ESKİŞEHİR GEZİ NOTLARI: 6
(Önsöz: Yazıyı uzun bulup okumaktan vazgeçene derim ki; “Etrafımızda duymadığımız sesler, görmediğimiz nesne, durum ve olaylar vardır." Duymak ve görmek için; biraz dikkat, biraz sükûnet, biraz yavaşlamak gerek. Yunus gibi ”Derdim vardır, inilerim” diyenlere selam olsun. Metin içinde çok ilginç bilgilerle karşılaşacaksınız. KURBAN BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN. Saygılarımla. Dr.SSİ)
MANİSA’NIN HAFIZASINI KİM SİLDİ?
Yukarıdaki -Bir önceki 5. bölümde- “Eskişehir daha millî” ara başlığı dikkatinizi çekmiş olabilir. Neye göre, kime göre. Yolbul ve şehir haritasını incelediğimde sokak ve cadde isimlerinin hep tarihî hafızayı yansıtan isimlerden seçildiğini görüyorum. 15-16 yıl kadar önce Manisa merkezdeki sokak ve kısmen cadde adları Avrupa Birliği sevdasına -ne demekse- bütün tarihî iz taşıyan isimler bir kararla kaldırıldı, millî belediye başkanımız ve belediye meclisimizce. Hepsine ruhsuz rakamlar kondu. Altına hatıra olarak eski adı şudur bile denmedi. Eski dönemin hatasının hala düzelmediğini görüyorum. O nedenle Manisa Büyükşehir Belediyesini yazılarımda eleştirmeye devam edeceğim. Manisa’nın hafızasını geri verin. Hafızası silinene, kaybolana ne denirse, hafızası silinen şehre de o mu denecek? Lütfen başkasının yaptığı hatayı, siz de devam ettirmeyin.

JETLER VE DENEME UÇUŞU
Orduevi civarına yaklaştığımızda, şehrin yakınındaki 1. Ana Jet Üssünden art arda kalkan F16 uçaklarımızın cayırtılı, şiddetli ve yakından gelen motor sesleri ile heyecanlanıyorum. Eskişehir halkı her gün bu sesleri duymaya alışık. Ben de alışık olduğum halde durup izlemeyi çok severim. Tabii ki durdum ve arkası arkasına alçak irtifadan geçen dört jetimizi zevkle izledim ve pilotlarımız için dua ettim. Birkaç da resim çektim. Askerlerimiz hep kahramandır ama pilotlarımız en kahramandır dersem, kimse alınmasın. Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp fakültesinde çalıştığım sürece asker ve polis olduğunu bildiğim hasta ve yakınlarına biraz daha özenli davrandım hep. 1981’deki Eskişehir Askerî Hava Hastanesi Uçuş Hekimliği Eğitimi dönemimizin sonunda, “Jet pilotları uçuşlarda ne gibi fizyolojik şartları yaşıyorlar” gerçeğini bizzat hissedebilmemiz için iki kişilik jet uçakları ile yarım saat uçurmuşlardı. Önde pilot, arkada biz, paraşütler de takılı olarak tabii ki. Hatta pilot arkadaş “Ters döneyim mi, lup atayım mı?” gibi sorular sormuş; ben de muhtemel bulantı kusma tehlikesi nedeniyle sadece düz uçuş rica etmiştim.
ANADOLU ÜNİVERSİTESİ CUMHURİYET TARİHİ MÜZESİ
Atatürk bulvarını geçip tam karşıda duran Anadolu Üniversitesi Cumhuriyet Tarihi Müzesine yöneliyorum. Merdivenle çıkılıyor, ücretsiz ve güzel bir müze. İki katlı. Ağırlıklı olarak Çanakkale harbi ve Kurtuluş savaşı anıları ile dolu. Buraları gezen çocuk ve gençlerde millî tarih bilinci oluşacağı kesindir. Bu topraklar üzerindeki hür, bağımsız ve güvenli yaşadığımız hayatlarımızın bedellerini o nesiller fazlasıyla ödemişler. Başta Mustafa Kemal ve silah arkadaşları ile malıyla canıyla, her şeyiyle orduyu destekleyen köylü kentli o nesillere minnet borçluyuz. Ancak bu müzede içimi burkan bir konudan da söz etmeliyim. Müzede Osmanlı’nın son ve Cumhuriyeti ilk zamanlarında kullanılan Yavuz, Bandırma, Nusrat(1) mayın gemisi gibi tarihî olaylarda rol oynamış gemiler, sökülerek yok edilmiş, geri dönüşüme gönderilmiş. Akıl almaz bir tarih aymazlığı, vefasızlığı. Hafıza gitmiş. Yunanlılar bile tarihî gemi ve hatıralarına daha vefalılar, maalesef. Bu gemilerin aslı müze olarak kalsaydı, onların yaşadığı ve Türk milletine oynadıkları roller bütün nesillerin zihinlerine adeta çakılır kalırdı. Şimdi birer masalmış gibiler. Öğrendiklerimizin yüzde 83’ünü görme duyumuz sayesinde kazanıyoruz.
TURAN NUMUNE MEKTEPLERİ DE NE Kİ?
Cumhuriyet Tarihi Müzesi aslında Turan Numune Mekteplerinden(2) biri. Bu müze binası eski bir okul; eski ifadeyle mektep. Eskişehir’deki “Numune Turan Mektepleri”, Cumhuriyet’in ilk yıllarında Türk Ocakları ve milliyetçi aydınların girişimiyle açılan, Türk milliyetçiliği ve kültürünü yaşatmayı amaçlayan özel okuldur. Rusya Türklerindeki ceditçiliğin(3) bizdeki yansımasıdır. Halkın yardımları ile yapılmış, Maarif Vekâletine (Millî Eğitim Bakanlığı) bağlıdır. Bina 7 Ağustos 1915’de yapılmaya başlanmış ve 16 Aralık 1916’da tamamlanmış. Mimari tasarımı Türkiye’de birçok önemli eseri yapmış veya planını çizmiş Mimar Kemalettin bey, yardımcısı ise Celal beydir. 12 dershaneden ibarettir. El işleri ve doğrama atölyeleriyle konferans salonları mevcuttur.
KÖY ENSTİTÜLERİ
Turan Mekteplerinin “El işleri ve doğrama atölyeleri” size Türkiye’ye özgü “Köy Enstitülerini” çağrıştırmıyor mu? İlk yıl 114 öğrenci kaydolur. Eskişehir işgal edilince, Yunan ordusu tarafından Bölge Hastanesi haline getirilir. Eskişehir 2 Eylül 1922’de Yunan işgalinden kurtarılınca, esir Yunan askerleri için Hapishane olur. 1930 yılına kadar Turan İlkokulu olarak faaliyetini sürdürür. Özellikle gençlere Türk tarihi, dili ve kültürü üzerine eğitim verir. 1931’de Türk Ocakları kapatılınca Turan Mektepleri de işlevini yitirmiş. 1930-1955 arasında sırasıyla; Eskişehir Lisesi, Defterdarlık ve Kız Ortaokulu olarak kullanılır. 1955’de TSK’ya devredilir ve 1977’ye kadar Askerlik Şubesi olarak kullanılır. 1980’de eski eser olarak tescil edilerek Anadolu Üniversitesine tahsis edilir. 23 Nisan 1994’de de bugünkü haline, Cumhuriyet Tarihi Müzesine dönüşür.
NEDEN KAPATILDILAR / MASON LOCALARI?
Neden kapatıldı diye sordum, yapay zekâya, şöyle cevapladı, kaynaklara dayanarak. 1931 kararı ile Türk Ocakları, devletin tek parti yapısı içinde “Millî kültür faaliyetlerini doğrudan devlet kontrolüne almak” amacıyla kapatıldı. Malum bu tür okul ve dernekler özel kuruluşlardı. Turan Mektepleri modern eğitim vermeyi amaçlıyordu. Ocakların mal varlığı ve faaliyetleri Halkevlerine devredildi. Böylece Turan Mektepleri de işlevini yitirdi ve kapatıldı, diyor. İlginçtir, aynı tarihlerde Mason locaları da kapatıldı. Bu konular biraz daha araştırılıp okunmayı gerektiriyor.

TARİHİ ATATÜRK LİSESİ
Geziyorum, resimler çekiyorum, fakat telefonumun pili de azalıyor. Aslında şarj cihazlarımız vardı ama eşimin çantasında kaldı. En iyisi buralardan bir tane daha alayım diye karar verip, Eski Odunpazarı bölgesinden, tramvay duraklarının olduğu yöne doğru yürüyorum. İlk önce karşıma mimarisi ile biraz farklı, özgün büyük bir yapı çıkıyor. Tabelasından okul olduğu anlaşılıyor: Atatürk Lisesi. Dün akşam Odunpazarı’ndaki Türk Ocağı müzikli programdan dönüşte arabasıyla bizi Konukevine götüren tarihçi Prof. Mehmet Topal bey, bu yoldan geçerken, Atatürk lisesinin 1890’larda Hükümet Konağı olduğunu söylemişti. Cumhuriyetin ilk yıllarında Eskişehir’e gelen Atatürk’ten bir lise açılması istenince, Hükümet binası olarak yapılmış olan bugünkü binanın liseye dönüştürülmesi talimatı verilir.
TARİHÎ 100 LİSEDEN BİRİ
Okulun 1933’den itibaren Atatürk Lisesi adıyla faaliyet gösterdiğini anlattı Mehmet bey. Kaynaklarda, 1800’lerde Rüştiye Mektebi (Ortaokul) olarak kuruldu bilgisi var. Sonraları İdadi (lise) olmuş. 1920 yılında Eskişehir Yunan işgaline uğrayınca okul kapatılmış. Okul bünyesinde halen bir Atatürk Lisesi Müzesi bulunduğunu yazıyor. Millî Eğitim Bakanlığı tarafından “Tarihî 100 Lise” arasında gösteriliyormuş. Ertesi gün, bölgeyi gezerken liseyi daha yakından ve net olarak tekrar görüyorum. Önünden geçen büyük caddenin öbür tarafında, yeşil ve mavi renklerin hâkim olduğu bakımlı, fıskiyeli bir süs havuzu ve içinde iki tane heykel var. İkisi de ellerinde bir balık tutan, altın sarısı renkte denizkızı heykelleri.
YILMAZ BÜYÜKERŞEN / BELEDİYEDE 25 YIL
Mehmet hocaya sorularım oluyor. Anlatıyor; Anadolu Üniversitesi yurt dışında 16 ülkede sınav yapıyor, bunlardan üç ülke dışında hepsinde görev aldığını ifade ediyor. Çok önemli bir teşkilatlanma, oyun kuruculuğu ve liderlik yeteneği. Ayrıca, Yılmaz hoca için, 25 yıllık belediyeciliğinin ilk on yılında çok önemli işler yaptı ve sonraki 15 yılında da (1999-2024) o ilk yılların hatırı ve rüzgârı ile gitti. 86 yaşında iken adaylığı, yaştan dolayı reddedilince, özel kalemi ve belediye başkan vekili olan Ayşe Ünlüce’yi aday olarak çıkarttı. O da Yılmaz hocanın rüzgârı ile 2024’de kazandı. Şimdi iyi bir şeyler yapmaya çalışıyor diye Eskişehir’de belediyeciliği özetleyiveriyor, kendi zaviyesinden. Biz tam not verdik.
ESKİŞEHİR’İN İKİ ŞANSI
YUNANLILAR ESKİŞEHİR’İ YAKMIŞ AMA…
Eskişehir’i bu gün yaşanır, orta ölçek bir büyükşehir yapan konuların başında, şehrin Odunpazarı bölgesinin yanmamış olması. Hâkimiyeti Milliye Gazetesinin(4) haberine göre; Yunanlılar Eskişehir’den geri çekilirken 250 kişiyi öldürmüş, kent merkezinde 2 bin hane, 22 otel ve han, 2 bin mağaza ve dükkân, 5 hamam, 4 fabrika, 2 cami, 3 mescit ve 10 mektebi yakmışlardı. Köylerde ise 13 bin hane ve 2 bin davarlık ağılı ateşe vermişlerdi. 150 bin dönüm ormanlık alan da kül haline getirilmişti. Bu yakılma döneminde şehrin güney tarafına düşen tepe bölgedeki Odunpazarı evleri nasılsa kurtulmuş ve bu güne gelebilmiştir. Dolayısıyla bütünüyle Batı Anadolu’daki ahşap ağırlıklı tarihî yapılar, Yunan marifeti ve tarih bilincinden yoksun Türk halkının fakirliği ve okumuşlarımızın da ufuksuzluğu nedeniyle, yok olmuştur. Nadir kalan yapılar ise böyle vefalı, akıllı, örnek aydınlarının çabaları ile numunelik olarak yaşıyor ve ilgi görüyor.
ANADOLU ÜNİVERSİTESİ
Diğeri ise Anadolu Üniversitesinin kuruluşu; Türkiye’de ilk defa üniversite düzeyinde bir açık öğretimin başlatılması ve ufuk sahibi Yılmaz Büyükerşen gerçeğidir. Onun üniversite rektörlüğü dönemindeki başarısı sonraki uzun süren belediye başkanlığı dönemini getirmiş ve başarı sürmüştür. Türk milleti vefalıdır. Biraz da kesesine bakar. Esnaf memnun, emekli memnun, ulaşım iyi, öğrenci de tercih edince; piyasanın çarkları olumlu anlamda dönüyor. Öğrenci tercihinde Türkiye’de üç büyük şehirden sonra, iyi öğrenciler için Eskişehir’in bir tercih merkezi olduğu anlatılıyor akademisyenlerce. Zaten bir şehir ve toplum için yeterli sebep-sonuç ilişkisi. İşte Odunpazarı’nın fakir, eski, köhne, yarı virane halinden; bugünkü ünlü haline, bu ufuk sahibi, uzak görüşlü (Vizyon kelimesini sevmiyorum. Bir de misyonu) insanlarla, ekiple kazanmış. Ne mutlu. Ufuk sahibine lider, verilen emri yapana da idareci derler.
ORHAN OĞUZ’U UNUTMAMAK (1924-2021)
Anadolu Üniversitesi'nin temeli, 1958 yılında kurulan Eskişehir İktisadi ve Ticari İlimler Akademisine dayanır. Akademinin kurucu başkanı Prof. Dr. Orhan Oğuz’dur. 1969-1971 arasında Milli Eğitim Bakanlığı da yapan Orhan Oğuz, 1982 yılında Marmara Üniversitesinin de kurucu rektörü olur. Eskişehir’e eğitim anlamında büyük katkısı olmuş. Bu arada aynı yıl Eskişehir’deki bu akademi üniversiteye dönüştürülür ve Anadolu Üniversitesi kurulur. Rektörlük Prof. Dr. Orhan Karacadağ’a teklif edilir. Yeni kurulan (1982) YÖK’ü protesto eder ve görevi reddeder. O zaman böyle ilkeli tepkiler de vardı. Bunun üzerine Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen de 1982’de Anadolu Üniversitesinin rektörü olur ve 1992’ye kadar devam eder. Türkiye'de uzaktan eğitimde öncü olan Açıköğretim Fakültesini kurarak dünyadaki en büyük üniversitelerden biri haline getirir. Açıköğretim Fakültesi gibi başka ilkleri de vardır Büyükerşen’in. Sivil Havacılık Yüksekokulu ile Engelliler Enstitüsü(5) adıyla Türkiye’de engellilerin eğitimi için uzman yetiştiren ilk kurumlardan birini kurar. Türkiye’nin ilk Sinema ve Televizyon Yüksekokulunu ve İletişim Bilimleri Fakültesini kurar. Ülkenin ilk renkli televizyon stüdyolarını üniversiteye kazandırır.
EYÜP İLETİŞİM / ANATOMİ İÇİN KADAVRA
Şarj cihazı almak için bir dükkân arıyorum. Odunpazarı Yunusemre caddesinde epeyce yürüdükten sonra karşı kaldırımdaki Eyüp İletişim levhasını görüyorum. Selam verip giriyorum, uygun bir şarj cihazı aldıktan sonra, “Şarjım azaldı. Beş dakika şarjda kalabilir mi” diyorum. Tabii ki deyip alıyor telefonumu ve size çay ikram edeyim diyor. Hay hay deyip, oturduktan sonra, nereli olduğumu, ne iş yaptığımı soruyor. Ben de söylüyorum. 30’lu yaşlarda, Mersinli imiş. Madem siz hekimsiniz deyip, yeni karşılaştığı bir konuyu anlatıyor. Emekli bir albayın vasiyeti üzerine cesedi tıp fakültesine kadavra olarak bırakılmış. Uzun süre anatomi dersinde kullanılmış. Miadı dolunca ailesine haber verilip defin gerçekleştirilmiş. Ben de içimden, konuyu acaba nasıl, nereye bağlayacak diye merak halindeyim, o konuşurken. Ne büyük insanlık değil mi, diyor. Ben de onaylıyorum.
Tıp eğitiminde gerçek kadavra olmadan anatomi (vücut bilimi, teşrih) öğrenilemez. Diğer organ nakilleri için de erken dönemde kadavralara ihtiyaç olur. Dini yönden de bir engel yok, diyorum. Hatta bir sevap, iyilik kapısı da diye ekliyorum. Hilmi bey, benim aileme teklif edilse amcalarım kabul etmezler; vermedikleri gibi küfür bile ederlerdi diyor. Neye göre hayır; bilgileri var mı soruma; hayır, hiçbir bilgileri yok diyor. Bilgi olmadan bilinç, bilgi olmadan inanç da olmaz diye ekliyorum. 5-10 dk. olmuş. Kartını veriyor. Hocam, Eskişehir’de bir öğrenciniz var sayın beni, diyor. Vedalaşıyoruz. Sonra da yazışarak haberleşiyoruz.
ODUNPAZARI PROJESİ;
MÜKEMMEL BİR ÖRNEK / UNESCO DÜNYA MİRASI
Eski adı Hatappazarı’dır. Hatap, odun demektir. Eskişehir Odunpazarı evleri ve tarihi dokusu, özellikle 2000’li yıllardan itibaren kapsamlı yenileme projeleriyle onarılmış. 1980’de sit alanı ilan edilmiş. En yoğun yenileme süreci 2010’lu yıllarda gerçekleşmiş. 2019’da Odunpazarı Belediyesinin “Odunpazarı Evlerini Yaşatma Projesi” kapsamında 30 sokakta 300 ev, camiler, külliye, kervansaraylar ve çeşmeler aslına uygun şekilde yenilenmiş. Modern müze ile birlikte çevredeki tarihî dokunun korunması ve turizme açılması sağlanmış. Odunpazarı evleri UNESCO Dünya Mirası listesine dâhil edilerek uluslararası koruma statüsü kazanmış. Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesinde Odunpazarı’ndan övgüyle söz eder; bugün hâlâ aynı isimle anılan sokaklar korunmaktadır. Ahşap süslemeli, cumbalı, bitişik düzenli evler. Dar sokaklar ve çıkmaz sokaklar, Anadolu-Türk kent dokusunu yansıtıyor. Kurşunlu Külliyesi 16. yüzyıldan kalma külliye; cami, medrese, imaret ve türbeden oluşuyor. Yenileme sonrası kültür merkezi olarak kullanılıyor; el sanatları ve sergiler düzenleniyor. Atlıhan El Sanatları Çarşısı, lületaşı başta olmak üzere Eskişehir’in geleneksel el sanatlarını tanıtıyor. Odunpazarı Modern Müze (OMM) ise, 2019’da açılan çağdaş sanat müzedir. Modern mimarisiyle tarihî dokunun yanında dikkat çekiyor; uluslararası sergilere ev sahipliği yapıyor.
NOTLAR:
- Nusret / Nusrat: 1. Yardım, Allah’ın yardımı, 2. Üstünlük, başarı, galebe, zafer anlamları var.
- Turan Mektepleri; Selanik, İzmir, Bursa, Eskişehir gibi şehirlerde okul olarak vardı. 1908’den sonra II. Meşrutiyet ortamında: Türkçülük, Turancılık, millî eğitim, ortak Türk kimliği gibi fikirler yaygınlaştı. “Turan” kelimesi, o dönemde: bütün Türk dünyasını, kültürel birlik idealini, millî uyanışı temsil eden sembolik bir isim hâline geldi. Bu yüzden: okul, dernek, gazete, yayınevi, öğrenci yurdu, öğrenci topluluğu gibi kurumlara “Turan” adı verilmesi moda hâline geldi.
- 2025’de Özbekistan’da yapılan Türkistan’da Cedidçilik konulu bilgi şöleni (sempozyum) hakkında altı bölümden oluşan gezi notlarımın ilki, https://www.tarihistan.org/yazarlar/prof-dr-suleyman-sami-ilker/ozbekistan-gezi-notlari-1/38967 şeklinde yayımladı. Özbekistan Gezi Notları.1-6
- Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi, Millî Mücadele döneminin en önemli gazetelerinden biridir. Mustafa Kemal Paşa’nın isteğiyle Ankara’da kurulmuş ve Kurtuluş Savaşı’nın resmî görüşünü halka duyurmak için kullanılmıştır.
- Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen'in kızı işitme engelli bir çocuğu veya torunu var mıdır, diye sordum Yapay zekâ Gemini’ye. Büyükerşen'in Türkiye'de işitme engelli çocukların eğitimi konusunda yaptığı devrim niteliğindeki çalışmaların arkasında da bu kişisel tecrübesi yatmaktadır. Kendi kızının doğuştan yaşadığı işitme kaybı sürecinden yola çıkarak bu alandaki eksikliği fark etmiş ve akademik kariyeri döneminde (1979 yılında) Anadolu Üniversitesi bünyesinde kısa adı İÇEM olan, İşitme Engelli Çocuklar Eğitim, Araştırma ve Uygulama Merkezi'ni kurmuştur. İngiltere'den uzmanların da desteğiyle kurulan bu merkez; işitme engelli çocukların erken teşhis, dudak okuma ve modern teknolojiler sayesinde akranları gibi konuşabilmesine, normal okullarda eğitim alabilmesine öncülük etmiştir. İÇEM'de çocuklar cihaz takarak duyabilirler, konuşabilirler. 2012-2013 öğretim yılında İÇEM'in müdürü Prof. Dr. Ümit GİRGİN'dir. Prof. Dr. Ümit Girgin, 33 yıldır işitme engelli çocuklarla çalışmaktadır (Vikipedi sözlük). Büyükerşen, kendi ailesindeki bu durum vesilesiyle Türkiye genelindeki binlerce işitme engelli çocuk ve aile için çok önemli bir eğitim ve sağlık seferberliği başlatılmıştır.
BİR RİCA - BİR HATIRLATMA:
Bu yıl 193 Üniversite öğrencisine burs veriyoruz. Biz sadece aracıyız. En güzel mutluluk kapısı. Mutlu edin, mutlu olun.
1. Ziraat Bankası Manisa Şb. Eğitime Katkı Derneği Iban TR45 0001 0001 8874 3465 6650 01
2. Türkiye Finans Katılım Bankası Manisa Şb. Iban TR37 0020 6000 6401 6780 3700 01
Eğitime Katkı Derneği
https://egitimekatkidernegi.org.tr/
Selam ve saygılarımla…
(Bu gün güzel annemin vefatının da 5. yıl dönümü. Özlüyorum. 25.05.2026, Manisa)
(Devam edecek)
Yorumlar
Kalan Karakter: