KLASİK TÜRK ŞİİRİNDE HİKMET
Pof. Dr. Ahmet SEVGİ
Dilimizde “hikmet” kelimesi farklı anlamlarda kullanılıyorsa da biz burada onu “Hak ve hakikate uygun, kısa ve mânâlı söz” olarak ele alacağız ve Hz. Peygamberimizin “Öyle şiir vardır ki hikmettir” hadisi doğrultusunda hikemî beyitlerle hikmeti açıklamaya çalışacağız.
“Hikmet”in konuşulduğu yerde ilk başvurmamız gereken eser elbette Hoca Ahmet Yesevî’nin (ö. 1166) “Dân-ı Hikmet”i olacaktır.
“Divân-ı Hikmet” şöyle başlar:
“Bismi'llâh dip beyân eyley hikmet aytıp
Tâliblere dürr ü güher saçtım muna
Riyâzetni katıg tartıp kanlar yutup
Min defter-i sânî sözin açtım muna.”
(Bismi'llâhla başlayarak hikmet söyleyip
Tâliplere inci, cevher saçtım işte.
Riyâzeti katı çekip, kanlar yutup
Ben defter-i sânî sözünü açtım işte.)
Buradaki “defter-i sânî=ikinci defter/kitap” meselesi çok tartışılmışsa da bizce bu ikinci defterden kasıt, tabiat yani varlık âlemidir. Birinci defter malum, Allah’ın kitabıdır. Nitekim Şark dünyasının büyük hakîmi Şirazlı Sâdî de (ö. 1292) bir beytinde tabiatı defter olarak nitelemektedir:
“Berg-i dırahtân-ı sebz der-nazar-ı hûşyâr
Her varakî defterist ma‘rifet-i Kird-gâr”
(Akıl sahipleri nazarında yeşil ağaçların her bir yaprağı Allah’ı tanıtan bir defterdir.)
Sâdî’nin bu tespiti edebî hayatımızı büyük ölçüde etkilemiş ve birçok şairimiz tarafından söz konusu beyit nazmen tercüme edilmiştir:
“Nazar-ı hûşyâra her yaprak
Defter-i sırr-ı Hak-durur mutlak.”
(Lâmiî)
“İbret gözüyle berg-i dırahtân-ı sebze bak
Hûşyâr olana her varakı bir cerîdedir.”
(Bâkî)
A. Yesevî’nin kâinat kitabından okuyup mısralara döktüğü şu “hikmet”, “parça bütünün habercisidir” mucibince eminim onun diğer “hikmet”leri hakkında bir fikir verecektir:
“Kayda körseng köngli sınuk merhem bolgıl
Andag mazlum yolda kalsa hem-dem bolgıl
Rûz-ı mahşer dergâhlıga mahrem bolgıl
Mâ vü menlik halâyıkdın kiçtim muna.”
(Nerde görsen gönlü kırık, merhem ol sen,
Öyle mazlum yolda kalsa, hemdem ol sen,
Mahşer günü dergâhına mahrem ol sen.
Ben-sen diyen kimselerden geçtim işte.)
Hikmet konusunda görüşüne başvuracağımız diğer bir şair de hikemî tarzın en büyük temsilcisi olarak bilinen Nâbî (ö. 1712) olacaktır şüphesiz:
“Kitâb-ı kâinât esrâr-ı hikmetle leb-â-lebdir,
Şikâyet cehlden, feryâd bî-idrâkliklerden.”
Evet, kâinat hikmetlerle dolu, lakin cehalet ve anlayış kıtlığımız yüzünden onları göremiyor, anlayamıyoruz. Oysa bu hakikat âleminde binlerce gerçeği bir karıncada görmek mümkün:
“Bir hakâyıkhânedir âlem Hüsnî ser-be-ser,
Bin hakikat keşf eder hak-bîn olan bir mûrdan.”
Gerçekten de ibret gözüyle bakanlar için bir karıncadan alınacak nice dersler vardır. Bakın ne diyor karınca:
“Ben bir karıncayım, varsın incitsinler beni,
Bir arı olsaydım belki incitirdim seni.
Sayısız şükürler olsun Allâh’a ki bana,
İncitme gücü vermedi herhangi bir canı.”
(Li-müellifihî)
“Kendini başkalarına adama, kendinden ziyade başkalarını düşünme” demek olan ve beşerî ahlâkın zirvesi sayılan diğergâmlığın bir manifestosu değil midir karıncanın bu sözleri?
Şair Fennî’nin (ö. 1708) “Gülmek istersen kimseyi ağlatma, Süleyman olmak istersen karıncayı incitme” mealindeki şu beyti, gören gözler için hikmetlerle doludur:
“Sakın bir dîdeyi ağlatma handân olmak istersen,
Dokunma hâtır-ı mûra Süleymân olmak istersen.”
Demek ki Sultan Süleyman olmanın, bin yıl saltanat sürmenin yolu karıncayı incitmemekten geçiyormuş.
Peki, karıncayı incitmemek için ne yapmalı? Diğer bir ifade ile karıncanın gönlünü kıran nedir? Karınca neye kırılır?
Hani, dürüst ve merhametli kişiler için “Karıncayı bile incitmez” deriz ya. Karınca işte o “bile” sözünden incinir. Kendinin değersiz görüldüğünü düşünür. Bu sebeple, ilim ve irfan tahtına oturabilmek kısacası, insan olabilmek için kılı kırk yararcasına ince düşünmek, zerreden küreye kadar her şeye sevgi gözüyle bakmak gerekiyor.
Aslında, kâinatta var olan -canlı cansız- hiçbir şey hikmetsiz yaratılmamıştır. Yani her şeyde bir hikmet vardır. Fakat mevcudat, olup biteni sözsüz ve dilsiz söyler:
“Sevâd-ı mümkinât âsâr-ı sun’u bî-sühan söyler,
Kitâb-ı kâinât esrâr-ı hakkı bî-dehen söyler.”
(Nâbî)
Kısacası; kâinat hikmetlerle dolu bir kitaptır. Lakin mesajını sözsüz ve dilsiz verdiği için onu ten gözüyle okuyup anlamak mümkün değil. Şükür ki can gözüyle bakıp okuyan şairlerimiz var da hikmet kitabından bizleri de haberdar ediyorlar.
Son söz:
“Hayata ten gözüyle bakanlar sade çamur ve hamur görür,
Can gözüyle bakanlarsa hikmetlerle dolu bir ömür görür.”
(Li-müellifihî)
Yorumlar
Kalan Karakter: