MOSTEM'DE YAZAR KİTAP BULUŞMASI
Süleyman Sami İLKER
Aylar önce Manisa Organize Sanayi Bölgesi (MOSB) içinde yer alan ve ona bağlı Manisa Organize Sanayi Bölgesi, Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesinde (MOSTEM) görevli Edebiyat öğretmeni Sedef hanım eşimi aradı. Sedef hanım MCBÜ'den eşimin mezun öğrencilerinden. "Öğrenciler Yazarlarla buluşuyor" adlı bir proje kapsamında, sizin en son Ötüken yayınları içinde çıkan İpek Kozası adlı kitabınızı, dersine girdiğim 9.sınıfların tamamına aldırdım. Sizi davet edip kitabınız üzerinde sorulu cevaplı konuşmak, hem de kitapları imzalatmak istiyoruz. Gelebilir misiniz, ne zaman uygunsunuz?” 15 Nisan Salı kararlaştırılıyor. Gençler geçen sürede kitabı okuyorlar. Biz de elimiz boş olmasın, gençlere jest olsun diye, ağırlıklı olarak Kitapyurdu/ Karbon kitaplardan olmak üzere cep boy 295 kitap getirttik. Türk ve Dünya klasiklerinden hepsi. MOSB, gelişim süreci ve genişleme alanlarıyla birlikte şu an itibarıyla 7 kısımdan (etaptan) oluşuyor. İçinde arabanızla bile kaybolabilirsiniz. Türkiye'nin ilk ve en köklü organize sanayi bölgelerinden biri; alanı 1.000 hektarın üzerinde, yani tam olarak 10.000 dönümü kaplıyor. Bölge içerisinde şu an otomotivden beyaz eşyaya, elektronikten gıdaya kadar 200'den fazla aktif fabrika faaliyet gösteriyor.
ÖZEL MOSTEM MESLEK VE TEKNİK ANADOLU LİSESİ (MOSTEM)
Sabah 10.00'da başlayacak toplantıya 260 öğrenci ve 10'a yakın öğretmen katıldılar. Öncesinde; yolbul ile MOSB içindeki okulun A kapısındayız. Güvenlik var, bizi biraz bekleyip gerekli irtibattan sonra öğretmen Sedef hanım geliyor. Üç büyük, devasa, oval binalarla karşılaşıyoruz. Çok büyük bir uzay üssü gibi. 1900 öğrenci, 130 öğretmeni var. 56 dershane, 40 da atölye. MOSB'a bağlı bir özel meslek lisesi hüviyetinde. Öğretmenlerin çoğu teknik öğretmen fakültelerinden mezun. Önce asansörle okul müdürünün odasına çıkıyoruz. Koridorlarda yerleşik kapalı dolaplar var. Yan yana ve renk renk. Üzerleri birer pano gibi kullanılmış ve değerlendirilmiş; afişler, duyurular ve paylaşımlarla. Hele kenarlarında tam boy Aziz Sancar ve Oktay Sinanoğlu resimlerini görmek bize “Burada bir kalite ve bilinç var” dedirtiyor. Okulun her yeri gibi, burası da aydınlık ve ferah. Çaylar söyleniyor. Müdür bey okulun 300 kişilik, organize sanayinin ihtiyacı olan teknik eleman yetiştirmek üzere Milli Eğitim Bakanlığına (MEB) bağlı olarak kurulduğunu söylüyor. Aslında okulu MOSB Organize Sanayi Bölgesi sınırları içerisinde yaptırmış ve 2010’da Milli Eğitime devretmiş ve eğitim öğretime başlamış. MOSB, zamanında Meslek Yüksekokulu (MYO) için de hemen yanımızda geniş bir alan ayırmış. Okulun daha kuruluşundaki klasik meslek lisesi hali, sektörü tatmin etmemiş. Biz bunu geliştirelim diyerek, bir proje hazırlayıp Manisa Valiliğine gitmişler. “Bu okulu bize geri verin, biz onu özel bir Anadolu Meslek Lisesi olarak geliştireceğiz.” demişler ama… Fakat devlet veya bürokrasinin; "Alınan okul (mal☺) geri verilmez, mevzuat da uygun değil" cevabı üzerine, Ankara’yı, Milli Eğitim Bakanlığını (MEB) ikna etmek, mevzuatı düzelttirmek için seferlere başlamışlar.
Gel zaman git zaman bu konu için özel kanun bile çıkarılmış. Proje beğenilmiş, ama “Bizden para istemeyeceksiniz” denmiş. Onlar da tabii ki demişler. Ve Türkiye’nin örnek, ilk ve bir numaralı çağdaş MOSTEM'i ortaya çıkmış. MYO'larındaki kalite beğenilmeyerek, yüksekokuldan vaz geçilir ve ilave binalar ile kapasite 2000'e çıkar. Okulu gezmeye gelen yerli ve yabancı sanayiciler, okula hayran kalıyorlar. Hepsi bir arada, mükemmel bir yapı.
2012 yılında, Organize Sanayi Bölgelerinin (OSB) Özel Meslek Liseleri açma teşviklerini içeren yasa ve mevzuat oluşturulur. Bu adımın amacı, sanayinin talep ettiği nitelikli işgücünün yetiştirilmesini sağlamak ve gençlerin istihdam imkânlarını hızlandırmak. Bu çerçevede, Manisa MOSTEM, MEB anlaşmasıyla 49 yıllığına MOSB’a devredilerek özel okul statüsü kazandırılmış. Manisa Organize Sanayi Bölgesi sınırları içinde bulunan okulun toplam yerleşke alanı 44.800 m2; 13.300 m2’si kapalı alan olarak kullanılmaktaymış. 2 yemekhane, 2 konferans salonu, kapalı spor alanı, amfi tiyatro, halı saha, yarı açık basketbol sahası, 192 öğrenci kapasiteli erkek öğrenci yurdu (pansiyon). Daha ne olsun. Aselsan dâhil, daha birçok OSB’de bu okulun benzerleri yapılmış, yapmak isteyenler de gelip burayı inceliyorlarmış. Ama hepsinin içinde halen en büyüğü burası.
İŞ ARAYAN DEĞİL; İŞ’TE ARANAN, TOPLUMDA SAYGIN İNSAN
Bu, okulun tanıtım sayfasından bir söz. Önceki meslek liselerinin, iyi okulları kazanamayanların gittiği okul, algısı birden değişmiş; sınavla, seçerek öğrenci alan bir okul olmuş. Sınıflar 24-26 kişilik. Atölye ve laboratuvar gruplarında; sınıflar daha küçük gruplara bölünüyor. Dört ana bölümü var; Elektrik-Elektronik, Makine ve Tasarım Teknolojisi, Metal Teknolojisi, Endüstriyel Otomasyon Teknolojileri vb. Uygulamalı derslerde öğrenci sayısı, iş güvenliği ve her öğrencinin cihazlarla birebir çalışabilmesi için genellikle 10-12 kişiye kadar düşüyormuş. Bölgedeki fabrikaların nitelikli teknik eleman ihtiyacını karşılamak üzere kurulan okulda, "İstihdam Odaklı Eğitim" modeli uygulanıyor. Sınıf mevcutlarının da az olması nedeniyle, öğrenciye teknik beceri, doğrudan usta-çırak disipliniyle kazandırılıyor diye bilgi alıyoruz.
Müdür bey öğrenci için mevcut (artık eski) suizannın, öğretmenler için de başlangıçta var olduğunu; devlette atanamayan öğretmenler sanılsa da, hepsinin işlerinde ehil, gayretli ve çok başarılı olduklarını söylüyor. Müracaat havuzumuzdaki talepler ile ihtiyaç anında irtibat kuruyor, alıyoruz diyor. Mali durumları nasıl soruma, MOSB yönetimi MEB'dan ortalama daha iyi imkân sunuyor, diyor.
Bütün öğrencilerin elinde İpek Kozası hikâye kitabı var. Okumuşlar ve sohbetin sonunda imzalatacaklar. Yirmi civarında akıllı sorular soruluyor. Ayşe hanım muhabbetle cevapladı, merakları gideriyor. Bana da kısa bir söz veriliyor. Sonunda öğrencileri ki bunların çoğu kırsal kesim ve mali yönden orta alt kesimin çocukları. İlk defa bir kitabın yazarıyla birebir tanışıp konuşuyorlar. Sonra Öğretmen Sedef hanım, oturuş sırasına göre gençleri kitaplarını imzalatmak ve kısa sohbetler için sıraya sokuyor. Ayşe hanım sahneye konan masada, gelen her öğrenci ile tokalaşıyor, eseri imzalıyor ve öğrenciler refakat eden öğretmen beyden de bizim hediye olarak getirdiğimiz kitaplardan birini alıyorlar. Ben de en ön sırada oturuyorum. Bazıları bu hediye kitabı bana imzalatmaya geliyorlar. Ben bunun yazarı değilim desem de, “Olsun, bir hatıranız olur” diyorlar. Tabii ki onları kırmıyor, imzalıyorum. Sonra okul müdürü ve birkaç öğretmen arkadaşla birlikte okul yemekhanesinde öğrenci ve öğretmenlere çıkan yemekten ikram ediyorlar, tabldot usulü. Yemekhane geniş, düzenli, havadar ve temiz. Çalışanlar da güler yüzlü Anadolu insanı. Hemen herkes etkinlikten memnun; biz de tabii ki. Sonra öğretmen arkadaşların dersleri var. Onlar sınıflarına veya atölyelerine; biz de arabamıza.
Sedef öğretmen faal, zeki, işini ve mesleğini çok seven idealist, sorumluluk sahibi bir insan. Öğrencilerini kitap okutmaya, düşündürmeye yöneltmiş. Mesela sanatı da kullanarak; siz olsaydınız bu kitaba nasıl bir kitap kapağı hazırlardınız diye bir ödev vermiş. Herkes hazırlamış. En güzellerinden 19 ‘unu sahnedeki bir panoya da astırmış. Yakından bakınca, emek, düşünce ürünü harika fikirler ve eserler ortaya çıkmış. Birçok insanın sürekli başkalarını eleştirdiği günümüz Türkiye’sinde, “Az laf, çok iş” veya “Ne yapmalıyım ki gençlere, topluma bir fayda üretebilirim” diyen böyle güzel örnekler de epeyce var. Teşekkürler Sedef öğretmenim, teşekkürler ona destek veren yönetici arkadaşları. Ümitliyim.
Güzel bir gün geçti; çok şükür. Ertesi gün evimizin kütüphanesinden, Mostem Kütüphanesine layık, 3-4 torba kitap seçiyor, onu da teslim ediyorum. Biz hep birlikte güzel, verimli ve mutluyuz. İyi işler için hala fırsatımız var. Emek, çaba ve samimiyet, biraz da fedakârlıkla çok büyük hedeflere doğru. Umut büyük. Bu gün, 1910 ve 1920’lerle mukayese edilmeyecek kadar, her yönden daha iyi durumdayız. Daha çok çaba, daha çok umut ve güzellik demektir.
İYİLİKTE YARIŞANLAR
300 ÖĞRENCİYE BEDAVA ÖĞLE YEMEĞİ
Manisa, Yunusemre, Güzelyurt semtindeki TOKİ2 Camisini alt katı bir çeşit lokanta oldu, ama sadece öğrencilere. Evimize çok yakın. Geçerken bahçedeki yeni kilit taş döşemeleri, sonra getirilen banklar, masalar, sandalyeler derken; bir gün 12.00’den sonra bahçede bir sürü genç öğrenciyi yemek yerken görüyorum. Sırada olanlar da var. Ben herhalde, yılda bir kez yakınları için Batı Anadolu’da yaygın olan lokma döktürüp dağıtılması gibi bir hayır işi var sandım. Sonraki zamanlarda da benzerini görünce bir ahbaba sordum. Burada ne oluyor diye. O da, “Hocam burada iki aydır yakındaki Çukurova Kimya Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi ile Polinas Endüstri Meslek Lisesi öğrencileri için ücretsiz öğle yemeği veriliyor. Manisalı bir iş adamı (A.K.) bütün masrafları karşılıyor ve destekliyormuş. Aşçı ise, semt muhtarı Ayla Hanımın dayısı imiş. Birkaç kere daha oradaki mutlu, faydalı havayı görmek, beni de sevindirdi. İmkânlar varken, geç kalmadan; keşke demeden; varislere vasiyet gibi bir yük yüklemeden. Ne mutlu.
Ancak, bugün küçük de olsa bir burukluk yaşadım konu ile ilgili olarak. İmam arkadaşa yemek işini sordum. Hocam devam ediyor ama gelen öğrenci biraz azaldı diyor. Neden soruma ise; aileler ve öğretmenler öğle arasında okuldan, ayrılmayın, çıkmayın diye öğrencileri etkiliyorlarmış. Neden dememe gerek kalmadı ama ben yine de sordum. Maraş ve Urfa olayları ile mi ilgili. Evet, tabii ki, diyor. Ninem (babaannem) “Bir kötünün yedi köye/mahalleye ziyanı olur” derdi. Aileler, öğretmenler, idareciler kaygılı. Konunun; toplumbilim (sosyoloji), ruhbilim (psikoloji), tıbbi, iletişim ve bilişimsel yönleriyle ve tabii ki uzmanlarıyla ciddi olarak ele alınmadan, sadece güvenlik tedbirleriyle baş edilmesi mümkün değildir, diye düşünüyorum. Siyaset, bilim insanlarına ve eğitimcilere kulak vermelidir. Ama umutsuzluk yok. Akıl, bilim, çaba ve irade ile çözülmeyecek sorun olamaz, ölümden gayri.
Selam ve saygılarımla. (20.04.2026, Manisa)
Yorumlar
Kalan Karakter: