Kadir KESKİN

Kadir KESKİN


KİMİN NE OLDUĞUNA SİZ KARAR VERİN

15 Temmuz 2020 - 16:46

KİMİN NE OLDUĞUNA SİZ KARAR VERİN
 
Olay Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Soda- Gomero  adlı eserinde geçer. İstanbul İngilizler tarafından işgal edilmiştir. İngiliz zabitleri ve azınlıklar İstanbul’da birinci sınıf vatandaştır.  Milli ve manevi değerlerden yoksun bazı  yalı  kızları İngiliz zabitleri ile beraber olmak, onlar için gurur vesilesidir.  Yalı kızı Nermin de bunlardan biridir.

Çanakkale savaşında yaralanıp iki bacağı kesilmiş gazi bir Türk askeri Mehmetçik tramvayda kendisine sığınacak tenha bir köşe bulmak için kalabalığın içinde bin bir zahmetle sürünerek tramvayın ön sahanlığına geçmeye çalışıyordu. Tam bu sırada durakta o taraftan içeriye doğru şuh, fıkırdak yanında İngiliz zabitiyle Nermin tramvaya girdi. İngiliz zabiti kırbacının ucuyla önde oturan iki Türk yolcuya kalkmalarını işaret etti.  Türklerin boşalttığı koltuğa, Türk kızı Nermin oturmak için yürürken kısık sesle bir feryat koptu. Bu, yerde sürünen zavallı kötürüm gazi Mehmetçiğin sesiydi.  Nermin, iskarpinlerinin sivri topuklarıyla askerin tek dayanağı olan ellerinden birine basmıştı. Lakin bu utanmaz kız bu hareketinden hiç sıkılmadı.  Bu utanmazlığının yanında bir de: “Ne acayip!” diye söylendi. “Bu haldeki adam tramvaya biner mi?” Askerin titrek sesle mırıldanması üzerine,  aşüfte Nermin’in öfkesi büsbütün arttı. ‘”Haydi, oradan mırıldanıp durma” diye de bir de   gazi Mehmet’i azarladı.

İslam'a ve Millete düşman olup bütün ahlaki değerlere karşı duran tiyatrocu Serra Yılmaz, "Türk olmak benim suçum değil" deyip annesini de alarak ülkemizi terk ederek İtalya’ya yerleşmişti.

Korona’dan Avrupa’da en çok etkilenen İtalya’da sağlık sistemi yetersiz kalınca,  Serra Yılmaz’ı korona virüs korkusu sarar. Twitter hesabından , “Perişanız”  diyerek,  gerçek İtalya’yı tanır, ülkemize dönmek için yetkililerden yardım talebinde bulunur.

İşgal yıllarında İstanbul’da azınlıklarla, İngiliz zabitleri ve onların aileleri tramvay ve vapurlarda istedikleri mevkide seyahat etmek onların hakkı idi.   Azınlığa mensup bir Rum kadını  vapurun birinci mevkie girer. Yer bulamayınca Türk kadınını yerinden kaldırmak ister. Türk kadını yerinden kalkmayınca Rum kadını,  Türk kadınına hakareti esnasında,  dinine, imanına küfredip Türklüğe hakaret etmeye başlar. Bu küfürleri duyan vapurun bir köşesinde oturan melek yüzlü yaşlı bir nine birden bire bayılır. O arada vapurda bulunan bir doktor müdahalesi sonucu yaşlı nine ayılıp kendine geldiğinde hıçkırarak:” Benim gibi ak saçlı ve beş vakit namazında bir kadın dinine, imanına küfür edildiğini duyarsa ne yapabilir?” diye vapur Üsküdar iskelesine yanaşıncaya kadar göz yaşlarını içine akıtarak ağlamaya devam eder.

93 harbi sırasında aziziye tabyasını kahramanca savunan Nene Hatun 20 yaşında, kocası askerde genç bir annedir.  Bir gece kucağındaki çocuğunu emzirirken, korku ve sevinç arasında çalınan kapıyı açtığında aziziye tabyalarında ağır yara alan ağabeyi Hasan   kendini içeri zor attı.  O gece Hasan, Nene Hatun’un kolları arasında ruhunu teslim etti.  Gecenin ilerleyen saatlerinde minarelerden “Moskof Aziziye’ye girdi.” diye haykırışlar başlayınca, kardeşini alnından öpüp “Seni öldüreni öldüreceğim” diye and içerek mini minnacık yavrusunu önce Allah’a sonra yaşlı komşusuna emanet ederek, ağabeyinin tüfeğini ve satırını alarak Aziziye tabyasının mazgallarından ölüm yağdıran Moskof’un üzerine   Erzurum halkı  arasında Nene Hatun da gözünü kırpmadan yürür.  Bu hücum esnasında Nene hatun  kendi ifadesiyle “ Moskof  askerleri üzerine  satırımın kaç defa  kalkıp indiğini bilmiyorum.” der.  Sabaha kadar salladığı satırdan sonra düşman Aziziye tabyalarından çekilir. Nene Hatun da bu çarpışmalar arasında yara almasına rağmen sabaha kadar da yaralı Mehmetçiklerin yaralarını sarmıştır.

Allah’a şükür ki  vapurda   dinine, imanına  ve Türklüğüne  küfredilince  bayılan  ve ayıldıktan sonra da Üsküdar iskelesine kadar göz yaşlarını içine akıtarak ağlayan  yaşlı nine ile, gece sabaha kadar satırının  Moskof askerlerinin başına  kaç defa inip kalktığını bilmeyen Nene Hatun’un ruhu İstanbul sözleşmesine,  içerden ve dışarıdan  yapılan  bütün aşağılamalara ve tahriklere rağmen 15 Temmuzda kadın kahramanlarımız Kübra Aydoğan, Zeynep  Sağır,  Cennet Yiğit, Selda Güngör, Türkan Türkmen Tekin, Elif Dağdelen,  Demet Sezen Türkan Güder, Elif Adeviye Gül  İsmailoğlu, Derya Ovacıklı Mine Özer, Fikriye Temel, Safiye Bayat, Şerife Boz, Sema Tutar,  bacılarımızla  dipdiri olduğunu gördük. Allah onlardan razı olsun, şehitlerimizin mekanı cennet olsun, Gazilerimize de  Cenab-ı Hak sağlıklı uzun ömürler versin.

O halde Anadolu kadını kimdir? Anadolu kadını “Üsküp’ten beri beş göç gördüm. Ay yıldız nereye giderse peşinden gittim. Ben mutlaka Ay yıldızın gölgesinden ölmek istiyorum.”  Diyen Üsküp’lü  Müslüman  Türk kadını gibi Anadolu kadını  da bayrağını canı gibi seven bir kadındır. Askeri savaşların yerine, ekonomik, kültürel savaşların  yaşandığı günümüzde  de  kültürünün muhafazasın   temin için  kolundakini, kulağındakini ve parmağındakini  seve seve  ortaya  dökerek tarihteki  hemcinsleri  gibi  destansı  sayfaları yeniliyor.

İşte 15 Temmuz yenilenen bir destan sahifesidir.
 
 
 

Bu yazı 619 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum