme diye.
Satılmış’ın üzüldüğünü fark edince oh olsun diyorum sana, oh olsun. Sen bu oğlanı peşimizden taktın ben de sana Satılmış diyeceğim.
- Adın Satılmış’tır ne yapabilirim?
- Ya tabii ne demezsin. Adımı niye Satılmış koydukları belli zaten. Bu yaz beni nişan ediyorlar.
- Hoppala hemen mi?
- Evet hemen.
- Kemâl’le.
- Evet Kemâl denen zırtapozla.
- Çok çirkin kızım nasıl evleneceksin ki onunla?
- Ablana söyle. Benim annemse senin de ablan oluyor. Söyle de beni vermesin.
- Ben söyledim evlendirmeyin diye, senin de gönlün varmış güzelim, ablam öyle diyor.
- Yalan vallahi yok. Kemâlin getirdiği bir iki küçük hediyeyi kabul etmek zorunda kalıyorum. Korkuyorum çünkü annem kabul etmediğimde daha sonra bana etmediğini bırakmıyor. Evlenip hayatımı kurtaracakmışım. Sürekli ağzında bu sözler. Geçen gün eteğimi kesip atmış. Cehennemde yanacakmışım. Odunmuşum, bacaklarımı açıyormuşum.
- Baban ne diyor bu işe?
- Babamı gördüğüm yok. Babama da kız istiyor diyor sen karışma bu yaz nişan bir dahaki yaz düğün edeceğiz diyor. Korkuyorum, babama istemiyorum diyemiyorum. Acaba evlensem mi diye de düşünmeden edemiyorum. Seninki hâlâ geliyor.
- Dur bir dakika sen bekle burada.
Hızlıca arkama dönüyorum. Birkaç metre beriden bizi takip etmekte olan Selim’in yanına gidiyorum.
- Küçük sen bizi mi takip ediyorsun?
- Emel seninle konuşabilir miyiz?
- Hayır sen git de akranlarınla konuş. Hem bak İsmail az ileride bekliyor, seni burada görürse çeneni kırar. Hadi bakalım şimdi mahallene dön.
- Ama bugün okulun son günü ve sen mezun oldun. Bir daha seni Emel nerede göreceğim?
- Görmen gerekmiyor. Ben üniversiteli olacağım sense hâlâ lise sıralarında oturacaksın. Hadi ablacığım şimdi yavaş yavaş kendi akranlarının yanına git.
- En azından mektubumu al.
- Hayır almayacağım. Kendimden küçüklere bakmam. Beni unut tamam mı?
Öfkeyle Selim’e sırtımı dönüyorum Satılmış’ın kolundan çektiğim gibi arabaların arasından ezilme tehlikesine aldırış etmeden koşturarak geçiriyoruz. Tüpçünün sokağından Fomara Caddesi’ne vurduruyoruz, oradan da ver elini Altıparmak Caddesi. Oh hava ne kadar hoş, mis gibi. İçimde hissettiğim coşkuyu kimse yok edemez bugün. Satılmış’la çay bahçesine gitmeden önce küçük ablamın çalıştığı terzi dükkânında üniformalarımızı çıkarıyoruz. Küçük ablamın diktiği yazlık mini elbiselerimizi giyiyoruz, ablam epeyce dil döktükten ve kendince gerekli uyarıları yaptıktan sonra elimize biraz da para veriyor. Altıparmak Caddesi’nden aşağıya salınıyoruz.

****
Babamı günlerdir görmemiştim. En son eve geldiğinde gece yarısıydı, kapının büyük bir gürültüyle açıldığını duymuştum. Annem yapma diyordu, hepimiz uyanmıştık. Sonra bizim odaya girdi, elinden kan sızıyordu. Küfrediyordu bize, kalkın diyordu. Hepimiz ayağa dikildik, yatakların yanına sıralandık, babamın elinden kan akıyor. Kanın yere damlayışlarına gözüm takılmış, bakıyorum. Ablamlar ve ben öylece başımız önde bekliyoruz.


****
Üniversiteden mezun olalı dört yıl oluyor. Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdim, ardından yüksek lisansıma başlamıştım fakat çalışmam gerektiği için devam edemedim ve bıraktım. Satılmış az önce telefon etti, çocuğu üç yaşında olmuş. Şimdiye kadar ufaklığı hiç görmedim. Beni yanına Ankara’ya çağırıyor, sanırım gideceğim.

****
Satılmış aradı. Kendimi vuracağım, dedi. Arıyorum açmıyor. Çocuğu altı yaşlarında olmuştur, hiç görmedim. Telefonum cevapsız kalıyor. Sonra Kemâl’i aradım, Satılmış’ın deli olduğunu söyledi, tartışmalı ve yüksek sesli bir konuşma geçti aramızda, telefonu yüzüne kapattım.

****
Arkadaşımla birlikte Eskişehir’in sokaklarında dolaşıyoruz. Odunpazarı mevkiine geldik, yanımıza hukuk mezunu olan başka arkadaşlar da geldiler, sohbet koyulaştı. Yazdığım birkaç şiirimi gösterdim onlara beğendiler. Benden küçük olmasına rağmen Selim’i seviyorum. Onun yanında kendimi iyi hissediyorum. Yalnız asla evlenmeyeceğiz dedim ona, kabul etti. Arkadaşımla birlikte birkaç gün sonra Eskişehir’den ayrılacağız. İstanbul’da iş bulduk. Özel bir kurumda öğretmen olarak çalışmaya başlayacağım.

****
Güncenin uzayan sayfaları arasında gezinirken nelere denk gelmiyorum ki Satılmış ile olan anılarım, Selim, ablamlar, yeğenlerim, öğretmenlerim, babam, annem, arkadaşlarım, ağaçlar, şiirlerim…

****
Beyoğlu Caddesi’nin bir arka sokağında yürürken loş ışıkların aydınlattığı bir mekân gözüme çarptı. Kapıya asılan yazı dikkatimi celp etti; Medyum Abbas. İçeriye girsem mi acaba diye düşündüm, bir vakit loş ışıklı işyerinin orada oyalandım. Yanımdan geçen uzunca boylu bir adam düşüneceğine içeriye gel de konuşalım, dedi. Yüzüne doğru baktığımda gönlümden geçeni nazarıyla tahmin ettiğini anladım, biraz ürperdim. Adam mekânın kapısını anahtarla açtı ve kapının ağzında bekleyerek bir müddet cemâlime bakmaya devam etti. Seni sonsuza kadar burada bekleyemem, benimkiler üşüyor, dedi. Kimdi ki onunkiler yanımızda hiç kimse yoktu, sadece ikimiz vardık. Peki gelebilirim diyerek içeriye geçtim. 
- Rahatına bak Emel.
- Adımın Emel olduğunu nereden biliyorsun?
- Sen yalnız olduğumuzu mu düşünüyorsun?
- Evet.
- Hayır yalnız değiliz. Yardımcılarım şu anda buradalar. Tanıştırayım. Kara kız, Bulut, Duman…
- Aman aman dur. Anladım onların kim olduklarını.
- Benim adım da Abbas. Hadi dikilme karşımda da geç otur bakalım şöyle. Anlatmaya başla.
- Ne tuhaf adamsın sen. Ve konuşma tarzın çok da itici, ben gidiyorum. Aklın sıra yanındaki cinlere güveniyor, onların sana getirdiği yalan yanlış bilgilerle beni kandırabileceğini ya da para sızdırabileceğini düşünüyorsun.
- Cinler dedin, demek inanıyorsun.
- Ne var bunda? Onların varlığını pek çok kişi inkâr etmez. Zaten sadece gördüklerine inanan kişiler ahmaktan başka bir şey olamazlar.
- İstersen gidebilirsin. Fakat oturmayı tercih edersen sana neden çocuğunun olmadığını söyleyebilirim.
- Gerek yok Lokman Hekim ya da Cinci Bey. Zaten tedavi oluyorum, çocuğum da olacak buna inanıyorum.
- Evet olacak. Sende iki tane çocuk görünüyor.
- Nasıl yani? İki çocuğum mu olacak?
- Yakın bir zamanda değil. Var daha sabretmelisin. Yalnız bir anda iki tane çocuğun olacak aynı zamanda doğacaklar.
- A yani ikiz diyorsun.
- Otursana.
- Hayır.
- Yine geleceksin.
- Hayır gelmeyeceğim.
- Geleceksin. İnsanların atiyi bilme arzularının önüne set vurulamaz. Ama sen zaten görüyorsun değil mi Emel. Az önce Duman’ı gördün.
Mekândan hızla çıktım çok sinirlenmiştim. Şaklaban herif, dedim kendi kendime. Eve geçtim. Bir haftadır Selim yok işi gereği yurt dışına gitti, yalnızım. Satılmış’ın göndermiş olduğu hikâyeleri okuyorum. Bazıları işe yaramaz ama aralarında güzel olanlar da yok değil. Benim şiirlerim gibi. Bazıları hiç edebî olmasa da bazıları sanatkârane bulunuyor, gülüyorum. Bu akşam içtiğim şaraptan mı nedir kafam dumanlı elimdeki metni bir kenara fırlatıp balkona çıktım. Taburenin üzerine oturup anlamsızca yoldan geçenleri seyre daldım. Az sonra gözüme bugün falcı mekânında gördüğüm esmer adam ilişti. O da benim bulunduğum balkona doğru bakıyordu. Bu adam evimin karşısında ne arıyordu ve beni neden izliyordu? Bu bir tesadüf müydü yoksa bir kez gördüğü hâlde bir kadını takıntı hâline getiren ruh hastası biri miydi? Hemen tabureden kalktım, içeriye geçtim, daire kapısına kilit vurdum. Balkon kapısını da kilitleyerek perdelerimi sımsıkı kapattım. Televizyonun sesini açtım, bakmadığım hâlde evin içinde çınlayan televizyon sesi içimdeki ürpertinin biraz dinmesini sağlıyordu. Elimde olmadan yine pencerenin yanında buldum kendimi, hafifçe perdemi kımıldattım, uzun boylu esmer adamı aradı gözlerim, hâlâ oradaydı. Sokak lambasının aydınlattığı yolda karşıdaki apartmanın köşesinde durmuş benim pencereme doğru bakıyordu. Bu adam benden ne istiyor olabilirdi? Kesinlikle bir sapkın kişi olduğuna hüküm verdim, hemen polisi aramalıyım diye düşündüm ancak ne diyecektim ki onlara? Hem zaten büyük bir ihtimâlle kabul etmeyecekti. Belki bir tesadüftü, nasıl tesadüf olabilirdi? Adam durmuş ve evimi gözetliyordu. Hem demek ki beni takip etmişti. Yoksa evimi nasıl bulabilirdi ki? Sabahı zor ettim. Erkenden kalkmıştım, hazırlanıp yola çıktım. Bugünlerde yine işsiz olduğum için bolca vaktim vardı. Bu yüzden akşamki gizemli olayı çözmek maksadıyla Medyum Abbas’ın işyerinin olduğu sokağa doğru yokuş aşağı inmeye başladım. Medyum Abbas’ın işyerine geldiğimde kapının üzerinde zil bulamadım. Cama vurdum, bakan eden olmadı, elimle kapıyı itekledim, açıldı.
- Kimse yok mu? diye kapının ağzında durarak seslendim. Ses:
- İçeriye gir, dedi. Ve karşımda belirdi.
- Dün akşam evimi dikizliyordun.
- Geç de otur. Emel senin için endişelendim.
- Kimsin sen? Ne demek oluyor bunlar? 
- Bu hayattan sıkılmıyor musun Emel? Gitmek istemiyor musun?
- Ruh hastası mısın be adam? Bir kez gördün ve bana kafayı mı taktın?
- Benimle gelmeni istiyorum.
- Nereye gelecekmişim seninle? Niçin evimi gözetliyorsun? Hem bak sahipsiz değilim ben. Nişanlıyım yakında evleneceğim. Bir ailem de var.
- Hayır Emel sende evlilik görünmüyor. Benimle gelmeni istiyorum. Gel buraya otur şu masaya. Ve bana açtığım kartlarla atiye bir kapı arala. Kaç yıldır onları görüyorsun?
- Ne diyorsun böyle anlamıyorum, kimi görüyormuşum?
- Kaç yıldır görüyorsun Emel?
- Satılmış öldüğünden beridir görüyorum. Onları gördüğümü bildiğine göre şimdi buradan gidebilirim. Asla senin gibi olmayacağım. Başka varlıkları görüyor olmam hiçbir şeyi değiştirmeyecek. Yine aynı şekilde hayatıma devam edeceğim. Bir daha beni takip edersen seni polise bildireceğim.
- Peki gelmem…

****
Yaza doğru bir gün babam elinde bira şişeleriyle evime geldi. Üstü başı yırtık, pırtık ve çok düşkün bir vaziyeti vardı. Onu içeriye almadım, çünkü ondan korkuyordum. Üst kattaki Fatma Hanım’ın ‘‘Ne vicdansız evlatlar var anayı-babayı evlerine kabul etmiyorlar.’’ dediğini duydum fakat karşılık vermedim, benim yaşadıklarımı nereden bilecek ki?  Ve anlatmaya hiç de lüzum görmüyorum. Babamın eline biraz para sıkıştırarak evden göndermeye çalıştım. Kapının önünde durmuş tartışmayı uzatacağa benziyordu. Sesimi yükseltip defolup gitmesini onu içeriye almayacağımı bir kez daha ikrar ettikten sonra kapıyı çarptım, içeriye mutfağa yöneldim. Babam ağlıyordu, ben de ağlıyordum. Şimdi Fatma Hanım aşağı inmiş babamla bir olmuş yalvarıyor, beni vicdansız evlat olmakla suçluyorlardı. Çantamın içine nakit paramın hepsini doldurdum, telefonumu da alarak kapıyı açtım.
- Ne kadar kalacaksın?
- Bir hafta.
- Bir hafta kal. Sonra defol git. Evde yemeklik var. Az önce sana para da verdim. Bir hafta idare et. Sonra da git. Giderken anahtarı Fatma Hanım’a ver.
- Sen nereye gidiyorsun?
- Bursa’ya ablamın yanına gidiyorum.
Yolda Selim’i aradım. Babamın evimi bulduğunu artık orada yaşayamayacağımı söyledim. Yeni bir ev tutmamız gerekiyor dedim. Babamın o evden çıkmayacağını ve nasıl hareket edeceğimi bilemediğimi ve tek çare olarak Bursa’ya ablamın yanına gittiğimi anlattım. Selim dinliyordu. Her zaman sadece dinler ve sen nasıl istiyorsan ben sana uyacağım diye söyler. Canım Selim.

****
Selim geldiğinde Ablamın evindeydim, birlikte ne yapacağımıza karar verdik. İstanbul’daki evi babana bırakalım, diye söylemişti. Babama bakacak maddi gücü vardı. Babamdan nefret ettiğim için bunu istemediğimi belirtsem de Selim ısrarlıydı. Babam o gün evime gelerek yüzsüzlüğü ile evime kolayca yerleşmişti, beni kendi evimden etse de bundan hiç gocunmadı ve yıllarca orada oturmaya devam etti.

****
Selim’le birlikte Ankara’ya geldiğimiz gün Satılmış’ın kızı Gökçe’yi aradık, yanımıza geldi. Gökçe büyümüş yirmi yaşında olmuş. Ben de ikiz bebeklere hamileyim. Selim bizi gezdiriyor. Bir ara gözlerimin daldığından anlamış olacak ki Selim; ‘‘Gördüklerinden korkmuyor musun?’’ diye sordu. ‘‘Hayır.’’ dedim. ‘‘Korkmuyorum.’’ Çünkü hiç kötü biri olmadım ve gördüklerimi yanlış birtakım işler için kullanmadım. Selim elimden tutuyor, yakında bebeklerimiz doğacak. İki tane şiir kitabım var ama kendi ismimle çıkarmadım onları. Gökçe’ye ‘‘Bizimle gel,’’ dedim. Satılmış’ı kurtaramadım fakat Gökçe’yi alıp gitmek istiyorum.

***
Şimdi birlikte uçağa biniyoruz. Ve yeni bir hayata başlamak için gidiyoruz..