Anadolu’daki Köyümden Sohbetlerimiz -28
Mustafa KARA
Gökyüzünden Düşen Dolunun Tarım Üzerindeki Yıkıcı Etkisi
Doğa, zaman zaman cömertliğini gösterip bereketli toprakları bizlere sunsa da, bazen öngörülemez haliyle tüm emeklerimizi bir anda yok edebiliyor. Köylü Mehmet amcamın, Hatice teyzemin, Kadın Anamın olduğu gibi çiftçinin yıl boyunca gözü gibi baktığı, güneşle suladığı, alın teriyle büyüttüğü tarlalar, sadece birkaç dakika süren dolu yağışıyla yerle bir olabiliyor. Tarım sektöründe "beyaz afet" olarak adlandırılan dolu, özellikle meyve ve sebze üretimi için tam anlamıyla bir kabus senaryosu.
Dolu tanesi nasıl oluşur dediğimizde bulutun içindeki yukarı yönlü hava akımının taşıyamayacağı kadar ağırlaştığında veya hava akımı şiddetini kaybettiğinde, yer çekimine yenik düşerek yeryüzüne "dolu" olarak düşer.
Dolu tanesinin büyüklüğünü belirleyen temel faktör, bulutun içindeki hava akımının şiddetidir.
- Hava akımı zayıfsa: Buz topu az tur atar ve küçük, hafif dolular yağar.
- Hava akımı çok güçlüyse: Buz topu bulut içinde çok daha fazla vakit geçirir, çok daha fazla su toplar ve devasa, bazen ceviz veya yumurta büyüklüğünde dolu taneleri oluşur.
Gökyüzünden yerçekimine yenik düsen dolu taneleri ilkbahar ve yaz aylarında Ülkemizin farklı bölgelerinde ve Muğla Karabağlar yaylasında haziran ayında sadece beş yüz metrelik bir iki kilometrelik alana dakikalarca düşer. Yemyeşil yapraklarıyla meyve oluşmaya başlayan asma bahçeleri, büyümeye başlayan sebze fideleri ve şeftaliye eriğe olgunlaşmasına yakın envai meyve türlerinin güzelliklerini yaşarken, dolu tufanıyla heyecanımız hüzüne dönüşüyor. Yolda yürüyen insanın kafasını yaracak şekilde büyük dolunun isabet etmediğine şükrederiz çoğu zaman.
Bir Mevsimlik Emeğin Dakikalar İçinde Kaybı
Dolu yağışı, sadece o anki mahsulü vurmakla kalmıyor, aynı zamanda bitkinin gelecekteki verim kapasitesini de kalıcı olarak zedeliyor. Asmaların dallarını kıran yapraklarını delik deşik eden dolu taneleri üzüm meyvelerinin azalmasına yok olmasına kadar gidiyor. Meyve bahçelerinde durum oldukça vahim; ağaç gövdelerinde, dallarında ve sürgünlerinde meydana gelen yaralanmalar, bitkinin savunma mekanizmasını çökertiyor. Açılan bu yaralar, mantar ve bakteri gibi hastalıklar için adeta bir davetiye görevi görüyor. Yani, dolu geçtikten sonra dahi ağaçlar uzun süreli bir tedavi ve iyileşme sürecine giriyor.
Sebze üretimi ise çok daha hassas. Yapraklı sebzelerin dokusu zaten oldukça narindir. Dolu taneleri, adeta birer mermi gibi vurarak bitkinin fotosentez yapmasını sağlayan yaprak yüzeyini parçalıyor. Parçalanan ve toprağa gömülen bitki, hem pazar değerini kaybediyor hem de gelişimi durarak üreticiyi büyük bir maddi zarara uğratıyor. Diğer yandan hasar gören sebze sürgünleri zamanla güneş ışınları ve suyla beslenip yeniden yapraklar büyüdüğünde meyveler olması çiftçinin yüzlerini güldürebiliyor. Üretimde olması gerekene yakında olabiliyor.
Ekonomik Zincirleme Etki
Dolu felaketinin etkisi, sadece tarladaki üreticiyle sınırlı kalmıyor. Tarlada "ikinci kalite" veya "çöp" statüsüne düşen ürünler, tezgâhlara ulaşamıyor. Bu durum, arzın azalmasıyla birlikte tüketici tarafında fiyat artışlarını beraberinde getiriyor. Enflasyonun zaten yüksek olduğu bir dönemde, bu tür iklim olayları gıda güvenliğimizi ve ekonomik istikrarımızı doğrudan sarsıyor.
Çözüm mü? Tedbir mi?
"Doğaya karşı gelinmez" sözü doğru olsa da, modern tarım yöntemleriyle riskleri minimize etmek mümkün. TARSİM (Tarım Sigortaları Havuzu), çiftçimiz için bu noktada en büyük güvence. Dolu gibi öngörülemeyen doğal afetlere karşı üreticinin kendini koruması, devlet destekli sigorta sistemleriyle artık bir tercih değil, bir zorunluluk haline gelmiş durumda.
Bunun yanı sıra, modern bağ ve bahçelerde yaygınlaşan dolu önleme ağları (file sistemleri), fiziksel bir kalkan görevi görerek mahsulü koruma altına alıyor. Her ne kadar yatırım maliyeti yüksek olsa da, uzun vadede bir sezonluk emeğin dakikalar içinde yok olmasını engellemesi bakımından hayat kurtarıcı bir öneme sahip.
Sözün Özü
Tarım, aslında bir "açık hava fabrikası"dır. Ancak fabrikaların çatısı varken, tarımın çatısı gökyüzüdür ve ne yazık ki o çatı bazen üzerine "buzdan taşlar" yağdırabiliyor. Çiftçimizin köylü üretici Mehmet amcamın Hatice teyzemin emeğini korumak, sadece onların değil, soframıza gelen her lokmanın değerini bilen hepimizin görevidir.
Afetsiz, bereketli bir hasat dönemi diliyorum.
Yorumlar 1
Kalan Karakter: