ARAPAPIŞTI KANYONU (AYDIN) VE AFRODİSİAS GEZİ NOTLARI.3

Dağ dağa kavuşmaz, insan insana kavuşurmuş
ARAPAPIŞTI SEYİR TEPESİNE GİDİLECEK
11.20 civarında iskeleye dönüyoruz. Yarım saat kadar ihtiyaç gidermeler, seyyar satıcılardan incir ve diğer bazı ürünlerden satın almalar derken yola çıkılacak. Nasıl gidilir diye oralı insanlara sorulmuş. Cevap olarak da baraj bendinin sırtından geçen bir yol var. “Kapalı, girilmez” yazısı olsa da yol kullanılıyor denilmiş. Aracımız orta büyüklükte bir otobüs. 37 kişilik. Yol dar, tek şeritli. Baraj bendinin sol tarafı yüz metreden daha derin uçurum ve vadi, sağ taraf ise baraj suyu ile dolu. Kenarlarda setler var tabii ki (12.03). Yol asfalt ama bir süre sonra toprak hale geliyor. Bir gün önce bölgeye şiddetli bir yağış olduğundan bazı yerlerde ıslak toprak birikmiş. Sağ taraf uçurum mu uçurum. Karşıdan bir araç gelse geçebilmek mümkün değil. İki küçük araç için bile geçerli bu durum.
Hemen herkes sanki bir şey yapabilecekmişiz gibi kaslarımız gergin, önümüzdeki veya yanımızdaki bir yeri tutuyoruz. Dua ediyoruz. Nerden girdik bu yola diye de konuşanlar var. Virajlarda aracı döndürebilmek için de sürücü özel ve geniş kavis alma ihtiyacında. Gerile gerile tamamladık yolu ama zirveye vardığımızda dönüş kaygısı da içimizde (13.15). Fakat bir de ne görelim; oraya başka taraftan gelen, üstelik de asfalt bir yol olmasın mı? Ömer beye söyleyeyim, o yol açıksa, uzak bile olsa orayı kullanalım diyorum içimden. Tabelada Bozdoğan, Muğla ifadeleri de var.

BELEDİYE TESİSLERİ
Tesisler ahşap ağırlıklı, bakımlı ve temiz. Giriş yerinde bir levha var. Giriş kişi başına 50 TL’dir yazılı. Ömer bey bu araba resmi bir araç, bizden almayın diyor. Görevli de; “Ben burada çalışanım. Almazsam olmaz” diyor. Birkaç dakikalık bir tereddütten sonra bir çözüm oluyor ve giriyoruz. Ortasında mutfağı olan, kapalı açık alanlı büyükçe bir tesis. İleriye doğru aile veya gruplar için aşağıdaki barajı uzaktan ve yaklaşık 400 metrede gören kameriyeler var. Tesisin güneye bakan arka tarafı kayalık ve biraz daha yüksek. Oraya metalden, yüksek kenarları korunaklı bir set yapmışlar. Uçuruma karşı da ilave set ve çit oluşturulmuş. Manzara muhteşem. Karşımızda kıvrımlar oluşturan, turkuaz (firuze taşı /Türk taşı) renkli Arapapıştı kanyonu. Doğal olarak hemen herkes bir şekilde resim çekiyor ve çektiriyor. Gelir gelmez telefonumun şarjı azaldığı için içeride bir priz bulup takıyorum. Dolayısıyla benim çektiğim resim sayısı az oldu. Ancak arkadaşım Hüseyin Tuncay beyden ricam üzerine çok güzel resimler temin ettim. Anemon yazan grup bez afişimizi açarak toplu resim çektiriyoruz.
İNİŞ BAŞLIYOR / DURUN DURUN, GELİN GELİN
Bu arada Ömer beye diğer yönden gitsek diyemedim; çünkü karşılaşamadık. Dizinde bir sıkıntısı var. Araca biniyoruz. Tam hareket ediyoruz; Ömer beye şu yoldan olsa diyeceğim ki, araç o yöne yöneliyor. O da benzer şeyleri düşünmüş. Zahmetsiz, zor olmayan bir meyilden iniyoruz. Bir iki köy geçtik. Etrafta yoğun “pinar” adlı Akdeniz çalısı dolu, hem de sık olarak. Yer yer zeytin ve incir bahçeleri görülüyor. Cennet gibi denir ya; her yer öyle. Kıymetini bilmeliyiz diye düşünüyorum. Biraz sonra arazi daha da düzleşiyor ve bir köyün içinden geçiyoruz. Arabadaki arkadaşlardan bir ses yükseliyor. Düğün var düğün, yemek yiyelim… Bir taraftan da araçtakilerin çoğunun düğün yemek alanına bakıyor olması, aracımızın kalabalık nedeniyle çok yavaşlaması sebebiyle düğün evi sahipleri el işareti yapıyor; bir taraftan da “Durun durun, gelin gelin” diye bağırıyorlar. Bunu Türkiye dışında görebilir miyiz, bilmiyorum. Balkanlar ve Türk coğrafyası; belki…

DÜĞÜN EVİNDEYİZ /NARGEDİK KÖYÜ
Aracımız duruyor(14.00). Burası köy meydanının kenarı. Karşıdaki köy kahvesinin biraz yüksekçe bahçesinden köylüler, “kırmızı beyaz giysiler giymiş bu misafirler de kim acaba” diye ayakta bizi izliyorlar. 40-50 metre kadar ileride köy camisi görülüyor. Düğün evi kız evi imiş. Gelen misafirlere yemek veriyorlar. Masa, sandalye, gölgelik tenteler ve oturanlara hizmet için koşuşturan gönüllüler, akrabalar. İner inmez kızın babası Cevdet Otuk bey, yakınları, köy (mahalle; alışamadım doğrusu, köy daha güzel) muhtarı Öznur Tekin beyle tanışıyor, tokalaşıyoruz. Bir taraftan da ekibi yemek masalarına oturtuyorlar. Siniler içinde tavuk suyu çorba, etli nohut, keşkek(1), pirinç pilavı ve irmik helvası. Talep üzerine masamıza üç tabak keşkek geldi. Haklı olarak övünüyorlar: “Bu keşkek başka yerlerde yediklerinize benzemez. Başka yerlerde tavuk eti veya dana koyarlar.”
EN İYİ KEŞKEK NASIL YAPILIR?
“Bizde ise erkeç eti. Yani erkek keçi eti. Hem de 30 kg ete 30 buğday veya 50 kg ete 50 kg buğday konur” diyorlar. Gerçekten de masamızda yemek kültürü konusunda ve anlatımında usta (üstat) olan emekli öğretmen Hüseyin Tuncay hocam da var. Onaylıyor; keşkeğe kaşığı şöööyle bir daldırıp kaldırınca 5-7 cm’ye varan uzama görüyoruz. İyice sakızlanmış, hallenmiş keşkek. Tadını ise tarif edebilmem mümkün değil. Ben yazılarımda yemek resmi ve çeşitlerinden pek söz etmem. Ama burada ise Aydın’ın Karacasu ilçesi, Nargedik köyü düğün yemeğini anlatmam vacip oldu, şart oldu. Yemeğin sonunda kendi aramızda konuşuyoruz; Anadolu irfanıdır bu ikram, karşılıksız, çıkarsız sevgi ve saygı. Bir arkadaşımız Yörük Türkmen köyleri hep böyledir diyor. Diğeri; Doğu Anadolu’ya gitseniz de aynıdır, diyor. Ama şehirleşme; kendi ürününü yetiştirememe, topraktan kopma, her şeyin paralı olduğu, arzu etseniz bile cömert olamadığınız bir hayat tarzı. Köydekiler, şehir hayatını özlüyor; şehirdekiler de köyün sakin, üretken, verimli ve cömert hayat anlayışını.
GELİN DAMAT GELİYOR
Yemekler afiyetle yenip aramızda topladığımız bir miktar parayı hediye olarak bir kenarda duran düğün evi hediye kutusuna atıyoruz. Saygı ve sevgi karşılıklı olmalı ki izi kalsın, unutulmasın; mutluluk yayılsın. Az sonra bir düğün arabasıyla gelin ve damat geliyor. Ortalık kırmızı beyaz. Bunlar da kim. Her ikisi de şaşkın, yanlış yere mi geldik acaba diyecekler ama köyü ve çevreyi tanıyorlar. Az sonra kapılar açılıyor ve her ikisi de duruma vakıf oluyor. Anemoncular durur mu; hemen aracın etrafı çevriliyor, hazır olan müzik düzeneğinden hareketli oyun parçaları ve oynamaya başlıyorlar. Kız babası, muhtar ve tabii ki gelin ile damat da ortada oyuna katılıyor. 5-10 dakikalık bir oyundan sonra resimler çekiliyor ve gelin ile damadı uğurluyoruz. Arkadaşlar kız babası ve muhtara “Arkadaşlarımız doktor bey ile Hüseyin öğretmen bu geziyi yazar, feyste (facebook) yayınlarlar. Feys hesabınız var mı?” diye soruyorlar. Onlar da “var” deyince, yayınlandığında haberiniz olacak diye bilgilendiriyoruz. Onlar için de bizim için de unutulmaz bir anı oldu bu düğün ve yemeği.

Dağlarda bir Manisalı hekim. Seyreyliyor alemi.
AFRODİSİAS ANTİK KENTİNE DOĞRU
Nargedik köyünden 15.00 gibi ayrılıyoruz. Çok uzak olmayan Afrodisias (Aphrodisias) Antik şehrindeyiz (15.30) İki saat kadar burada kalınacağı söyleniyor. Rehberimiz yok, biraz onun eksikliğini hissediyoruz. Tabelalara baka baka, bilgi levhalarını okuyarak alanı geziyoruz. Burası çok iyi tasarlanmış, planlanmış yemyeşil bir alan. Her yer tarihi eser dolu. Mezarlar, yani Roma lahitleri bile çok özenli heykellerle süslenmiş ve çok iyi korunmuş bir açık hava müzesi.
AFRODİSİAS /AYDIN / KARACASU /GEYRE
Afrodisias, Aydın'ın Karacasu ilçesi yakınlarındaki Geyre Mahallesi'nde bulunan, Türkiye'nin en iyi korunmuş antik kentlerinden biri. Adını aşk ve güzellik tanrıçası Afrodit'ten alır. Tabii ki bunların hemen hepsi, Hristiyanlıktan önce; çok tanrılı pagan inancına sahip Roma ve Eski Yunan dönemlerinin insanlarının oluşturduğu bir medeniyet, bir şehir. Milattan (Hz. İsa’nın doğumundan) önce 5. yüzyıla tarihleniyor, kuruluşu. Kent özellikle Roma İmparatorluğu döneminde (MÖ 1.- MS 3. yüzyıl) büyük bir zenginlik ve kültürel gelişme yaşamıştır. Yakındaki kaliteli mermer ocakları sayesinde burası, antik dünyanın en önemli heykeltıraşlık merkezlerinden biri olur. Bizans döneminde şehir önemini korumuş, ancak zamanla nüfusu azalmıştır. Eski şehirlerin kaderi; depremler ve salgın hastalıklar.
BİR SÜRPRİZ: DİLEK ABLAM
Kırmızı beyazlı Anemon Dağcılık Spor Kulübü giysili önden gidenleri görünce meraklanmış. Bu gelenlerin içinde Süleyman Sami de var mı diye dikkat kesilmiş. Aaaa, az sonra karşılaşıveriyoruz. Halamın kızı Dilek ablam ve torunu Kıvanç karşımda. Onlar Akbük tarafından gelmişler, biz Manisa’dan. Sözleşsek pek mümkün olmazdı. Sarılıyoruz. Gördes’te çocukluğumuz aynı evde geçti. Eşi Necati ağabey yorulmuş, ilerideki bir kahvede (kafe) oturuyormuş. Kısa bir halleşme ve sohbetten sonra vedalaşıyor ve Afrodisias’ı gezmeye başlıyoruz.

Arapapıştı Seyir tepesinde kanyonun harika manzarası
NELER YOK Kİ / HEYKELCİLİK EĞİTİM ŞEHRİ
Afrodit Tapınağı: Kentin pagan din merkezi. Daha sonra kiliseye dönüştürülmüş. Stadyum: Yaklaşık 30.000 seyirci kapasitesiyle antik dünyanın en iyi korunmuş stadyumlarından biri. Tetrapilon: Dört sütunlu anıtsal giriş kapısı ve kentin simgelerinden biri. Tiyatro: Roma döneminde inşa edilmiş büyük bir tiyatro. Agora ve Hamamlar: Kentin ticari ve cemiyet hayatının merkezleri. Antik kentin kalıntıları uzun süre Geyre köyünün altında kalmış. Resim sanatçısı Ara Güler’in çektiği resimler ile buraya toplumun, bilim hayatının ve devletin dikkatinin çekildiği söylenir. Bölge 1950'li yıllardan itibaren Prof. Dr. Kenan Erim başkanlığındaki kazılarla dünya çapında tanınır hale gelir. Kenan Erim'in mezarı da antik kent içinde bulunuyor. Afrodisias kalıntıları, 2017 yılında UNESCO Dünya Kültür Mirası listesine alınmış. Burasının tarihi anlamda ilginç ve önemli bir yönü de heykelcilik sanat ve eğitim merkezi olmasıdır. O kadar ünlüymüş ki burada yetişen sanatçıların eserleri Roma İmparatorluğunun birçok şehrine gönderiliyormuş. Bu nedenle kent, sadece bir dini merkez değil, aynı zamanda önemli bir sanat ve eğitim merkezi olarak da tanınmıştır.
NOT:
1. Keşkek: Kelime Farsça olsa da, et ile buğdayın saatlerce dövülerek sakız kıvamına getirilmesiyle yapılan bu yemek ve pişirme geleneği, yüzyıllar içinde tamamen Türk kültürünün bir parçasıdır. Bu gelenek, Türkiye adına UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi'ne dâhil edilmiştir.
BİR RİCA - BİR HATIRLATMA:
Bu yıl 193 Üniversite öğrencisine burs veriyoruz. Biz sadece aracıyız. En güzel mutluluk kapısı. Mutlu edin, mutlu olun.
1. Ziraat Bankası Manisa Şb. Eğitime Katkı Derneği Iban TR45 0001 0001 8874 3465 6650 01
2. Türkiye Finans Katılım Bankası Manisa Şb. Iban TR37 0020 6000 6401 6780 3700 01
Eğitime Katkı Derneği
https://egitimekatkidernegi.org.tr/
Selam ve saygılarımla. (25.06.2026, Manisa)
(Devam edecek)
Yorumlar
Kalan Karakter: