LİVÂYÎ’NİN MANZÛM YÂSİN SÛRESİ TEFSİRİ
Prof. Dr. Ahmet SEVGİ
Livâyî 16. yüzyıl şairlerimizdendir. Hayatı hakkında ayrıntılı bilgiye sahip değiliz. Âşık Çelebi “Meşâ‘iru'ş-şu‘arâ”da adının Hızır olduğunu, aklî dengesinin yerinde olmadığını, zaman zaman hastanede tedâvî gördüğünü ve kitâbetle (müstensihlik) geçindiğini söyler. Âşık Çelebi’nin, şairin edebî kişiliği ile ilgili verdiği bilgi ise şöyledir:“Mü’ellefātı ‘adedde ṣad olur, yanında şi‘r ü inşādan dem urılsa ġayruñ kelimātı meẕkūr olmak bābı sedd ü ṣadd olur.” ( Bkz. Âşık Çelebi, Meşâ‘iru'ş-Şu‘arâ, İnceleme-Metin, Hazırlayan: Prof. Dr. Filiz Kılıç, İst. 2010, C. 2, s. 743.)
Buradaki “sad” kelimesi kesretten kinâye olmalı. İstinsah ettiği eserler de kast edilmiş olabilir. Zira “Divan”( Bkz. Köksal Seyhan; Livâyî Divânı (Metin-İnceleme), Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayınlanmamış Doktora Tezi, İst. 20002.) “Mecmâ‘-ı Eş‘âr” (Bkz. Mısır Millî Kütüphânesi Türkçe Yazmalar Katalogu, C. IV, Kahire 1992, s. 31.) ve “Yâsîn, Tebâreke (Mülk Sûresi) ve Amme’nin (Nebe Sûresi) nazmen tefsir edildiği bir eser (Bkz. Berlin Königliche Kütüphanesi Diez A oct. 192) dışında bu zatın (Livâyî) herhangi bir telifi bilinmemektedir.
Livâyî’nin; Yâsîn, Tebâreke ve Amme’nin nazmen tefsir edildiği -baş tarafı noksan ve o gün için bilinen tek nüsha olan- Berlin nüshası daha önce tarafımızdan üç makale halinde neşredilmişti. ( Bkz:
a) Ahmet Sevgi; Livâyî’nin manzum Amme (Nebe Sûresi) Tefsiri, Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, Sayı: 29, Konya 2013, s. 1-20.
b) Ahmet Sevgi; Livâyî’nin Manzûm Tebâreke (Mülk Sûresi) Tefsiri, Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, Sayı: 31, Konya 2014, s. 1-96.
c) Ahmet Sevgi; Livâyî’nin Manzûm Yâsîn Tefsiri, Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, Sayı: 33, Konya-2015, s. 1-86.)
Fatih Ramazan Süer, Millî Kütüphane’de (Bkz. Millî Kütüphane 06 Mil Yz. A 10243.) söz konusu eserin bir nüshasını daha tespit ederek Yâsin Sûresi tefsirini yayınlamıştır. (Bkz. Livâyî’nin Manzûm Yâsîn Sûresi Tefsîri [Hazırlayan: Fatih Ramazan Süer] Asitan Kitap, İst. 2019.)
Bu yeni nüsha sayesinde eserin adı konusundaki tereddütler ortadan kalkmış oldu. Biz adı geçen makalelerimizde:
“Livâyî’nin esere ne ad verdiğini bilmiyoruz.
Tamām oldı niẓâm-ı naẓm-ı tefsīr
N'ola şeh ṣadrı olursa aña yir
……
Olıcaḳ dürr-i naẓmum şâha manẓūr
İlâhî ḥażretinde eyle ma‘zûr
Bu dürr-i nazmı gördükde ol sultân
beyitlerinde geçen nazm-ı tefsîr yahut dürr-i nazm ifadelerinden biri eserin adı olabilir mi? demiştik. (Bkz. Prof. Dr. Ahmet SEVGİ; Türk-İslâm Edebiyatı Üzerine Makaleler, Palet Yayınları, Konya-2024, s. 115.)
“Yasin Sûresi Tefsîri”ni yayınlayan Fatih R. Süer de bu mevzuda:
“Manzûm Kur’ân-ı Kerim Tefsiri’nin nüshalarında eserin adına dair herhangi bir bilgi bulunmamaktadır; ama Millî Kütaphane nüshasında bir beyitte geçen nazm-ı tefsir ve Berlin nüshasının son varaklarında şairin, Hünkâr’a yazdığı arz-ı hâl mahiyetinde olan asıl metinden ayrı 34 beyitten müteşekkil manzumenin 1, 14-15. beyitlerinde görülen nizâm-ı nazm-ı tefsîr, dürr-i nazmum, dürr-i nazm, dür gibi tamlamalar/isimler eserin zayıf da olsa adı olabilme ihtimalini düşündürmektedir:
Müsemmâ içün idüp nice tedbîr
Ki âhirde de itmek nazm-ı tefsîr
…..
Tamâm oldı nizâm-ı nazm-ı tefsîr
N’ola şeh sadrı olursa ana yir
Olıcak dürr-i nazmum şâha manzûr
İlâhî hazretinde eyle ma‘ẕûr” (Bkz. Fatih Ramazan Süer, a.g.e., s. 40.)
diyor lakin, Livâyî, Millî Kütüphane nüshasında eserin adının “Nazm-ı Tefsîr” olduğunu,
“DER-SEBEB-İ TESMİYE-İ KİTAB”
başlığı altında açıkça zikretmektedir:
“Açıldı bir gülistân yoḳ ḫazānı
Ḳalem levḥ-i beyāża yazdı anı
Müsemmā içün idüp nice tedbīr
Ki āḫir didüm ismin Naẓm-ı Tefsīr” (Bkz. Millî Kütüphane nüshası, v. 3b.)
***
“Nazm-ı Tefsîr”in Millî Kütüphane nüshasında:
“Ḥudāya ḥamd-le şükr-i bī-nihāye
Ki dīni bize ḳılmışdur hedāye”
mısralarıyla başlayan 46 beyitlik “hamdele”yi müteakip “salvele” (5 beyit), Hulefâ-yı Râşidîn (8 beyit) ve padişahı metihten (3 beyit) sonra “Der-sebeb-i Tesmiye-i Kitap” başlığı altında (10 beyit) kitabın ismi ve muhtevası hakkında bilgi verilir.
“Ḥadīsinde buyurdı faḫr-i ‘ālem
Budur maḳṣūd olan va'llāhü a‘lem”
beytiyle başlayan manzum “Yâsîn” tefsiri:
“Tamām oldı burada naẓm-ı Yāsīn
Yazanı añ ḳaçan ki oḳuyasın”
beytiyle sona erer.
“Nazm-ı Tefsîr”de yer alan manzum “Yâsîn” tefsiri metni ile Berlin nüshası metni karşılaştırıldığında Berlin nüshasında baştan 193, ortadan da (v. 10b sonu itibariyle) 227 olmak üzere 420 beytin, varak kopması yüzünden eksik olduğu görülür. Aynı şekilde, Millî Kütüphane nüshasında da müstensihin istinsah esnasında varak atlaması sebebiyle, v. 31a'dan itibaren 30, v. 36b'den itibaren de 29 olmak üzere 59 beyit eksiktir.
Livâyî’nin, “Yâsîn, Tebâreke ve Amme” surelerini nazmen tefsir ettiği ve tek (eksik) nüshasının Berlin Königliche Kütüphanesi Diez A oct. 192 numarada kayıtlı olduğunu bildiğimiz eserinin Millî Kütüphane nüshası, cahil bir müstensih elinden çıkmış olduğu için faydalanmak biraz güç olsa da en azından manzum tefsir açısından bir ilk olan söz konusu eserin adının “Nazm-ı Tefsîr” olduğunu öğrenmemize vesile olmuştur. Bu yeni nüshayı tespit ederek araştırmacıların dikkatine sunan Doç. Dr. Fatih Ramazan Süer’i tebrik ediyoruz.
Yorumlar
Kalan Karakter: