ESKİŞEHİR GEZİ NOTLARI.8 (Son Bölüm)
(Önsöz: Yazıyı uzun bulup okumaktan vazgeçene derim ki; “Etrafımızda duymadığımız sesler, görmediğimiz nesne, durum ve olaylar vardır." Duymak ve görmek için; biraz dikkat, biraz sükûnet, biraz yavaşlamak gerek. Yunus gibi ”Derdim vardır, inilerim” diyenlere selam olsun. Metin içinde çok ilginç bilgilerle karşılaşacaksınız. Saygılarımla. Dr.SSİ)
Çİ BÖREK / ŞORPA
Gelelim “Çi börek”e. Bitişik değil, ayrı yazılıyor. Adında Kırım veya Tatar kelimesi geçen işyerlerinin bir kısmı “Çi börek” lokantaları. Neden “Çiğ börek” değil de, hepsine “Çi börek” şeklinde yazılmış? Araştırıyorum. Kırım Tatarcasında / Türkçesinde “çi” kelimesi, “güzel, nefis, lezzetli” anlamına gelirmiş. Yani nefis börek. Türkiye Türkçesinde yanlışlıkla “çiğ börek” olarak yorumlanmış; yani pişmemiş, iyi pişmemiş veya çiğden yapılmış anlamında. Fakat doğru şekli “Çi börek”. Zaten Türk Dil Kurumu sözlüğünde de yiyeceğin adı “Çi börek” olarak geçiyor. “Eskişehir Çi Böreği” Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından coğrafi işaretle de korunmuş, tescillenmiş. Eskişehir’e giderseniz “Çi börek”le birlikte iri taneli, yoğurtlu Kırım Mantısını da tatmanızı öneririm. Nedim beyin tavsiyesi ile Arasta Kırım Tatar Çibörekçisine gidiyorum. Ertesi sabah erken yola çıkacağımız için, yolluk niyetine alayım istiyorum. Hem de gelmişken tavsiye edilen çeşitlerden akşam yemeğini yiyip konukevine dönmeyi planlıyorum. Önce çorba soruyorum. “Bizim bir Kırım çorbamız var. Kemiksuyu ve kuzu etiyle hazırlanıyor; biz ona ‘Şorpa’ diyoruz” sözü üzerine tamam, diyor bir de mantı söylüyorum. Şorpa kelimesi, bizim çorba kelimesi olmalı diye düşünüyorum. Ortak ama telaffuzu farklılaşmış. Tabii ki bazı konularda Türkçe dil uzmanı olan eşime de soruyorum. Kıpçak grubu Türk lehçelerinde (Tatar, Kazak, Kırgız) Ç ile başlayan kelimeler, genellikle Ş ‘ye dönüşüyormuş. Yemeklerin ikisi de nefisti.
TRAMVAY / TAKSİ
Kırım kökenli lokanta sahibine, taksi çağırabilir misiniz diye soruyorum. Çağırırız ama buradan aşağı dümdüz yürüyün. Son noktada tramvay durağı var. Oradan hızlı ve ucuz bir şekilde gidersiniz deyince, tamam deyip yürüyor ve tramvayın numarasını öğreniyorum. 6 dk sonra geliyor tramvay. Herhangi bir banka kartınız varsa, hele temassız ise iş kolay. Tam bilet 42 TL ve 16 dakikada yerleşkedeyim. Eskişehir güvenli; orta büyük haliyle ve ulaşım kolaylığıyla yaşanacak bir şehir diyebilirim. O nedenle özel araç kullanma ihtiyacı da sınırlı; trafik bu yüzden sakin. Şaşırıyor olmalısınız; ben şaşırdım çünkü.
ESKİŞEHİR MARŞI
Eskişehir’de bu kadar gezilir, hakkında bu kadar konuşulur ve yazılır da marşı hatırlanmaz mı? Bu marşın söz ve bestecisi bilinmiyor. Anonim, yani halk arasında doğmuş kabul ediliyor. Askerî birliklerde uygun adım, tempolu yürüyüş yapılırken söylemek, söyletmek bir gelenek olmuştur, biliyorum.
Eskişehir, Eskişehir, yalçın kaya sarp yeri
Kalelerden çok kuvvetli, içindeki askerleri.
İndik İzmir çarşısına, düştük düşman arkasına
Düşman bize aman diyor, kahraman Türk ordusuna.
Güzel İzmir, Gelibolu, hep denizler torpil dolu
Kör olası o düşmanlar, şaşırmışlar doğru yolu.
Tınaztepe Tınaztepe, düşmanlara olsun küpe
Düşman bize teslim olmuş, süngümüzü öpe öpe.
Kocatepe topçuları, siper almış bekçileri
Oğlum şehit olmuş diye, ağlamasın anneleri.
Allah Allah sedaları, dağı taşı bürüdü
Komutanlar kol kol olmuş, her taraftan yürüdü.

Dönüş biletimizi, uygun saat ve güzergâhlara bakarak Kamil Koç şirketinden, 4 Nisan 07.30 Manisa olarak aldık. Artık otobüsler hep 2+1 şeklinde, rahat. Orta kapının hemen arkasındaki ilk koltuklardayız. 1926’da Bursa’da kurulan bu yerli şirket, Türkiye’nin 57 iline ve yüzlerce ilçeye sefer düzenliyor. Ancak 2019’dan bu yana artık bir Alman firması olmuş, satılmış yani. Avrupalıların son yıllarda Türk taşımacılık (nakliye/kargo) şirketlerini satın alma gibi bir stratejilerinin varlığı dikkat çekiyor. Küreselleşme ya! Kime yarıyor acaba? Otobüs Çorum-Ankara’dan geliyor ve Bozüyük, Bursa, Balıkesir üzerinde devam edecek. Farklı bir bölgemizi de güzergâh farkı nedeniyle baharın başlangıcında otobüsten görebileceğiz. Eskişehir otogarı büyük ve güzel. Hatta İzmir’den bile. Genç muavinin gözleri uykulu, belli oluyor. Kemer takın ikazı da yapmıyor, ama biz taktık. Şehir içinde genellikle binalar 4-5 katlı. Kenarlara doğru iki katlı villa veya benzeri yapılara dönüşüyor. Hava bulutlu ama yağış yok. Tarlalar yemyeşil. 08.15 gibi Bozöyük’teyiz. Şehir uzaktan güzel görünüyor. Seramik fabrikasının ürünleri yol boyunca açık alanlara depolanmış halde.
MEHMETCİKLER
Otobüste 15-20 kadar Manisa’ya askerlik vazifesi için giden, tıraşlarından da belli, Mehmetçik adayları var. Bozöyük çıkışında muavin beye “Kemer takın ikazı yapmadınız” diyorum. Biraz bedbin bir ifade ile “Abi söylesek de uyan mı var ki” diyor. Sessizlik. Ama içim konuşmaya devam ediyor. Alışmamış ve umursamayanlar olsa da, unutanlara ve ihmal edenlere hatırlatmak iyi olurdu. Hekim olarak kazaların nelere mal olduğunu, kemer takanların daha hafif yaralanmalarla atlattıklarını çok yakından biliyorum. “Keşke”lerin bir işe yaramadığını da. Uyurken başlarına kaza gelenlerin ise en ufak bir refleksleri bile olmuyor. Tecrübesizleri ve gafilleri zorlamak gerek.
HALHALCA ŞEHİTLİĞİ
Bozüyük kelimesinin kökeni hakkında da fikir yürütüyoruz eşimle. Şehir çıkışından itibaren arazi yokuştan aşağıya iniş ağırlıklı vadiler zinciri adeta. Yer yer köprüyollar (viyadük kelimesini de sevmiyorum) var ve çam ormanları başlıyor. Yer yer çiçek açmış beyaz ve eflatun renkli meyve bahçeleri gözümüze ve gönlümüze bir şölen sunuyor. Oh ne güzeller diyoruz. Emek verenleri, yetiştirenleri tanımasak da sevgi ve saygılarımızı sunuyoruz gönlümüzden. Yol bölünmüş ve düzgün. Saat 08.35; İnegöl 65, Bursa 101 km levhasını görüyoruz. İnegöl’e 13 km mesafede bir levha dikkatimizi çekiyor. Halhalca Şehitliği. 5. Alay Şehitliği olarak da biliniyormuş. Kurtuluş Savaşı sırasında Yunan işgaline karşı verilen mücadelede şehit düşen çok sayıda Türk askerinin hatırasını yaşatan önemli bir şehitlikmiş burası. Özellikle 1920–1922 yılları arasında gerçekleşen beş büyük taarruzun izlerini taşıdığı ifadesi var kaynaklarda. Yolda benim veya eşimin dikkatini çeken kelimeler de oluyor, özellikle ticari reklam ve işyeri levhalarında. Mesela, İnegöl’de bir çocuk mobilya mağazasının adı “Tospik”. Tosbağa veya kaplumbağa dediğimiz yaban hayvanının adı. Güzel. Hiç olmazsa anlaşılmaz, yabancı bir kelime değil.
ULUDAĞ MI KEŞİŞ DAĞI MI?
Bursa’ya yaklaşıyoruz. Solda, tepesindeki bembeyaz kar kütleleriyle muhteşem Uludağ. Uludağ’ın eski adı “Keşiş Dağı”dır; ayrıca antik dönemde “Olympos Mysios” olarak da biliniyordu. 1925’te Bursa Vilayeti Coğrafya Cemiyeti’nin girişimiyle Osman Şevki Bey’in önerisi üzerine bugünkü “Uludağ” adı resmen kabul edilir. Bunu neden yazıyorum? Şundan: Yazımın ilk safhalarından bir yerde, “Eskişehir daha millî” diye bir ifade kullanmıştım. Tarihi, yerel ve millî çağrışımlar yapan sokak adlarını 15-16 yıl önce kaldırıp, sadece rakamlara döndüren ve onca gerekçeli itirazlara rağmen hala da düzeltme konusunda bir çaba ve irade göstermeyen Manisa Büyükşehir ve Merkez belediyelerini eleştirmiştim. Burada da benzer bir konu ve sorun var. Hem Çevre ve Orman Bakanlığı millî parklar, hem de valilik ve belediyelerde en azından teklif olarak bile bir kıpırdanma olmuyor. Dertleri yok. Ben ise dertliyim.
DUMANLI DAĞ MI, MANİSA DAĞI MI, SPİLLOS MU?
Konu şu: Resmî adı Manisa dağı olan, Evliya Çelebi Seyahatnamesinde Dumanlıdağ olarak geçen bu dağın antik dönemdeki adını, yani Spillos veya Spil olarak günümüzde de kullanmaya devam ediyorlar. Daha önce Cimer’e, Valiliğe yazmıştım ama bir şey değişmiyor. Demek ki Manisa’dan bir Coğrafya Cemiyeti, bir Osman Şevki Bey çıkmamış. Çıkacağı günü bekliyoruz. Herkesin ağzında yerli ve millî olmak adeta sakız. İşte buyurun size ciddi bir konu. Bursa Vilayeti Coğrafya Cemiyeti, Atatürk’ün yolunda ve çizgisinde olan, Kurtuluş savaşı ve öncesinin acılarını yaşamış, sebepleri bilen nesildenler. Sözü olup eylemi olmayanlardan değil. Her şey bitti de sıra bunda mı diyenler olabilir. Kırılmalar böyle küçük, umursanmayan çatlaklarla başlıyor. Yapay zekâ, resmî adın Spil olduğunu söylüyor (Copilot). Yalan değilse -ki bazen yapay zekada da yüzde 25 sanrı /varsanım (halüsinasyon) veya yalan da olabiliyor diyor yayınlar- bunu Türkçeleştirmek mümkün değil mi? Türkler Anadolu’ya Malazgirt’ten önce de geldiler. Denizli dağlarında “tamga” adı verilen, Türkistan (Orta Asya) coğrafyasındaki kaya resimleri ile aynı olan bulgular, resimler çokça vardır. Malazgirt Müslüman olarak sonraki gelişleridir. Türkler Anadolu’ya geldiklerinde salgın hastalıklar nedeniyle kırsal kesimde pek insanın olmadığı bir coğrafyaya çok kolay yayılıp yerleştiler. Çünkü hayvancılık ağırlıklı olunca dağ ve orman alanlar cazipti. Bu nedenle her dağa, nehire Türkçe adlar verdiler. Eskileri ise tarihî kaynaklarda kaldı. Ama yerleşik halkın kullandığı ve yaşadığı şehir adlarını değiştirmediler, rahatsız da olmadılar. Vatan, atalarımızın da mezarlarının olduğu, bırakıp başka bir yere gitmeyi düşünmeyeceğimiz topraktır.
KÖPRÜYOL /VİYADÜK MESELESİ
Türk Dil Kurumu sözlüğünde “Viyadük” kelimesi için “Köprüyol” kullanılıyor. Cimer üzerinden Karayolları Genel Müdürlüğüne (KGM) itiraz etmiştim, 5-10 yıl önce. KGM’den gelen yazılı cevapta ”Bütün dünya bunu kullanıyor, biz de onu tercih ediyoruz” yazılıydı, bir mühendis idareci imzasıyla. Hâlbuki bir bakan bile konuya sahip çıksa, konu derhal çözülür. Zamanla kimse viyadükü (Fransızca) hatırlamaz bile. Meslek sahibi olmak (uzmanlık) yetmiyor, aydın da olmak gerekiyor. İğnelemelerim biraz fazla oldu. Burada bırakayım.
BURSA’DA MOLA VE SİGARANIN FELSEFESİ
Bursa otogarda aracımız motor durdurdu ve 10 dk. mola dendi. Ancak toplam 40 dk. kaldık. Biraz nefes almak ve hareket etmek için iniyoruz. İnenlerin çoğunluğu hemen ve acilen bir sigara yakıyorlar. Eşim “Acıkmış gibiler. Bir sigara felsefesi yapalım” diyor. Düşünüyoruz, niye. “Yapacak bir işleri yok, eylem olsun istiyorlar” herhâlde diye de ekliyor. ABD ve Japon sigara tekelleri, paramızı, sağlığımızı ve ömrümüzü alıp götürüyorlar. İlaç ve SGK masrafları da devlete. Yerli marka sigara bile yok. Küreselleşme buymuş meğer. Kazanan hep onlar. Allah bu halimizden razı olur mu? Hangi yönden baksak, konuşsak da bir çözüm üretebilsek? Tiryakiye hiçbir şey fayda ve etki etmiyor mu? Hani biz diğer canlılardan farklıydık.
Etrafta közlenmiş kestane satan bir büfe var. Canımız çekti; tadımlık aldık. Kestane tatlısı olsaydı almazdım. Çünkü bir keresinde kendi aldığımı, diğerinde de hediye olarak gelen kestane tatlısının içindekiler kısmına baktım. Şeker yerine “Glikoz Şurubu” olduğunu görünce, maalesef çöpe atmıştım. Kanser yapıcı.
TEKRAR YOLDAYIZ / YAZAR MISINIZ
Artık başka mola yok Manisa’ya kadar. Bursa çıkışında bir reklam panosu: Bir kahve kaç km götürür? Eskişehir’de uykulu gözlerle valizleri bagaja yükleyen muavin M. beyin, zamanla zihnî melekeleri açıldı, güzel sevimli bir insan ortaya çıktı. Bursa’dan sonra araç içi ikram başladı. Hizmet ve nezaketi güzel. Sağ orta kapının hemen arkasında oturduğumuzu söylemiştim. Önümüzdeki su dolabından su almak için geldi. Bir taraftan tek kişilik su kaplarını alıyor, bir taraftan da “Affedersiniz, dikkatimi çekti. Sürekli ne yazıyorsunuz. Yazar mısınız?” diye soruyor. Yazar değilim, hekimim ama gezdiğim gördüğüm yerleri not alıyor, sonra da yazıya dönüştürüyorum, diyorum. Eşim “Yazar değilim diyor ama gezi kitabı var” diyor. Onun üzerine, sizin adınızı ve adresinizi ya da telefon numaranızı verirseniz, size göndereyim, diyorum. “Okumayı çok severim, hatta ben de bir şeyler yazıyorum” deyince daha da mutlu oluyorum. Kâğıt kalem uzatıp, yazın lütfen, size göndereyim dediysem de kabul etmiyor. Kitabın adını soruyor, söylüyorum. Ben alırım diyor.
Eşimle konuşuyoruz; Eskişehir’e giderken aracın genç muavini “Ben kitap okumam” demişti. Ona, ısrarla belki alışırsın, deyip bir Ömer Seyfettin kitabı, Bomba’yı vermiştim. Neyse aldı. Burada ise, okumayı ve yazmayı çok severim diyen başka bir genç. Ümitsiz olmaya gerek yok. Sadece çaba, çaba, çaba. Yerleşim yerlerine uğrayabilmek için otobüs otoban yerine eski yoldan gidiyor. O yolda bile trafik hala yoğun. İstanbul İzmir otobanından önce, yazları Erdek’e gider gelirken bu yolu kullanır ve “Dr. Kahveci” yazan yerde mola verirdik. Şimdi o tabelayı görmek hoşumuza gidiyor. Bir başka levhadaki “Düşünür Koleji” yazısı da dikkat çekiyor. Düşünmeyi hatırlatıyor; iyi… Balıkesir garaj girişinde de “Karesi’ye Hoşgeldiniz” yazılı. Az gittik, uz gittik ve yedi saat sonra evimize ulaştık. Seyahat bir yönüyle yorgunluk ve meşakkat ama diğer yönüyle de yenilenme, sağlık ve yaşama sevinci. Bu yolculuk sayesinde bile ne kadar çok şey gördük, şahit olduk ve öğrendik.
BİR RİCA - BİR HATIRLATMA:
Bu yıl 193 Üniversite öğrencisine burs veriyoruz. Biz sadece aracıyız. En güzel mutluluk kapısı. Mutlu edin, mutlu olun.
1. Ziraat Bankası Manisa Şb. Eğitime Katkı Derneği Iban TR45 0001 0001 8874 3465 6650 01
2. Türkiye Finans Katılım Bankası Manisa Şb. Iban TR37 0020 6000 6401 6780 3700 01
Eğitime Katkı Derneği
https://egitimekatkidernegi.org.tr/
Selam ve saygılarımla…(07.06.2026, Manisa)
Yorumlar
Kalan Karakter: