DERVİŞLİK ÜZERİNE
Prof. Dr. Ahmet SEVGİ
Birçok millî ve dinî değerlerimiz gibi dervişlik de zamanla ruhunu kaybederek şekle büründü. İhlası, hasbîliği ve samimiyeti temsil eden dervişlik bazı kötü niyetli kişiler elinde yiyip içmek için halkı kandırma aracına dönüştü.
Maalesef, iyi ve güzel şeyleri istismar edenler çok oluyor. En çok da dinî değerlerimiz istismar ediliyor. Çünkü milletimiz dinine çok bağlı. Halkı en kolay din adına kandıracaklarını bilen sahtekârlar neler yapmadılar ki…
15 Temmuz hain darbe teşebbüsü din adına yapılmadı mı?
Kanaatimizce dervişliğin ne olup ne olmadığını en güzel Şirazlı Sâdî (ö. 1292) anlatmıştır. O, “Gülistan” adlı ölümsüz eserinin ikinci bölümünü “Dervişlerin Ahlâkı”na ayırmış ve şiirler, hikâyeler eşliğinde dervişliğin ne olduğunu mufassal olarak açıklamıştır.
Şeyh Sâdî, dervişin ağzından der ki:
“Ya Rab! Kulluğumdaki kusurlar için özür dilemeye geldim. Çünkü ibadetime güvenim yok. Ârifler, ibadetlerindeki kusurlar için istiğfar ederler. Âsiler günahları için tövbe ederler. Âbitler ibadetlerinin karşılığını, tüccarlar mallarının pahasını isterler. Bense ibadetimi değil, ümidimi getirdim. Ticaret için değil, isteyicilik için geldim. Bana, şanına uygun olanı yap, bana layık olanı değil.”
Sizlerin de tahmin edeceğiniz üzere bu ifadeler Hz. Peygamberimizin (mealen) şu sözünü çağrıştırıyor:
“Hiç kimse kendi ameliyle cennete giremez, ben bile.”
Esasen dervişlik, Peygamberimizin bu hadisinin idraki içinde olmaktır.
Gerçek din anlayışında; cennet nimetlerine kavuşmak için yapılan ibadet ve taatler makbul sayılmamıştır. Diğer bir ifade ile ben ibadet ediyorum karşılığında cenneti kazanacağım gibi ticarî bir anlayış doğru değildir. Nitekim Yunus Emre de:
“Cennet cennet dedikleri bir ev ile birkaç hûri
İsteyene vergil anı bana seni gerek seni.”
+++
“Başında aklı olan ücrete amel etmez
Hûrîlere aldanmaz göz ile kaşan geçer.”
gibi beyitleriyle bu gerçeğe işaret eder.
Bütün amel ve ibadetlerin riyadan uzak, sadece Allah rızası için yapılması demek olan ihlas, dervişliğin birinci şartıdır. Lakin ne yazık ki dervişlik zamanla zahitliğe diğer bir ifade ile riyakârlığa, desinlere dönüşmüştür. Şeyh Sâdî, bu yolun yanlışlığını bir hikâyede şöyle dile getirir:
“Bir zahit, padişaha misafir olur. Sofra kurulur, zahit çok az yemek yer. Namaza dururlar, oradakiler kendisi hakkında hüsnü zan sahibi olsunlar diye her günkünden daha çok namaz kılar. Sonra evine gelir, mükellef bir sofra kurdurarak tıka basa yer. Bunun üzerine zahidin oğlu:
“Baba der, padişahın sofrasında bir şey yemedin mi?
Zahit:
“Orada işe yarayacak kadar bir şey yemedim” cevabını verir.
Oğul da der ki:
“Öyleyse orada kıldığın namazı da kazâ et. Çünkü onu da işe yarayacak şekilde kılmadın.”
Görüldüğü üzere ihlası, mütevazılığı, hoşgörülüğü temsil eden dervişlik -tabir caizse- mutasyona uğrayarak maalesef riya, kibir ve kindarlığa dönüşmüştür.
Tahribata uğramayan mukaddes değerlerimiz mi kaldı, diyeceksiniz. El-hak doğru…
Beyit:
Hangi iyilik ve güzelliğimiz kaldı ki değişmemiş olsun,
Hangi işimiz var ki içine kötülükler sığışmamış olsun.
(Li-müellifihî)
Yorumlar
Kalan Karakter: