Hüseyin ALPASLAN

Hüseyin ALPASLAN


BOĞAZIN ANAHTARI MONTRÖ SÖZLEŞMESİ

03 Ağustos 2020 - 20:12 - Güncelleme: 03 Ağustos 2020 - 22:02


            Boğazın Anahtarı Montrö Sözleşmesi – Tarih Tarih
 
Akşam Gazetesi 21 Temmuz1936 Salı [14]
 
BOĞAZIN ANAHTARI MONTRÖ SÖZLEŞMESİ

Giriş
Türk Boğazları kapsamına giren İstanbul ve Çanakkale Boğazları ile Marmara Denizi; Karadeniz’i Akdeniz’e bağlayan tek su yolu ve Avrupa ile Asya’yı birbirinden ayıran deniz sınırı olması nedeniyle Jeostratejik ve Jeopolitik bakımdan çok önemli bir konumdadır. Uluslararası hukukta Boğazların durumu her zaman önemli bir yer tutmuştur.

İstanbul’un fethiyle başlayarak 15’inci yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu hakimiyetine geçen Karadeniz ve Boğazlar, 1768-1774 yılları arasında meydana gelen Osmanlı-Rus Savaşı’ndan sonra 1774’te yapılan Küçük Kaynarca Antlaşması’na kadar Osmanlı Devleti’nin egemenliğinde kalmıştır. Karadeniz ve Boğazlar Bölgesi’nin Osmanlı Devleti’nin mutlak hakimiyeti altında bulunduğu üç asrı geçen bu dönemde; Boğazlar yabancı savaş gemilerinin geçişine kapanmış olup, diğer deniz araçlarının Boğazlar’dan geçişi Osmanlı Devleti’nin izni ve kontrolüne tabi olarak sürmüştür.

Çarlık Rusya’sı 1699’da Karlofça Antlaşması ile Azak Kalesini alarak ilk kez Karadeniz kıyılarına ayak basmıştır[1]. 21 Temmuz 1774’te Osmanlı Devleti ile Rusya arasında yapılan “Küçük Kaynarca Antlaşması” neticesinde Rusya Karadeniz’de ticaret gemilerini bulundurma ve Boğazlardan geçiş yapma hakkını kazanmıştır. 1805 yılında yapılan antlaşmayla Rus savaş gemilerine de açılan Boğazlar, 1807 yılında çıkan Osmanlı-Rus Savaşı sebebiyle kapatılarak daha önce yapılan antlaşma geçersiz sayılmıştır.

Rusya’nın Boğazları ele geçirme ve Akdeniz’e inme hedefi İngiltere için Hindistan deniz yolunun güvenliğini tehlikeye sokacak bir durumdur. Bu nedenle İngiltere 1809 yılında yapılan “Kale-i Sultaniye Antlaşması” ile Osmanlı Devleti’ne Rusya’ya karşı bazı güvenceler vermiş ve Padişahın Fermanı olmadan tüm yabancı savaş gemilerinin Boğazlardan geçişinin yasak hale getirilmesini sağlayarak, Rusya’nın Akdeniz’de kendi adına yaratacağı tehlikeyi önlemiştir[2].

1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı’nın ardından 1829’da yapılan “Edirne Antlaşması” ile Boğazlarda Osmanlı’nın mutlak hakimiyeti sona ermiş ve Boğazlar tüm yabancı ticaret gemilerinin geçişine serbest olmuştur. 1841 yılında yapılan Londra Boğazlar Sözleşmesi ile altı devletin (İngiltere, Rusya, Fransa, Prusya, Avusturya ve Osmanlı İmparatorluğu) imzaladığı çok taraflı hukuki bir Boğazlar rejimi yürürlüğe girmiştir.

Londra Boğazlar sözleşmesiyle Boğazlar tüm yabancı ülkelerin savaş gemilerine kapalı hale gelmiştir. Sadece haberleşme amaçlı hafif savaş gemileri Padişah’ın özel fermanı ile geçebilecektir[3]. 1856 yılında yapılan Paris Antlaşması ve 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonrasında 1878 yılında yapılan Berlin Antlaşması ile 1841 Londra Boğazlar Sözleşmesi’nin hukuki statüsü aynen devam ettirilmiş olup bu antlaşma 1923 yılında yapılan Lozan Boğazlar sözleşmesine kadar sürmüştür[4].

Birinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinin ardından 30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması’nın 1. maddesine göre Çanakkale ve Karadeniz Boğazları’nın açılması ve Karadeniz’e geçiş serbestliği getirilerek, İtilaf Devletleri’ne Boğazların işgal edilmesi hakkı sağlanmıştır[5]. 10 Ağustos 1920’de İtilaf Devletleri ile Osmanlı Devleti’nin o tarihte yönetimde bulunan Damat Ferit Hükumeti tarafından imzalanan Sevr Anlaşması’nın ilgili (37-61) maddelerine göre Boğazlar Bölgesi’nin yönetimi çok geniş yetkilerle oluşturulan Boğazlar Komisyonu’na devredilmiştir. Kendi sancağı ve polis teşkilatı olan Komisyona Türkiye dahil edilmemiştir. Böylece Türk hâkimiyetinden çıkan Boğazlar tüm devletlerin savaş ve ticaret gemilerine, sivil ve askeri uçaklarına açık hale gelmiştir[6].
Lozan’dan Montrö’ye Boğazlar Sorunu
Türkiye’nin, Sevr paçavrasını yırtarak büyük zorluklarla kazandığı Ulusal Bağımsızlık Savaşı’nın ardından barış yapmak amacıyla geldiği Lozan’da; karşısına çıkan en büyük sorunlardan birisi uluslararası bir nitelik taşıyan Boğazlar Sorunudur. Çanakkale, Marmara Denizi ve Karadeniz Boğazı’nı kapsayan bölge, Birinci Dünya Savaşı’nda İtilaf Devletleri’nin yaptıkları gizli antlaşmayla Çarlık Rusya’sına vadedilmiş, ancak savaşın değişen koşulları ile Rusya’da meydana gelen Bolşevik Devriminin ardından yeni planlarını devreye sokan İngiltere ve Fransa Boğazlar bölgesinin hakimiyetini ellerine geçirmişlerdir[7].

İsviçre’nin Lozan şehrinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin temsilcileri ile özellikle İngiltere, Fransa ve İtalya arasında 20 Kasım 1922’de başlayan ve zorlu bir mücadeleye tanık olunan görüşmelerin ardından 24 Temmuz 1923 tarihinde yapılan Lozan Antlaşması’na ek olarak 20 madde içeren “Lozan Boğazlar Sözleşmesi “imzalanmıştır[8].
Sözleşmeyle;
- Sevr Antlaşmasına göre belirlenen Boğazlar Komisyonu’nun yetkileri daraltılarak yeniden belirlenmiş ve Komisyonun Başkanlığına Türkiye getirilmiştir.
- Barış ve savaş zamanı ticaret ve savaş gemileri ile uçakların geçiş serbestliği kabul edilmiş, ancak Karadeniz’e sınırı olmayan savaş gemilerine tonaj sınırı getirilmiştir.
- Boğazların her iki kıyısında 20 kilometre uzaklıkta belirlenen çizgi sınır olarak belirlenerek asker bulundurulması yasaklanmış ve askersizleştirilen bu bölgede Türkiye’nin güvenliği Milletler Cemiyeti’nin garantisi altına alınmıştır.
Lozan Antlaşması ile Boğazlar düşman askerlerinden temizlenmiş, ancak komisyonda yabancı devletlerin temsilcilerinin bulunması ve Boğazlar’da Türk askeri bulunmaması olumsuzluk olarak değerlendirilmektedir.
Atatürk’ün yapmak istediği ve hedeflediği konulardan birisi de Boğazların tamamen Türkiye’nin kontrolüne geçecek bir antlaşma yapmaktı. 1929 yılında dünyada meydana gelen ekonomik buhrandan sonra Avrupa’da diktatör rejimler güçlenerek saldırgan politikalar izlemeye başlamıştır. İtalya’da Mussolini rejimi ile Hitler Almanya’sının Doğu Akdeniz ve Balkanlar’da izledikleri egemen olma niyetli politikaları gören Türkiye, 1933’te yapılan Londra Silahsızlanma Konferansı’nda ve 1935 yılında Milletler Cemiyeti’ne yaptığı başvuruda Boğazlar rejiminin yeniden düzenlenmesini talep etmiştir.
1935 yılına gelindiğinde Almanya’nın Ren bölgesine asker göndermesi ve Lokarno Güvenlik Antlaşmalarını devre dışı bırakması, İtalya’nın On İki Adalar ile Etiyopya’yı (Habeşistan) silahlandırması Türkiye için bir fırsat yaratmıştır. Atatürk, Avrupa’nın içinde bulunduğu anlaşmazlıkları ve savaşa sürüklenen durumunu çok iyi tahlil ederek 11 Nisan 1936 tarihinde Lozan Boğazlar Sözleşmesi’nin katılımcı devletlerine birer muhtıra göndererek Boğazlar’ın rejimini yeniden belirlemek üzere acele bir konferans yapılmasını istemiştir.
Türkiye, Lozan’da imzası bulunan ülkelere, Avrupa’da meydana gelen gelişmelerin bir savaşın işareti olduğunu, Boğazların mevcut antlaşmayla herhangi bir savaş durumunda hem Türkiye hem de diğer ülkeler için güvenli olmayacağını anlatarak bir yumuşama ortamı yaratmış ve isteğini Kasım 1935’te tekrar gönderdiği muhtırayla yenilemiştir.
Montrö Boğazlar Sözleşmesi ve Kazanımlar
Almanya ve İtalya’nın savaş yanlısı politikalarını gören Lozan Boğazlar Sözleşmesi’nde imzası olan ülkeler Türkiye’nin haklı talebi üzerine İtalya hariç 22 Haziran 1936 tarihinde İsviçre’nin Montrö şehrinde toplanmıştır. Toplantıda Türkiye’nin hedefi; Boğazlar Komisyonu’nun kaldırılması, Boğazlara Türk askerinin yerleştirilmesi ve Boğazların mutlak egemenliğini elde etmektir. Yaklaşık bir ay süren konferans neticesinde 20 Temmuz 1936 tarihinde Türkiye, İngiltere, Fransa, Yugoslavya, Sovyetler Birliği, Japonya, Bulgaristan, Romanya ve Yunanistan tarafından (İtalya 1938 yılında sözleşmeyi imzaladı) 29 madde, 4 ek ve bir protokolden oluşan “Montrö Boğazlar Sözleşmesi” imzalanmıştır[9]. Montrö Boğazlar Sözleşmesi ve ekleri TBMM tarafından 31 Temmuz 1936 tarihinde 3056 sayılı kanunla onaylanarak 09 Kasım 1936 tarihinde yürürlüğe girmiştir[10].
Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile Türkiye’nin güvenliği, Karadeniz’in güvenliği, geçiş serbestisi ve Karadeniz-Akdeniz dengesinin korunması ilkeleri kabul edilerek, sözleşmenin ilk maddelerinde Türkiye’nin güvenliğine özellikle vurgu yapılmıştır.
 Sözleşmenin çok önem arz eden bazı maddeleri ile elde edilen kazanımlar şunlardır;
- Daha önce Boğazları ilgilendiren uluslararası sözleşmelerin en önemli maddelerinden olan “Boğazlar Komisyonu” kaldırılarak Boğazların tüm yönetim yetkisi Montrö Sözleşmesi’nin 24’üncü maddesiyle Türkiye’ye verilmiştir.
- Montrö Sözleşmesi’ne getirilen ek protokol ile Türkiye’ye; Boğazlar ve bölgesinde asker bulundurma hakkı getirilerek, eski sözleşmenin askersizleştirme hükmü feshedilmiştir.
- Sözleşmenin 23’üncü maddesine göre: Hava ve deniz araçlarının geçişi kapsamında farklı bir düzenlenme yapılmıştır. Gemilerin boğazlardan geçişleri, Karadeniz’e kıyısı bulunan ülkeler esas alınarak, gemi türleri ve dönemin güvenlik şartlarına göre farklı başlıklar altında ele alınmıştır.   
- Sözleşmenin 5’inci maddesine göre: Savaş zamanında, Türkiye savaşansa, Türkiye ile savaşta olan bir ülkeye bağlı olmayan ticaret gemileri, düşmana hiçbir biçimde yardım etmemek koşuluyla, Boğazlarda geçiş ve gidiş-geliş (ulaşım) özgürlüğünden yararlanacaklardır. Bu gemiler Boğazlar'a gündüz girecekler ve geçiş, her seferinde, Türk makamlarınca gösterilecek yoldan yapılacaktır.
- Sözleşmenin 13’üncü maddesine göre: Savaş gemilerinin Boğazlar'dan geçmesi için, Türk Hükümetine diplomasi yoluyla bir ön bildirimde bulunulması gerekecektir. Bu ön bildirimin olağan süresi sekiz gün olacaktır; ancak, Karadeniz kıyıdaşı olmayan Devletler için bu sürenin on beş güne çıkartılması istenmeğe değer sayılmaktadır. Bu ön-bildirimde gemilerin gidecekleri yer, adı, tipi, sayısı ile gidiş için ve gerekirse, dönüş için geçiş tarihleri belirtilecektir. Her tarih değişikliğinin üç günlük bir ön-bildirim konusu olması gerekecektir. Gidiş için geçişte Boğazlar'a girişin, ilk ön-bildirimde belirtilen tarihten başlayarak beş günlük bir süre içinde yapılması gerekecektir. Bu sürenin bitiminden sonra, ilk ön bildirim için olan ayni koşullar içinde yeni bir ön-bildirimde bulunulması gerekecektir. Geçiş sırasında, Deniz Kuvvetinin Komutanı, durmak zorunda olmaksızın, Çanakkale Boğazı'nın ve Karadeniz Boğazı'nın girişindeki bir işaret istasyonuna, komutası altında bulunan kuvvetin tam kuruluşunu bildirecektir.
- Sözleşmenin 14’üncü maddesine göre: Boğazlar’da transit geçişte bulunabilecek bütün yabancı deniz kuvvetlerinin en yüksek (tavan) toplam tonajı 15.000 tonu aşmayacaktır. Bununla birlikte, bir önceki fıkrada belirtilen kuvvetler dokuz gemiden çok gemi içermeyeceklerdir.
- Sözleşmenin 11’inci maddesine göre Karadeniz'e kıyıdaş Devletler, 14’üncü maddenin 1’inci fıkrasında öngörülen tonajdan yüksek bir tonajda bulunan harp gemilerinin Boğazlar’dan geçirebilirler; su koşulla ki, bu gemiler Boğazları ancak tek baslarına ve en çok iki torpido eşliğinde geçebilecektir.
- Sözleşmenin 20’nci maddesine göre: Savaş zamanında, Türkiye savaşan ise, 10’uncu maddeden 18’inci maddeye kadar olan maddelerin hükümleri uygulanamayacaktır; savaş gemilerinin geçişi konusunda Türk Hükümeti tümüyle dilediği gibi davranabilecektir.
- Sözleşmenin 21’inci maddesine göre: Türkiye kendisini pek yakın bir savaş tehlikesi tehdidi karsısında sayarsa, Türkiye’nin, Sözleşmenin 20. maddesi hükümlerini uygulamaya hakkı olacaktır.
Sonuç
Montrö Boğazlar Sözleşmesi yirmi yıl için imzalanmıştır. Ancak imzacı devletlerin hiçbirisi sözleşmeyi feshetmemiş olduğundan yürürlüğü devam etmektedir. Montrö Boğazlar Sözleşmesi, Boğazlar sorunun tarihi aktörleri olan Türkiye, Rusya ve İngiltere açısından önemli bir dönüm noktası olmuştur[11]. Bu Sözleşme Türkiye’nin İngiltere ile ilişkilerini geliştirerek Boğazlar ve Akdeniz’de Sovyetler Birliği tehdidine karşı ortak güvenceler oluşturulmuştur. Sözleşme ile gelişen ilişkiler neticesinde; 1937 yılında İngiltere’nin yardımı ile Karabük Demir Çelik Fabrikası kurulmuştur[12].
Montrö Boğazlar Sözleşmesi, Boğazlar üzerinde Türkiye’ye mutlak yetki ve egemenlik sağlamıştır. Montrö’de Türkiye’ye verilen yetki dünyada denizlere kıyısı olan hiçbir devlete verilmemiştir[13]. Montrö Sözleşmesi ile Türkiye; Karadeniz, Marmara Denizi ve Boğazlar’da bir güvenlik kalkanı oluşturmuş ve bu sayede İkinci Dünya Savaşı’nın dışında kalmayı başarmıştır. Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı’nda izlediği barış ve tarafsızlık politikasının kilidi olan Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin kaldırılması veya delinmesi demek Türkiye’nin güvenliğinin tehlikeye girmesine yol açacak bir ortamın oluşmasını sağlayacaktır.
Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin imzalandığı 1936 yılında, dünyanın siyasi ve ekonomik şartları ile devletlerin yönetimleri ve dış politikada gösterdikleri reaksiyonlar göz önüne alındığında dönemin şartlarında imzalanan en iyi antlaşma olduğunu söyleyebiliriz. Montrö Boğazlar Sözleşmesinin maddeleri ve dönemin gelişmeleri ön yargısız ve bilimsel olarak incelendiğinde Türkiye’nin çok iyi bir hukuki kazanım elde ettiği görülecektir. Türkiye’nin güvenlik koşulları içerisine dahil ettiği barış zamanı ve savaş zamanlarında uygulanacak maddeler haricinde, Sözleşmede yer alan 21’inci madde ile “Türkiye’nin kendini çok yakın bir savaş tehlikesi tehdidine maruz görmesi” durumunda Türkiye’ye; 20’nci maddeye atıfta bulunarak belirlenmiş çok önemli, hayati derecede yetkiler verilmektedir. Sözleşmeye böyle bir maddenin eklenmesini yüksek bir aklın ürünü olarak görmekte beis yoktur.
Sözleşme yapılırken; teknolojide, deniz hukukunda, uluslararası ilişkiler ve devletler siyasetinde değişimler ve gelişimler düşünülerek bir ya da birkaç maddesinin değiştirilmesi veya sözleşmenin feshedilmesi ile ilgili öngörü içeren maddelerin bulunması ve geleceğe yönelik sorunları gideren bir hukuki mükemmellik taşıması 1936 yılından 2020 yılına geldiğimizde kimileri için şaşırtıcı olsa da Atatürk’ü tanıyanlar için hiç de şaşırtıcı olmamıştır.
 
Sağlıcakla kalın….
Hüseyin ALPASLAN
Tarihçi- Yazar.
[email protected]
 
[1] Fahir ARMAOĞLU; “20.Yüzyıl Siyasi Tarihi”, s.50, Kronik Kitap, 2019, İstanbul.
[2] Mehmet VURGUN; “Güncel Gelişmeler Işığında Montrö Boğazlar Sözleşmesi”, s.13, İstanbul Üniversitesi, Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, 2015.
[3] Mehmet VURGUN; “Güncel Gelişmeler Işığında Montrö Boğazlar Sözleşmesi”, s.14.
[4] Fahir ARMAOĞLU; “19.Yüzyıl Siyasi Tarihi”, s.519, Kronik Kitap, 2020, İstanbul.
[5] İsmail SOYSAL; “Türkiye’nin Siyasal Andlaşmaları I. Cilt”, s.12, Türk Tarih Kurumu, 2000, Ankara.
[6] İbrahim Sadi ÖZTÜRK; “Mondros, Sevr, Lozan Antlaşmaları”, s.45-55, Ankara Ticaret Odası, 2004, İstanbul.
[7] Harry N. HOWARD “Türkiye’nin Taksimi Bir Diplomasi tarihi 1913-1923” (Çev. Salih Sabit TOGAY), s. 371, Türk Tarih Kurumu, 2018, Ankara.
[8] İsmail SOYSAL; “Türkiye’nin Siyasal Andlaşmaları I. Cilt”, s.148-159.
[9] İsmail SOYSAL; “Türkiye’nin Siyasal Andlaşmaları I. Cilt”, s.501-526.
[10] Mehmet VURGUN; “Güncel Gelişmeler Işığında Montrö Boğazlar Sözleşmesi”, s.17.
[11] Fahir ARMAOĞLU; “20.Yüzyıl Siyasi Tarihi”, s.262
[12] Fahir ARMAOĞLU; “20.Yüzyıl Siyasi Tarihi”, s.263.
[13] Sami DOĞRU; “Türk Boğazlarının Hukuki Statüsü” s.164, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2014, İzmir.
[14]  https://www.turkishnews.com/tr/content// montro-bogazlar-sozlesmesi. 2020.
                                                                         
                                                                                                             Hüseyin ALPASLAN

Bu yazı 667 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum