Hakkı Suat YILMAZER

Hakkı Suat YILMAZER


BÖLÜM -4:  BAY X GERİ DÖNDÜ!

23 Eylül 2020 - 21:45 - Güncelleme: 10 Ekim 2020 - 18:28

                                                               BÖLÜM -4:  BAY X GERİ DÖNDÜ!
 
            Önündeki evraklarla boğuşurken aklı, çıkan savaştaydı. Önce Matruşkaların ikinci adamı olan dövmelinin, sonra da Ahpapot’ların liderinin üst üste hamleleri sonrası birkaç gün sessizlik olmuş ve daha sonra fırtınalar kopmaya başlamıştı. Çünkü sahneye Kaynakçılar çıkmıştı. Ahtapot ve Matruşka çetelerinin kendi aralarında başlattıkları soğuk savaşı bir süredir uzaktan izleyen Kaynakçılar, olaylar büyüyüp yönünün kendilerine dönmesine sessiz kalmamışlar ve adımlarını atmaya başlamışlardı. Önce Matruşkaların ikinci adamının öldürüldüğünü bilen kamuoyuna, ölmemiş olma ihtimalini sızdırmışlar ve şüphe uyandırmışlardı. Öldüğü duyurulan dövmelinin, o gece polisin elinden kaçtığını Tufan ve Emniyettekiler hariç bilen kimse yoktu. Kaynakçıların bu gizli bilgiyi sızdırması Emniyeti de zor durumda bırakmıştı. Televizyon kanalları, gazeteler ve sosyal medya bu konuyla çalkalanmıştı. Bu durum çok sürmemişti ama akıllarda soru işaretleri oluşmuştu. Matruşka ile Ahtapotlar arasındaki soğuk savaş, sıcak çatışmaya dönmüştü. Mekân basmalar, adam yaralamalar, ihbarlar derken taraflar arasındaki gerilim yükselmişti. Bu ortamda kendisinin de mutlaka zarar göreceğini düşünen Tufan gergindi. İş yerinde olmasına rağmen aklı hep bu olaylardaydı. Dışarıda cehennem varken, iş yerinde ufacık konular üzerine gereksiz tartışmalar yaşanıyordu.
            Başına gelen ve öğle yemeğinde ne yapacağını soran arkadaşını bile çok sonra fark etti.
            “Bir şey mi dedin?”
            “Bir sürü şey söyledim Tufan, duymuyorsun ki! Ne oluyor sana kaç gündür?”
            Önündeki kâğıtları belli belirsiz düzenlerken zaman kazanıyordu. Arkadaşının meraklı biçimde cevap beklediğini fark ettiği anda:
            “Aylardır hiç dinlenmeden çalıştık. Yoruldum galiba!” dedi.
            “Birkaç gün izin al diyeceğim ama bu aralar yoğunluk fazla. Hiçbirimiz yerimizden kıpırdayamıyoruz.”
            “İdare edeceğiz artık, ne yapalım!” dedikten sonra yerinden kalktı ve halen daha öğle arası ne yapacağının cevabını bekleyen arkadaşına:
            “Birlikte bir şeyler yemeye gideriz diye düşünmüştüm.” Dedi. Arkadaşı da içinden geçen cevabı aldığı için memnun oldu.
            “Tamam, yirmi dakikaya çıkalım o zaman.” Deyip uzaklaştı.
            Tufan, belki arkadaşlarıyla zaman geçirirse aklındaki senaryolardan kurtulabilirdi. Her defasında farklı bir senaryo yazıyor ve tarafların hamlelerini yorumluyor ve tahmin ediyordu. Kalan işleri de hızlı hızlı bitirmeye çalışırken, telefonu çaldı. İstemeyerek masasının üzerindeki telefona baktı. Arayan emniyettendi. Çevresine bakındı, yakınında kimsenin olmadığını görünce çağrıyı kabul etti.
            “Başkomiserimiz sizinle görüşecek!” diyen soğuk bir tonlama çıktı karşısına. Aldırış etmeden telefonun bağlanmasını bekledi.
            “Alo! Tufan merhaba.”
            “Merhaba. Nasılsınız?”
            “İyi değilim Tufan. Sen de pek iyi olmamalısın bu aralar!” dedi imalı bir tonlamayla Ahmet Dulbar. Tufan, korktuğunun başına geleceğinden emindi artık.
            “Ne öneriyorsunuz?” diye fısıltıya yakın konuştuğunda iş arkadaşlarının hazırlandıklarını fark etti. Oturduğu yerden kalktı, bir elinde telefon, masasının üzerini topluyormuş gibi göründü.
            “Tedbirli olmanı öneriyorum. Eskisinden daha da tedbirli! Ve artık ikna olmanı istiyorum. İki arkadaşımızı yanına gönderelim. Çevrenden ayrılmasınlar.”
            Arkadaşları hazırlanmış, hadi diye işaret ediyorlardı. Telefon görüşmesinin çok az kaldığını, biraz beklemelerini rica eden Tufan, konuşmasının duyulmaması için arkasını dönüp:
            “Olmaz! Çok dikkat çeker, yıllarca emek vererek oluşturduğum profilim zarar görür.” Dedi. Karşısındaki Başkomiser, aldığı cevabı bekliyormuş ve sıkılmışçasına:
            “Peki Tufan, nasıl istiyorsan öyle olsun. Sen bilirsin!” dedi ve kapamadan önce özet bilgiyi verdi:
            “Ahtapotlar ile Matruşkaların savaşı her geçen zaman şiddetleniyor. Şehir kan gölüne dönebilir. Her türlü önlemi almaya çalışıyoruz. Bu sırada Kaynakçılar tarafından hiçbir hamle yapıldı. Fakat bu sessizlik hayra alamet değil. Oradan da bir şeyler bekleniyor. Ona göre, kendini dikkat et Tufan! Selametle…”
            Tufan, telefonu kapadıktan sonra içindeki endişenin büyüdüğünü fark etti. Arkadaşlarıyla dışarı çıkma fikrini tekrar mı düşünmesi gerekiyordu? Başına herkesin içinde bir iş gelirse? Nasıl açıklayacaktı bu durumu? Tereddütte kaldığı an arkadaşının yanına gelip omzuna dokunarak: “Hadi artık geç kalacağız!” demesiyle kendine geldi ve hareketlendi. İş arkadaşlarıyla yemeğe çıktılar.
            ***
            Az evvel Başkomiser Ahmet Dulbar, en güvendiği adamı aracılığıyla Tufan’a haber göndermişti. İki çete arasındaki çatışmaların hızlandığını ve şehirdeki huzur ortamını bozmaya başladığını bildirmiş, çok dikkatli olması yönünde uyarmış ve iki polis memurunu kendisini koruması için görevlendirmek istediğini yinelemişti. Fakat Tufan yine kabul etmedi. Aracı olan memura teşekkür etti ve Başkomiserine saygılarını iletmesini rica etti. Telefonu kapadığında kırmızı ışık yanmış ve aracını durdurmuştu. Az evvel sesini kıstığı radyoyu yeniden açtı. Açar açmaz da ilk haberi duydu:
            “Yeraltı hesaplaşması! Günlerdir şehrin huzurunu bozan çeteler arası mücadelede kan akmaya başladı. Bir süredir polisin takibinde olan ve her hareketi kontrol altında tutulan çete üyelerinin ansızın patlak veren savaşta gerçekleştirdikleri eylemler, vatandaşları ürkütüyor!”
            Başka bir radyo kanalına geçmek isteyen Tufan, pür dikkatti. Haber sunan bir kanala denk geldiğinde kıpırdamadan bekledi.
            “Çeteler arası kanlı mücadelede, kendilerini Matruşka olarak tanıtan çetenin ikinci adamı olan S.E’nin sokak ortasında, herkesin gözü önünde öldürüldüğü açıklandı. İlginçtir ki bahsi geçen S.E isimli şahıs, daha evvel kamuoyuyla paylaşılan bir cinayette de öldürüldüğü açıklanmıştı. Yetkililerin aydınlatması beklenilen olayda yeni gelişmeler oldukça sizinle paylaşacağız!”
            “Allah kahretsin!” derken saçlarını geriye doğru yapıştırdı Tufan. Telefonunu aldı ve Başkomiseri aramak istedi. Sonra vazgeçti. Günlerdir gizli tutulan bilgi, bir şekilde toplumda şüphe uyandıracak biçimde haber servislerine iletiliyor, günlerce üzerine programlar yapılıyor herkes yorum getiriyordu. Sonunda bilginin doğruluğu ortaya çıkmıştı. Bu dakikadan itibaren gizlemeleri imkânsızdı.
            Başına ağrı giren Tufan, çantasından ilaç alıp içmek istedi. Arabasını sağa yanaştırıp duracaktı ki son anda vazgeçti. Takip ediliyor olabilirdi. Trafikte kaldığı yerden yoluna devam etti. Evine gitmek istemiyordu çünkü iki çete tarafından da bilinen bir adresti. Aklına iş yerinden arkadaşı Selma geldi. Kendisi gibi bekâr Selma tek başına yaşıyordu. Çok iyi anlaşan iki arkadaşlardı. Gece yarılarına kadar oturup sohbet edebilirlerdi. Belki geceyi de orada geçirebilirdi. Daha önceden iki arkadaşları daha varken bir gece kalmışlardı. Direksiyonu çevirdi ve yeni güzergâhta ilerlemeye başladı.
            ***
            Yoldayken arayıp müsait olup olmadığını öğrendiği Selma’nın evinin önüne geldi. Aracını köşedeki boş yere park etti. Çevresini kolaçan edip apartmana girdi. Selma, her zamanki gibi gülerek karşıladı ve buyur etti. İki arkadaş hoş beş etmeye başladığı sırada Selma’nın masa üzerinde vazoya dayalı duran tabletinde canlı yayın açıktı. Yayında son dakika gelişmesi veriliyordu. Selma’yı dinlerken Tufan’ın kulağı oradaydı.
            “Çete hesaplaşması devam ediyor. Yeraltı âleminde Ahtapot olarak bilinen çetenin lideri az evvel bir apartmanın önündeki direkte asılı bulundu. Ensesinden bir el ateş edilen maktulün üzerinde bir de not bulunuyordu. Polis ekiplerince giriş çıkışa kapatılan sokağa hiçbir basın mensubu alınmıyor. Üzerindeki notta ne yazıyordu, henüz bu bilgiye ulaşabilmiş değiliz. Yeni gelişmelerle karşınızda olacağız, iyi akşamlar!”
            Kulağı tabletteyken arkadaşı Selma’yı dinliyor gibi görünüyordu fakat gözü tablete kaymıştı. Ahtapotların liderinin asıldığı direk, Tufan’ın apartmanın önündeki direkti. Gördüklerine inanamadı. Gözleri fal taşı gibi büyümüştü. Selma da durumu fark etmiş ve araya girmeye çalışmıştı. Şaşkınlığı üzerinden atamadan sorular soran Selma’ya cevaplar verdi. Geçiştirmeye çalıştıkça arkadaşının da aklını karıştırıyordu.
            “Çay demle de sakin sakin konuşalım Selma, olur mu?” dedi. Selma, hemen çay koymaya gitti. Salonda yalnız kalan Tufan gelişmeleri düşünüyordu. Başkomiser Ahmet Dulbar ile görüşmek ne derece doğruydu, emin olamadı. Çok geçmeden Selma, yanına geldi. Ne olup ne bittiğini detaylı anlatması mümkün değildi. Sadece az evvel gördükleri adamın asıldığı yerin kendi apartmanının önü olduğunu söyledi. Bu bilgi bile Selma’yı şaşırtmaya ve korkutmaya yetti. Gözlerindeki korkuyu gördüğü an, burada kalmanın yanlış bir hareket olacağını daha iyi anladı. Arkadaşından müsaade isteyerek, evine gitmesi gerektiğini, belki polisin apartmandaki herkesin ifadesini alacağını söyleyince Selma hak verdi. Korktuğunu, bundan dolayı zaman zaman kendisini aramasını istedi Tufan’dan.
            Tufan, arabasına binerken çevresine bakındı. Dikkat çeken kimse yoktu. Çalıştırdı ve harekete geçti. Çok geçmeden, ana caddeye bile çıkamadan önü kesildi. Eli silahlı dört kişinin arabasını durdurması karşısında hareket edemedi. Ne arabasını başka yöne sürebildi ne de koltuğunun altındaki silahını çıkartabildi. Adamlar, ite kaka Tufan’ı arabadan çıkarıp kendi arabalarına götürdü. Geride kalan arabayı da biri kenara çekti ve yanlarına döndü. Arabanın arka koltuğunda, türlü hakaretlere ve yumruklara maruz kaldı. Çok geçmeden de kendinden geçti.
            ***
            Kulağına inceden sesler gelmeye başladı. Derinden derine gelen sesleri anlayamadı ve yine kendinden geçti.
            Gözünü tekrar açtığında gördüklerine şaşırdı. Evindeydi. Başındaki ve vücudundaki ağrıdan dolayı toparlanması zor oldu. Salondaki uzun kanepenin üzerinde yatıyordu. Yaşananları hatırlamaya çalıştı. Selma’nın evinden çıkmış, arabasıyla seyir halindeyken çete üyesi olduğu anlaşılan dört adam tarafından kaçırılmak istenmişti. Arabaya binene kadar darbeler almış, arabaya bindikten sonra da bu durum devam etmişti. Aldığı darbelerden dolayı oracıkta kendinden geçmişti. Sonra bir ara ayılır gibi olmuş, yakınındaki boğuşma ve silah seslerini işitmiş fakat gözlerini açamamıştı. Şimdi ise toparlanıyordu ve kendi evindeydi. Bu gördükleri rüya olamazdı. Nasıl olmuştu da çete üyelerinden kurtulabilmiş ve evine gelebilmişti. Kendisinin tek başına gelmiş olma ihtimali çok düşüktü. Polisler tarafından kurtarılmış olsa evine değil hastaneye götürülürdü, başına da birkaç polis koyulurdu. Başını tutarak oturur pozisyona geldiğinde mutfaktan biri çıkıp geldi. Elinde ince belli çay bardağı olan, fit görünümlü, eli yüzü düzgün bir adam. Daha önce hiç görmediği bu adam, hiç de düşman gibi durmuyordu.
            “Kendini hiç yorma Tufan Bey! Biliyorum, olanları öğrenmek istiyorsun. Benim bile kim olduğumu merak ediyorsun. Hepsinin cevabını vereceğim ama önce biraz dinlen ve kendine gel. Sonrası kolay!” deyip masa sandalyesini çekip oturdu.
            Başını eğip iki eliyle tuttu. Yanındaki adamı, yaşananları çok merak ediyordu ama bitkin vaziyetteydi, kendini zor tutuyordu. O sırada çay içen adam anlatmaya başladı:
            “Matruşka çetesine ait birkaç kişi, liderlerinin emriyle sizi yolda durdurdu ve kaçırmak istedi. Kaçırdı da. Amaçlarına tam anlamıyla ulaşmadan müdahale ettik ve sizi kurtardık. Yoksa hain planların bir kurbanı da siz olacaktınız!”
            “Nasıl yani? Kimin planı?”
            “Matruşka lideri ile Kaynakçılar’ın lideri en başından beri anlaşmalıymış. Dövmeli diye bilinen Matruşka’ların ikinci adamını, liderine karşı ve Ahtapot’lara karşı destekleyeceğinin garantisini veren Kaynakçılar, esasında dövmeliyi ve Ahtapotların liderini ortadan kaldırmayı hedeflemiş. Matruşka lideri ile bu doğrultuda plan yapmışlar. Sizi ve emniyeti de sıkıntıya sokacak bir şekilde olaya dâhil etmişler. Nitekim emniyet şuanda öldü olarak bilinen birinin elden kaçtığını kamuoyuna açıklamanın derdinde. Çok sürmez, açıklar da. Emniyete bir zeval geleceğini düşünmüyorum. Ama size gelecekti! Eğer yetişmeseydik, hem ikinci adamdan hem düşman çete liderinden hem de işlerine çomak sokan sizden kurtulmuş olacaklardı. Ama merak etmeyin, bundan sonra size bir zarar gelmez. Artık güvence altındasınız!” dediğinde boşalan bardağı mutfağa bıraktı. Döndüğünde Tufan yerinden kalkmış, kapıya kadar gelmişti. Karşısında sallanarak duran Tufan’ı görünce adam da irkildi, sonra da gülümsedi:
            “Siz kimsiniz peki?” diye soran Tufan’ın gözlerinin içine baktı. Sonra da sandalyede asılı duran ceketini alıp giyindi:
            “Ben Vedat!” dedi. Tufan, düşündü, Vedat isminde kimseyi tanımıyordu.
            “Bu kadar mı? Kimsiniz, necisiniz? Sizi tekrar nerede bulurum? Bunları söylemeden mi gideceksiniz?”
            “Ben Vedat! Bay X’in yol arkadaşıyım! Onun isteği doğrultusunda sizi emniyette bulundurmakla görevliyim!”
            “Bay X mi? Yıllar önce öldü diye duymuştum.” Dediğinde Tufan ayakta duracak gücü kendinde bulamadı. Sandalyeye kendini bıraktı. Vedat da yardımcı oldu ama cevap vermedi. Tufan’ın omzuna elini koydu:
            “Bu el Bay X ağabeyimizin elidir ve her daim sizin omuzunuzda duracaktır!” deyip ardına bakmadan, tıpkı konuşması gibi karizma biçimde evden dışarı çıktı.
   Devam edecek...
 
Sonraki bölümün adı: "GÖLGE ALTINDA SAVAŞ"

Bu yazı 3494 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum