Prof. Dr. Ahmet SEVGİ
İnsan konuşan bir canlıdır, âmennâ… Ama gerektiğinde susmasını da bilmeli. Hep konuşmak veya hep susmak elbette makul bir davranış değildir. Her alanda olduğu gibi konuşma ve susma konusunda da ifrat ve tefritten kaçınmak gerekir.
Şair Nâbî (ö 1712) bakın ne diyor:
“Olma meclisde ne pür-gû ne hâmûş
Vakt ile gâh zebân ol geh gûş.”
(Mecliste ne çok konuş ne de büsbütün sus. Yerine göre “dil”, yerine göre de “kulak” ol.)
Şeyh sâdî’nin (ö. 1292) bu konudaki tespiti daha net ve daha keskin:
“İki şey akılsızlık işaretidir: Konuşulacak yerde susmak ve susulacak yerde konuşmak.”
Demek ki konuşulacak yer olduğu gibi susulacak yer de oluyor.
Haksız idamlara ses çıkarmayanların cenazelerde ağlayarak konuşma yapmaları abestir. Önce haksızlıklara karşı çıkacaksınız, eğer başarılı olamazsanız cenazede susacak ve susmanın da bir ses, bir feryat olduğunu bileceksiniz.
Bazen susmak da bir sestir, bir feryattır duyana,
Hep kaybettik, söz yalama olalıdan bu yana.
(Li-müellifihî)
“Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil” deyip kenara çekilmek çıkar yol değildir. Sadece cahillerin önünü açar. Kargaların gülistanı işgal etmesine elinizle, dilinizle karşı çıkmazsanız, bülbüllerin susmasına hayıflanmanız bir değer ifade etmez.
Tabii ki insan için konuşmak esastır. “İnsan konuşa konuşa, hayvan koklaşa koklaşa” demiş atalar. Doğru, lakin unutmayalım ki konuşmak ne kadar gerekli ise çok konuşmak da o kadar mahzurludur. Hz. Mevlânâ (ö. 1273) diyor ki:
“Az söyleyen adamda derin bir düşünce vardır. Söyleme kabuğu arttı mı, iç yok olur.”
Nasıl boş davul çok ses çıkarırsa boş kafalardan da çok ve nahoş sesler çıkar.
Çok konuşmaya dair Yusuf Has Hacip de şu uyarıda bulunuyor:
“Sözü çok söyleme, sırasında ve az söyle; binlerce söz düğümünü bu bir sözde çöz.”
Şair ne güzel özetlemiş:
“İnsan sözle yükseldi, başı göğe erdi,
Çok söz o başı gölge gibi yere serdi.”
Ya Fuzûlî’nin (ö. 1556) şu güzel tespitine ne demeli?
“Ger çok istersen Fuzûlî izzetin, az et sözü,
Kim çok olmakdan kılıpdır çok azîzi hor söz.”
(Ey Fuzûlî, eğer aziz ve saygıdeğer olmak istersen az söyle/çok konuşma. Zira nice insan azizken çok konuşmaktan dolayı zelil oldu.)
İnsanı vezir eden de sözdür, rezil eden de… İğne ile kuyu kazarcasına inşa ettiğiniz şahsiyetiniz, çok konuşmak yüzünden bir anda yerle bir olabilir.
Bizde susma, daha çok rahatınızı bozmamak, başınızı derde sokmamak için tavsiye edilir.
“Bana benden olur her ne olursa,
Başım rahat eder dilim durursa”
beyti bunu gösteriyor. Oysa susmak bir terbiye metodu, susulması gereken yerde konuşmamak için bir irade eğitimi olarak ele alınmalıdır. “Suya sabuna dokunmama, başının rahatı için dilini tutma” anlayışı insanı “nemelazımcılığa, bana dokunmayan yılan bin yaşasın” zihniyetine götürür ki toplum için bundan daha tehlikeli bir durum yoktur.
Kısaca; insan hem konuşan hem de susmasını bilen bir canlıdır. Daha doğrusu, öyle olmalıdır. Âdemoğluna yakışan, konuşacak yerde konuşmak, susacak yerde de susmaktır. Konuşarak, görüşerek, istişare ederek çözülmeyecek mesele yoktur. Fakat haksızlıklar karşısında susar ve dilsiz şeytan olarak rahatınıza bakarsanız belki başınız ağrımayabilir. Lakin insanlığınızı kaybedersiniz.
Yorumlar
Kalan Karakter: