Prof. Dr. Ahmet Buran Bey devam ediyor:

(Önsöz: Yazıyı uzun bulup okumaktan vazgeçene derim ki; “Etrafımızda duymadığımız sesler, görmediğimiz nesne, durum ve olaylar vardır." Duymak ve görmek için; biraz dikkat, biraz sükûnet, biraz yavaşlamak gerek. Yunus gibi ”Derdim vardır, inilerim” diyenlere selam olsun. Saygılarımla. Dr.SSİ)
100.YILINDA 1926 BAKÜ TÜRKOLOJİ KURULTAYI BİLGİ ŞÖLENİ NOTLARI

Rusların stratejisindeki amaç, hedef; Rusya Türklerini 1000 yıllık geleneksel alfabeden koparmaktı. Avrupa’nın tepkisini önemsedikleri için de önce Latin alfabesine geçirilip, sonra uygun bir zamanda Kiril’e geçilmeliydi. Görüldüğü gibi Türklerin hesap ve arzuları ile Rusların niyetleri farklı idi. O dönemde Alman ve Rus Türkologlar arasında da rekabet vardır. Almanların da bu konuda tabii ki siyasi hesapları vardı. Atatürk ise, Türkoloji’yi şarkiyatçıların (Oryantalist(1) /Doğubilimci) etkisinden çıkarıp, Türkiye Cumhuriyetini merkez haline getirmek istiyordu. Fakat Ceditçiliğin Türkoloji’nin ana konuları arasına girmesi Rusların hoşuna gitmiyordu. Kiril alfabesi ile bütün Rusya Türklerini etkisi altına almak niyetindeydiler. Yaklaşık 15-16 ay sonra, 6 Haziran 1927’de SSCB’de çıkarılan bir kanun ile Rusya Türkleri ve Müslümanları için, Arap alfabesinden Latin alfabesine geçiş kararı alınır. Kurultayda alfabeyi değiştirmek kadar alfabeyi dönüştürmek konusu da tartışılmıştır. Yani Arap alfabesi kalsın ama bazı zorlukları, mahzurları nasıl giderilebilir tartışmaları. Çıkan kanundan sonra köklerden koparma niyeti sanki ortaya çıkıverir. Arap harfli kitaplara düşmanlık, hor görme başlatılır ve yer yer birçok kitap yakılır. O sırada ne tür kitaplar yok oldu, bilen yok. Bu arada Ruslar hariç, diğer Türk olmayan halkların da alfabeleri 1936-1940 döneminde Latin alfabesine geçirilir.
Arap harfleriyle yazılan Türkçe metinlerde bazı sorunlar yaşanırdı. Mesela; bazı Türkçe kelimelerin yazılışı aynı bile olsa; bizde ayrı, Azerbaycan’da farklı okunabiliyordu. Aynı kelimeyi, farklı kişiler de farklı okuyabiliyordu. Fuzuli’nin bu konuyu eleştiren bir dörtlüğü çok iyi bilinir. 1926 kurultayında bütün Türk dillerine uygun 33 harfli Latin alfabesi kabul edilmişti ve bu 1926-1936 arasında kullanıldı. Ortak kullanıma çok uygun idi. Stalin dönemindeki Kiril’e geçirilme aşamasında Azerbaycan’da 33, Türkmenistan’da 36, Kırgızistan’da 34 harfli alfabe uygulanır. Ama aynı harf, her bölgede farklı bir ses olarak uygulandığı için, bir yerde basılan kitabın diğer özerk cumhuriyette okunabilmesi pratik olarak mümkün değildi. Böylelikle farklı 20 yazı dili oluştu. Günümüzde de ortak Türk alfabesi çalışmaları yapıldı. “Bakü kurultay alfabesi esas alınsaydı, en isabetli tercih olurdu, diye düşünüyorum” diyerek sözünü bitiriyor, Ahmet Buran bey.
Prof. Dr. Mustafa Öner Bey Neler Anlattı?
İlk sözü; Bakü Kurultayı bilimsel ve siyasi bir toplantıdır, oldu. O da kurultaydaki tutanak kayıtlarının Rusça olduğunu vurguladı. Kurultay’ın yapıldığı İsmailiye Sarayının bir diğer adı, Türk Sarayıdır. Bu kurultay fikrini daha 1913’de teklif eden Rus Türkolog Aleksandr Nikolayeviç Samoyloviç’dir (1880–1938). O, Rusya’nın önde gelen Türkolog ve şarkiyatçılarından biriydi. SSCB Bilimler Akademisi üyesi olan Samoyloviç, Türk dili, tarihi ve kültürü üzerine yaptığı çalışmalarla tanınmış, ancak Stalin dönemindeki aydın kıyımında “Japonya ajanı” suçlamasıyla tutuklanıp 1938’de idam edilmiştir. İdamların hemen hepsi kurşunlanarak gerçekleştirilmiştir. Stalin merhametsiz, tam anlamıyla zalim biridir. Kurultaya SSCB’den katılan Türk soylu Türkologların tamamı ile Türk olmayanların da bazıları “Kızıl Katliam”a maruz kalarak kurşunlanmıştır. 1930’larda Sovyetler Birliği’nde “Repressiya” denildiğinde, Stalin’in Büyük Temizlik (Büyük Terör) dönemindeki kitlesel tutuklama, sürgün ve idamlar kastedilir.
Çinliler ve Batılılar dâhil hemen bütün dünya bize 1000 yıldır Türk demiş. Tarihi kayıtlar ortada. Ancak biz Türkler son 150 yıldır bu kelimeyi kendimiz için kullanmaya başladık. Kurultaya katılan 131 Türkolog’un oylamasıyla kabul edilen Latin alfabesine geçiş kararı, bir yıl sonra Tataristan’da Kazan’da Yanelif adıyla (Yeni Tatar Alfabesi) adıyla kullanılmaya başlandı. Yani harf inkılabı bizden önce orada yapıldı. Lenin’in yakın dostlarından Sultan Galiev, “İlk Müslüman Komünist” olarak anılır. Mirsaid Sultan Galiev (1892–1940), Sovyetler Birliği’nin ilk döneminde öne çıkan bir Tatar Bolşevik, düşünür ve siyasetçidir. Onu önemli kılan, Marksizm’i Türk ve Müslüman halkların özgürlük mücadelesiyle birleştirmeye çalışmasıdır. 1940’da Stalin’in emriyle idam edildi(2). Sultan Galiev’i eşi ve çocukları 1956 yılında baskılar sonucu soyadlarını mahkeme yoluyla değiştirmek zorunda kalmışlar. Bugünkü Kazakistan, geniş sınırlarını Sultan Galiev’e borçludur. Onun Lenin ile olan dostluğu sayesinde ve talebi üzerine çizilmiştir.
Bundan sonra soru ve katkılara geçiliyor.
Prof. Dr. Mustafa Argunşah (Erciyes Ü.): Bir ekleme yapmak istediğini söyledi. Bu Türkoloji Kurultayının Eylül 1925’de Türkiye yapacaktı. Atatürk bu konuda, Fuat Köprülü’yü hazırlık için görevlendirdi. Destek için de Maarif Vekili (Milli Eğitim Bakanı) Vasıf Çınar beye talimat verdi. Ancak bu kurultay yapılamadı. Çünkü Rusya bizden önce ve hızlı davrandı.
Araş Gör. Fatih Çelik (Anadolu Ü. Hukuk Fak.) söz istedi. Bakü kurultayından sonra başka kurultay teşebbüsü olmadı mı diye sordu. Divandan bir konuşmacı cevapladı. 2.Kurutay denebilecek, benzeri bir toplantı 18-20 Kasım 1991’de Marmara Ü.de 2. Milletlerarası Çağdaş Türk Alfabeleri Sempozyumu adı altında yapıldı. 1993’den itibaren TDAV (Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı) öncülüğünde, Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın katkısı ile Türk Dünyası Kurultayları toplandı. Antalya’daki yaklaşık bin kişinin toplantıda “Herkes kendi diliyle konuşacak” prensibi uygulandı. Yani farklılıklar olsa da herkes Türkçe konuştu. 1926 Bakü Türkoloji Kurultayında Rusça resmi dil olarak kullanılmıştı. Görülüyor ki dünyada Türkoloji’nin merkezi artık Türkiye Cumhuriyetidir.(3) Son 35 yıl boşa geçmedi. Yedi Türk devleti var. Türkiye Cumhuriyeti, Beş Asya Türk devleti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti.
KİTAPLAR / REPRESSİYA: BASKI, SİNDİRME, CEZALANDIRMA
Konuşmalar arasında konularla ilgili kitap çalışmalarından da söz edildi. Bunlardan ilki Kurşunlanan Türkoloji (Ahmet Buran) ve Türk Dünyasında Repressiya (İbrahim Dilek). “Repressiya” Rusça bir kelimedir. Baskı, sindirme, cezalandırma anlamına gelir. Daha çok devlet eliyle yapılan sistematik baskı ve cezalandırma politikalarını ifade eder. Sovyet tarihindeki en bilinen örneği, Stalin dönemindeki Büyük Temizliktir. 1937–1938’de binlerce parti üyesi, ordu mensubu ve bilim insanı “repressiya” kapsamında tutuklandı ve idam edildi. Sürgünler oldu. Kırım Tatarları, Çeçenler, Ahıska Türkleri gibi halklar 1940’larda kitlesel olarak sürgün edildiler. Kü-ltürel baskılar ve cinayetler, infazlar da oldu. Türkologlar ve şarkiyatçılar (örnek; A.N. Samoyloviç) “repressiya” döneminde kurşuna dizilerek hayatlarını kaybettiler.

ÖĞLEDEN SONRA TOPLANTILARI / FUAT KÖPRÜLÜ OTURUMU
Prof. Dr. Ali Akar (Muğla Sıtkı Koçman Ü.) anlatıyor:
Kırgızistan, diğer Türk devletlerinin aksine Kiril alfabesini kullanmaya devam ediyor. Şu da artık bir gerçek ki, herkes kendi yazı dilini kullanıyor ama Türkiye Türkçesi üst itibar dili olmuş durumda. Üstelik bizim hiçbir baskımız olmadan oluyor bunlar. Gönüllü olarak bir üst iletişim dili artık Türkiye Türkçesi o coğrafyada. Rusya faktörü hala önemli ve etkili. Bu beş Türk cumhuriyeti Rusya’dan ayrıldılar. Rusya ile aramızdaki herhangi bir olumsuz durumdan onlar da etkileniyorlar. Kazakistan, en erken Latin alfabesine geçiş kararını aldığı halde, iki ileri bir geri halinin sebebi de budur; Rusya etkisi. Değişik rakamlar söylense de yaklaşık 350 milyon olduğu söylenen Türk dünyasında tek bir dil, tek bir alfabe olması mümkün değildir. Bir üst iletişim dili 34 harfli alfabelerle esnek bir çerçeve esas alınmalı. Kazak, Özbek ve diğer Türk soylu ülkelerde alfabe ve dil birliği gerekiyor. Sonraki nesillerde ne olur, zaman gösterecek.
AYDIN SORUMLULUK VE RİSK OLAN KİŞİDİR
Prof. Dr. Kemal Üçüncü (KATÜ) anlatıyor: Ne anladım?
Rusya’daki Türk dünyası geçen yüzyılda üç büyük nüfus darbesi yedi. 1905 (Azerbaycan), 1917 (Bolşevik ihtilali) ve 1939 (2.Dünya savaşında) yaklaşık 40 milyon nüfus kaybettiler. Osmanlı devleti o tarihlerde 25-30 milyon nüfusa sahipti. SSCB’den hemen önce tahminen 170 milyon olan Rusya nüfusunda, Rus asıllı nüfus genel nüfusun yüzde 40’ı idi. O dönemdeki aydınlar Bakü Türkoloji Kurultayına katılmanın riskini, muhtemel tehlikelerini biliyor muydular? Tabii ki biliyorlardı. Türkoloji de böyle bir alandır zaten. Bizde aydın ile uzman karıştırılır.
Uzman; üniversite bitiren veya belirli bir alanda derinlemesine teknik bilgiye sahip kişidir denebilir. Dar bir disiplin veya meslek (mesela; hekim, hukukçu, mühendis) alanında yetkindir. İşleri; mesleki ve teknik alanda problemleri çözmek, teknik bilgi üretmek, uygulama yapmak.
Aydın ise; toplumsal, kültürel ve siyasi meselelerde düşünce üreten, toplumun genel sorunlarına dair söz söyleyen, eleştiren, eylem insanıdır. Geniş bir bakış açısı; toplumun değerleri, özgürlükler, kültür, adalet gibi konulara odaklanır. Eleştirel düşünce geliştirmek ve yaymak; halkı, kamuoyunu aydınlatmak, kamuoyunu etkilemek, toplumsal sorumluluk almak.
Temel fark; uzman, dar bir alanda teknik bilgi, derinlik ve yetkinlik sahibidir. Aydın ise; bilgi genişliğine sahip, sorumluluk alabilendir. Yani, bir doktor /hekim, cerrahi konusunda uzmandır. Ama toplumsal sağlık politikaları üzerine söz söyleyip halkı bilinçlendirdiğinde aydın rolünü üstlenir.
Aydın ile Entelektüel arasında da fark vardır, diyor kaynaklar. Entelektüel; kültürel birikimi yüksek, okuyan, araştıran, yazan, düşünce üreten kişidir. İşi, bilgi üretimi, kültürel ve akademik katkı sağlamaktır. Hem aydın hem de entelektüel olmak tam anlamıyla bir istisnai oluş, mükemmel bir sıra dışılıktır.
Devam ediyor, Kemal bey: Milli kültür olmadan milli birlik olmaz. Ticaret yaparsanız bazı ilişkiler, kendiliğinden gelişecektir. İlmi Türkçüler var olacak. Nazariye (teori, kuram) olmadan yöntem oluşamaz, bulunamaz. Türkoloji’de nazariyat yok. Ama olmalı. Olası karşılaşılacak bütün soruları cevaplandıracak kuramınız, bilginiz ve hazırlığınız olmalıdır. Kapitalizm çözülüyor. Sizin onun yerine konabilecek bir öneriniz var mı, nedir? 10-12.yüzyıllarda Türk dünyasında yaşanan bilim, medeniyet, aydınlanma dönemi için 1.Rönesans dönemi denir. Bu konuda Kayıp Aydınlanma adlı esere bakılabilir. Yazarı, Amerikalı tarihçi ve Orta Asya uzmanı S. Frederick Starr. Sorumluluk almak kolay değil. Ama gerekli. Bu yüzyıllarda çok derin düşünce ve bilim çalışmalarına tanık oluyoruz. Aklın, yeri geldiğinde vahiyle bile teraziye konabileceğini söyler bazı o dönem insanları. Mesela; imanda Türklerin rehber kabul ettikleri İmam Maturidi’ye göre (ö. 944) akıl, vahyin anlaşılması için zorunludur; vahiy olmadan akıl eksik kalır ama akıl olmadan vahiy de kavranamaz. Bu yüzden akıl, yer yer vahyin önünde işlev görür. Bu bir derin düşünce ve sorumluluk almadır. Kemal bey açık sözlü, kitabın ortasından konuşma cesaretini gösterebilen bir aydın, cesur bir düşünce insanı.
Prof. Dr. Okan Yeşilot (Marmara Ü.) anlatıyor:
18-20 Kasım 1991’de Marmara Üniversitesinde yapılan 2. Milletlerarası Çağdaş Türk Alfabesi bilgi şöleninden (sempozyum) söz ettiler. Alfabede karar siyasidir. Yurtdışı Türkler Başkanlığının çok önemli kitaplar bastığını ve bunların genelağ üzerinde görülebileceğini ifade ettiler. Önemli.
Prof. Dr. Fahri Temizyürek (Gazi Ü.):
En önemli konu alfabe birliğidir diye başladı sözüne ve konu stratejiktir diye devam ettiler. Hayali olmayanın büyük derdi olur. Arap alfabesi İslam medeniyetini; Latin alfabesi ise, Batı medeniyetini temsil eder. Ruslar bu kongre ile alfabe değişikliğini destekliyorlar. İslam’ı gericilik olarak görüyorlar. Türkleri İslam’dan uzaklaştırmayı hedefliyorlar. Kiril, Ruslara ait fakat soğuk; Latin alfabesi ise daha sıcak ve sevimlidir. Önce 1000 yıllık Arap alfabesinden uzaklaşsınlar, sonra Kiril’e geçeriz diye düşünüyorlar. Sovyetleştirme döneminde Türk dillerinin şive ve lehçeleri çok farklı dillermiş gibi, Kiril’i çok farklı şekillerde uygulayıp, dil, tarih, kültür ve inanç alanlarında oluşan tahribata, savruluşa akademisyenler şahit oldular. Türkoloji alanında ve siyasi konularda Türk dünyası kervanı yola çıktı ama artık durdurulamaz. Avrupa Birliğinde hiç benzemezler bile bir araya gelebilmişler. Türkler dil, din, kültür, inanç birlikteliği ile bir araya neden gelemesinler. Ama zaman ve siyaset sorunu var. Kazakistan en erken Latin alfabesine geçiş kararı aldığı halde, hala geri duruyor. Tabii ki Rusya’nın baskı ve etkisiyle.
Türk dünyasının birlikteliğinde hangi alfabe kullanılacak. Doğu Türkistan, Afganistan, İran’da Türkler Arap alfabesi kullanıyorlar. Kiril alfabesi tarih içinde yok olacak, olmaya da başladı. Türk aydını bu konuları düşünmeli. İşin esası budur. Arap alfabesi mi, Latin alfabesi mi tercih edilecek. Batıda ve dünyada bilim dili Latin alfabesi ile. Övündüğümüz tarihi miras olan bütün eserler ise hep Arap alfabesi ile. Bu konu hep önümüze çıkacak (? SSİ).Çözüm yolları bulunmalı, çıkış yolu üretilmelidir. 90-100 milyonu bulan Arap alfabesi kullanan bir Türk nüfustan söz ediyoruz. Sesleri çıkmıyor. Nasıl çıksın ki. Bağımsızlığı ve devleti olmayan Uygur, Afganistan ve İran Türklüğü o zaman ve şartlarda bu konuda bir şey söyleyebilir, cevap verebilir. Ciddi engellerle karşılaşabiliriz. Büyük davalar, büyük hayallerle başlar. Kuru hamaset ile değil, bilimsel hedefleri olan, merhamet, makuliyet (4)ve adalet odaklı çalışmalar. Bunu Türkler yapabilir. Dil birliği bu açıdan çok önemli.
Doç. Dr. Mehdi Genceli anlatıyor:
Fuzuli kötü yazan kâtibi eleştiriyor. Alfabeyi de eleştiriyor. Elifba (alfabe) kadim bir meseledir Azerbaycan için diyor.
“Elifdir elifdir yazı bilmez kâtibin,
Be harfini yazmış, sanır ki elifdir.
Kâtibin elinden çıkmış bu yazı,
Okuyan sanır ki hepsi harf-i elifdir.”
Alın size bir yorum, dil ve tasavvufi açıdan farklı bir bakış açısı. Arap alfabesinin ilk iki harfinin aslı; elif (ا) ve be (ب). Elif: teklik, doğruluk, Allah’ın birliği; Be ise, çiftlik, ikilik, ayrılık, yanılgı demek. Buradaki kâtip; yazıyı yazan kişi; toplumda bilgi üreten ama aslında yanlış aktaran kimse. Sonuç; doğruyu bilmeyen birinin kaleminden çıkan bilgi, başkalarını da yanıltır, diyebiliriz. (SSİ)
İkinci oturumun sonunda, sorular, katkılar için söz alınıyor.
Prof. Dr. Kürşat Yıldırım (İstanbul Ü.): Turan Yazgan hoca o alfabeden bastırıp, bir milyon adet dağıttı o coğrafyada. 100 yıl önce aydınların bir kısmı Arap alfabesinin sorunlarını ıslah edelim derken, diğerleri ise devrimci; yani Latin alfabesi olsun diyorlardı, diye ekliyor. (Dün bir arkadaşım, “En büyük devrimci, Hz. Muhammed’dir” demişti. Onu hatırladım. SSİ)
Prof. Dr. Mustafa Öner (Ege Ü.): Konuya farklı bakış açısı ile bir ilave yaptı Mustafa bey. SSCB’deki Türk soylu topluluklarda Kiril alfabesi ile farklı 21 yazı dilinin olmasından ben memnunum. Tabii ki bazı önemli olumsuz etkileri de olmuştur. Ancak teklik de şart değil. Çokluk sorun oluşturmaz. Bu sebeple mevcut ağızlar yaşayarak bugüne ulaştı. Çokluktan rahatsız olmamalıyız dedi.
Doç. Dr. Serkan Acar bey: Anlatıyor. 1855-1915 arasında Rusya’da Türkiyat çalışmaları rakipsizdir. Bolşevikler topyekûn din düşmanıydılar. 1917- 1930 arasındaki birinci kuşak Bolşevikler Hristiyanlığı da kaldırmak istiyordular. Çarlık yıkılsın da ne olursa olsun diyorlardı. Üzerine kilisenin pis kokusu sinmiş, Kiril alfabesini de hemen kaldıracağız diyorlardı, diyor.
Prof. Dr. Ali Akar (Muğla Sıtkı Koçman Ü.): İlave ediyor; Suriye Türkmenleri resmi işlerinde Arap, kendi aralarında ve diğer işler de Türkiye alfabesini kullanıyorlar halen, KKTC gibi diyor.
- Gençlere: “Oryantalist” kelimesi Fransızca (aslı Latince) orientaliste’ten gelir; orientalis “doğuya ait” demek. Başlangıçta Doğu dillerini ve kültürlerini inceleyen kişileri tanımlarken, zamanla Batı’nın Doğu toplumlarına yönelik ideolojik, sömürgeci ve kültürel yaklaşımını ifade eden bir terim haline gelmiştir. (TDV İslam Ansiklopedisi) “Anadolu” kelimesi de Romalıların konuştuğu Latince Anatolía sözcüğünden gelir ve “güneşin doğduğu yer, doğu ülkesi” anlamındadır. Bizanslılar, kendi batılarına göre doğuda kalan bu bölgeye bu adı vermişler. Türkçeye ise Osmanlı döneminde yerleşmiş. Peki ya Horasan? “Horasan” kelimesi Farsça kökenlidir ve “güneşin doğduğu yer, doğu ülkesi” anlamına gelir. Tarihi olarak İran’ın kuzeydoğusundaki çok geniş, daha çok Türklerin (Turanlıların) yaşadığı bir bölgeyi ifade eder. Komşuluklar ve tarihi süreç ne kadar ilginç. Merak ve öğrenmek de çok güzel.
- Sultan Galiev kimdir? Sovyetler Birliği’nde Stalin döneminde “Milliyetçi sapma” ve “Pantürkist /Turancı” olmakla suçlanarak tutuklandı; 1930’larda sürgün ve hapis cezaları aldı, 1940 yılında Stalin’in tasfiyeleri kapsamında Kazan’da gizlice kurşuna dizilerek infaz edildiği kabul edilir. (TDV İslam Ansiklopedisi) 1944’de bizde de bu tür suçlamalarla bir kısım aydınlar tutuklanmış, tabutluklarda işkence görmüş, mahkemelerde sürünmüşlerdi.
- Türkoloji’nin merkezi neresi? Rusya, özellikle 18. yüzyıldan itibaren (V.V.Radlov) Türkoloji araştırmalarının merkezi haline gelmiş; 19. yüzyıl boyunca (Kazan, Petersburg) ve Sovyetler Birliği döneminde bu konumunu pekiştirmiş. 20. yüzyılın ortalarında Sovyet akademik kurumları Türkoloji çalışmalarını sistematik ve ideolojik bir çerçevede yürütmüş. Rusya uzun süre dünyada Türkoloji’nin en güçlü merkezi olarak kabul edilmiştir. Rusya hâlâ Türkoloji’nin önemli merkezlerinden biridir. Ancak artık Türkiye, Azerbaycan ve Türkistan (Orta Asya) ülkeleriyle birlikte çok merkezli bir yapıya dönüşmüştür.
- Gençlere: Makuliyet nedir? Makul, akla uygun (akıl kelimesinden geliyor); makuliyet ise, akla uygunluluk demektir. Meraklısına: Uygunluk ile uygunluluk arasında fark var mı?
Uygunluk; “Uygun” + “-luk” Bir şeyin başka bir şeye elverişli, doğru, yerinde olması. Daha çok “uygun olma durumu” için kullanılır. Örnek: “Bu elbisenin fiyatı uygunluk açısından iyi.” “Planın uygunluğu tartışıldı.”
Uygunluluk ise; “Uygunlu” + “-luk” (ikili eklenme). Bir şeyin uygun olma niteliği, uygunluk derecesi. Daha resmi veya ölçüt belirten bağlamlarda tercih edilir. Örnek: “Bu yöntemin uygunluluğu bilimsel olarak denendi.” “Teklifin uygunluluğu kurul tarafından değerlendirildi.”
Selam ve saygılarımla. (25.04.2026, Manisa)
(Devam edecek)
Yorumlar
Kalan Karakter: