BUGÜN NE OLDU / KİRA NE OLSUN?
(Önsöz: Yazıyı uzun bulup okumaktan vazgeçene derim ki; “Etrafımızda duymadığımız sesler, görmediğimiz nesne, durum ve olaylar vardır." Duymak ve görmek için; biraz dikkat, biraz sükûnet, biraz yavaşlamak gerek. Yunus gibi ”Derdim vardır, inilerim” diyenlere selam olsun. Metin içinde çok ilginç bilgilerle karşılaşacaksınız. Saygılarımla. Dr.SSİ)
Söze bugünden başlayayım. Bugün (11.05.2026) ne oldu? Şahidi olduğum bir konudur. Avukat, müvekkilinin uzak şehirde yaşayan kiracısını arıyor. Kira artış zamanına henüz bir ay vardır daha. Kiracı memur, tek maaşlı ve iki çocukludur. Telefonu çalan kiracı heyecanlanır, kaygılıdır. "Buyurun avukat bey" derken sesi titremektedir. Kısa hal hatırdan sonra, müvekkilim size çok selâm söylüyor. Bu yıl için kiranızda bir artış yapmamaya karar vermiş. Aradaki muhtemel farkı çocuklarına harcasın, dedi ve bunu size de iletmemi istedi. Kiracının Ankara gibi bir büyük şehirde, bugün için duyabileceği en ferahlatıcı haber bu olmalı. Sevinçten duygularını nasıl ifade edeceğini bilemez. Dua üstüne dua… Buyurun size huzur, sevinç ve mutluluk. Mutluluğun sesine, görüntüsüne şahit olmadım ama esintisi buralara kadar geldi. Ben de biraz memleket sathına yayayım dedim. Bu arada şair Nazım Hikmet Ran’ın dostu Ressam Abidin Dino’ya hitaben yazdığı “Mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?” sözü aklıma geliveriyor. Mutluluk iki tarafta da mevcuttur bunlar konuşulurken, yaşanırken. Resmi yapılır mı; biraz zor, bilemem. Ama o mutluluk yaşanır. İçinizdeki her hücre, ondan nasibini alır. Kâinat da, melekler de, Yüce Yaratıcı da ona mutlaka tanık olur. Sadece biriktirenlerin bunun farkına varabilmeleri ise biraz hayal.
Söz gelimi dün; aslında iki gün öncesi. Eşimin mezun olduğu DTCF’nin, yıllardır devam eden geleneksel arkadaş buluşması bu yıl İzmir Gümüldür’de oldu. Ben de yine refakat kontenjanından katılıyorum. Yaş ortalaması 65-70 veya üzeri. İnsanlar ömürlerinin son baharında, mazinin koltuk değneklerinden güç almaya çalışıyorlar. Halde var olan sağlık ve yaşlanma sorunlarını bir nebze unutup, geçmişin iyi veya zor hatıralarından dem almaya, hayat enerjisi çıkarmaya çalışıyorlar. Çıkıyor da. Unu elemiş, duvara asmış insanların hayatlarından bazı kesitleri dinleyince, ağzınız açık kalıyor; bundan müthiş bir film, hatta dizi film veya etkileyici bir roman çıkar diyorsunuz. Dedim de. Tabii ki burada özel hayatla ilgili olduğu için isim veya ima olmayacak. Yakışmaz da. Sadece kültürel bakımdan bir yabancı ile olan evlilikte derin anlayış farklılıkları dolayısıyla nelerin yaşandığını, nelere mal olduğunu dinlemek bile ağzımızı açık bıraktı.
Ama esas vurgulayacağım ikincisi oldu. İki gece üç gündüz kaldığımız bir sahil otelinin ikinci ve son gecesinde, bölgede oturan, müziğe koro çalışmaları şeklinde katılan bir arkadaşın daveti ile müzisyen bir bey geldi. 60 yaşlarında, erkek, kilolu ve sesi çok güzel. Klasik Türk müziği eserlerinden sevilen eserler okudu. Arada hareketli eserler de oldu doğal olarak. Dinleyicilerle iletişimi çok zarif, çok iyi. Hemen herkes çok beğendi. 23.00’e doğru program biterken, cihazlarını toplarken eşimle birlikte yanına vardık, teşekkür etmek için. Sonra benim bir hekim olduğumu öğrenince, ilk planda ben dahil belki hiç kimsenin bekleyemeyeceği bir sohbet, dertleşme başladı. Bir kısmı özel ve mahrem sayılabilir. Aileden gelen bir kültür, asalet ve sanat var. Kökler çok güçlü ve asil. Ben sağlıklı kalabilmesi için fazla kilolarından söz edince, yakın zamanda geçirdiği zona hastalığı sebebiyle aldığı ilaçların durumu artırdığını söylüyor.
Başka daha pek çok ilginç ve önemli konulardan söyleştik, ayaküstü. Ve düşündüm; hayran kaldım, gıpta ettim ve Yüce Allah’ın onu ve sevdiklerini en iyi şekilde ödüllendirmesi için içimden dua ettim. Hatta telefon numarasını temin ederek, uygun olursa o anlatsa ben not alsam; izin verdiği ölçülerde de yazıya döksem diye düşündüm. Dışarıdan bakan, bu sohbeti bilmeyen birisi, onun için sadece bir müzisyen; meraklı, güzel sesli veya bilgili bir müzik insanı der ve geçer gider. O bir insan. Her insan bir âlem. Dış âlemi keşfetmek, anlamak kadar, aynayı ara sıra kendimize çevirip, “başkalarına sorduğumuz soruları, eleştiri dahil” kendimize de sorabilsek; insanlık macerasında bir mesafe alabiliriz diye düşünüyorum.
Gündüz ise Özdere limanında kiralanan bir gezi teknesi ile kıyıya paralel 4-5 saatlik bir gezimiz de oldu. Bunlar çok nadir, istisna günler. Gemi temiz, hizmet de güzeldi. Öğle yemeği için balık ızgarayı hazırlayan genç bir delikanlı; hareketli ama şişman. En üst kattaki açık alandan, yemek için alt kata inerken ızgaranın başındaki bu genci yalnız bulup “Kolay gelsin” diyorum. Kendimi tanıtıp, müsaade ederse bir şey söylemek istediğimi ifade edince, “Buyurun, tabii ki” diyor. Sorum şu; “Sağlıklı ve uzun yaşamak ister misiniz?” Bunun cevabı, “Tabii ki, kim istemez? “ oluyor. Kilonuz çok fazla diyorum. Türk erkeklerindeki bu göbeğe “Buğday Göbeği” derler. Almanlarda ise “Bira Göbeği”. Alkol var mı diyorum. Var diyor ve ekliyor. “İnsülin direncim varmış, şeker hastasıyım” diye de ekliyor”. Daha 27 yaşında. İnsan hayata bir defa gelir. Bu şeker hastalığı da, tabir caizse, tam bir “bela”. Kilo vermek için alkolden, özellikle de biradan uzak durun. Bira kana çok hızlı geçer, kalorisi de çok yüksektir. Beyaz ekmeği de kesin, tam buğday, ekşi mayaya geçin ve miktarını da azaltın. Gece 21.00’den sonra kalorili bir şey yiyip içmeyin. Daha da önemlisi “Buğday Göbeği” diye bir kitap var. Pegasus yayınlarından. Okursanız size göndereyim, diyorum. Mutabık kalıyoruz, ama adresi gelirse.
ON YIL ÖNCE NE OLMUŞ / BİR TAZMİNAT DAVASI
On yıl önce diyorum ama yine bu sabah, Manisa Asliye Mahkemesinden gelen bir tazminat cezası, ihbar ara kararı. 2016 yılında 64 yaşında dışa şaşılığı olan bir bayanı ameliyat edip şaşılığını düzeltmişim. Aradan 8 yıl geçmiş. Şaşılığı düzeltilen sol gözünün az görmesinin sebebinin ben olduğum var sayımı ile avukatı aracılığı ile 2024’de dava etmiş. Yeni haberim oluyor. Avukatın mahkemeye dilekçesi, ekinde hastaneden temin edilen kayıt ve belgeler. Kayıtlarda; ameliyat öncesi sol gözünün retina dekolmanı olduğu, görmenin el hareketi kadar düşük olduğu, göz dibinin görülemediği yazılı. “Dört yaşından sonra gören bir göz, görmesini bir şekilde kaybederse dışa kayar, dışa şaşılık gelişir zaman içinde” diye Tıp Fakültesi öğrencilerine öğretiriz zaten. Bu da onlardan. Bazı insanlar da bir gözlerinin görmediğini tesadüfen fark eder. Şaşılık ise yıllar içinde gelişir, hemen oluşmaz. Biz hastanın retina dekolmanı yönünden tedavisinin olamayacağını, bu gözün görmesinin mümkün olamayacağını, isterse sadece şaşılığını estetik amaçlı bir ameliyatla düzeltebileceğimizi söylemiş ve düzeltmişiz. Ameliyat notları da gayet açık; hiçbir sorun yaşanmadan tamamlanmış.
Hekim konuyu ne kadar iyi anlatsa da, muhatabınız anatomi, fizyoloji, biyoloji bilmiyor. Neyi ne kadar anlatabilirsiniz? Biz yine de mecburen benzetmelerle anlatırız. Ama muhatap ne kadar anlar veya aklında tutar meçhul. Muhtemelen gittiği bir göz hekimi retina dekolmanı için, erken müdahale olsaydı belki görürdünüz mealinde bir şeyler söylemiştir. O da bunun sorumluluğunu şaşılık ameliyatını yapan hekime, yani bana yöneltmiş. Avukat da ne yapsın; dava isteyen kişi için davasını açar, parasını alır. Ama bu hanımefendi şimdi 74 yaşında. Davadan hiç bir sonuç çıkmayacak. Belki bizim hakkımızda yıllardır neler söylüyor veya düşünüyordur. Tabi ki biz de mahkemeye elimizdeki kanıtlarla söyleyeceğimizi söyleyeceğiz. Fakat o da bir yük. Ne var ki hayat böyle. Binlerce, on binlerce olumlu güzel iş yaparsınız. Arada bunlar da olur. Meslek hayatımda 5-6 kere bu ve benzeri durumları yaşadık. Meşgul eder, zamanınızı, biraz da enerjinizi alır. Şikâyetçi tatmin olur mu o da bilinmez. Ama ortada bir kazanan yoktur. Sonuç olarak, Tıp Fakültesi öğrencilerine, meslektaşlarımıza ve tıp eğitimi düşünen gençlere biz sözüm olsun. Muayenelerde mutat ve gerekli işlemleri eksiksiz yapın, iyi kayıt altına alın. Bu gibi nadirattan durumlarda işinize yarar. Kaldı ki yıllarca hekimler aleyhine çalışan, doğrudan bizi tazminat cezası ile karşı karşıya koyan; dolayısıyla hekimleri özellikle de cerrahları ameliyat yapmaktan uzaklaştıran konularda, kurum sorumluluğu yönünde düzenleme yapıldığı için, hekimler biraz rahatladı.
Bir ay olmadı daha. Müftülükte teknik eleman olarak çalışan, uzun zamandır da bir araya gelmediğimiz bir arkadaşla karşılaştık çarşıda. Çaylar söylendi, hal hatırdan sonra çalıştığı alanla ilgili bir konu açıldı. Diyanet İşleri Başkanlığı ve Genel Kurmay Başkanlığında yerli yazılım Pardus’un kullanıldığını söylüyor. İlave ediyor; Cumhuriyetin kuruluşunda iki başkanlık kurulmuş; Diyanet ve Genel Kurmay. Diğerleri bakanlık olarak adlandırılmış. Verilerin ülke içinde kalması, yabancıların bunlardan ticari ve siyasi, belki de askeri amaçlı sonuçlar, kazançlar sağlamaması bakımından önemli. Yakın zamanda İsrail’in İran ve Lübnan’da yaptıkları nokta saldırılarda, bu bilişim alanının açık, kapalı bilgilere, verilere çoğunun merkezi ABD Silikon vadisinde olan şirketler üzerinden ulaştığı biliniyor. Bunların bizim için de potansiyel tehdit oluşturduğu kesin. Öyleyse, verilerimiz ülke içinde kalmalı. Buna ön ayak olacak olan tabii ki devlet iradesi, tercihi ve kararlılığı. Biraz da zaman.
Manisa merkezde Troy kartla ilgili bir kampanya yaşanıyor. Nisan Mayıs ayları boyunca Troy kartla belediye otobüsüne hafta içi ilk binişte yolculuk ücretsiz. Bu sadece burası ile mi, yoksa ülke geneli ile mi ilgili bilemiyorum. Genelağa baktığımda Çanakkale, Muğla, Uşak illerinde de Nisan ayında uygulanmış. Vatandaşı bu sisteme alıştırmak, kullananı da ödüllendirmek için. Bu tür kampanyaları bizzat Troy’u ülke sathında zaman zaman yapmaları gerekir inancındayım.
Troy kart malum, Türkiye’deki bütün bankaların ortak ödeme sistemi. Visa gibi. Troy kart yurt dışında da geçerli, ancak doğrudan değil; uluslararası ödeme ağlarıyla yapılan işbirlikleri sayesinde kullanılabiliyor. Discover, Diners Club ve UnionPay anlaşmaları sayesinde Troy kartlar 185’ten fazla ülkede milyonlarca noktada geçerli. Bunun önemi ne? Bu yabancı para birlikleri bizim yaptığımız her işlemden yüzde alıyorlar. Bu maksatla her yıl yaklaşık bir milyar dolar paranın bu şirketlere gittiğini okudum. Ben kartlarımı Troy ile değiştirdim. Bankaya söylemeniz yetiyor.
Bendeniz şahsen benzin alırken OYAK’ın sahibi olduğu Total’i tercih ederim. Hatta ailecek. Deterjanda Boran marka, yoksa diğer yerli markaları; posta hizmetlerinde bana seçenek sunuluyorsa, yapay zekâya “Sahibi kim” diye sorar, Türk vatandaşı olanları tercih ederim. Niye param yabancıya gitsin.
Selam ve saygılarımla. (21.05.2026, Manisa)
Yorumlar
Kalan Karakter: