Hakkı Suat YILMAZER

Hakkı Suat YILMAZER

[email protected]

UNUTMUŞ

03 Temmuz 2019 - 19:06

                                                                                  UNUTMUŞ

 

            Ne olduysa son birkaç günde olmuştu. Evet, uzun zamandır üzgün ve hüzünlüydü. Aklı başında değildi. Hangi ortamda olursa olsun dalıp uzaklara gidiyordu. O gürül gürül konuşan adam gitmiş yerine usul usul konuşan biri gelmişti. Öyle ki sesini kendisi bile zor duyuyordu. Mahalledeki ahbapları, iş yerindeki mesai arkadaşları o konuşurken üzerine doğru eğiliyor ve buna rağmen duyamıyorlardı. Her defasında aynı şeyi tekrarlatmaları da ayıp oluyordu.

            Onun bu durumu birkaç yıldır böyle idi fakat son birkaç günde ne olduysa olmuştu ve vaziyeti daha fena bir hâl almıştı.

            Tek başına yaşıyordu uzun zamandır. Gerek mahalleden gerek iş yerinden arkadaşları ona yalnızlığını hissettirmiyordu. Hemen her akşam evi misafirlerle dolup taşardı. Fakat bu durum birkaç yıldır böyleydi. Öncesinde tek tük yakın arkadaşları haricinde kimse misafirliğe gitmezdi.

Sadece bir kız gelip giderdi.

Bazı zamanlar birlikte gelirlerdi eve. Arada bir de kız gündüz vakti gayet hanımefendi bir şekilde üzerinde bakışlarla mahallenin içinden geçip gelirdi. Birkaç saat sonra, hava kararmadan evden birlikte çıkarlar, kızı duraktan otobüsüne bindirip o geri dönerdi. Dönerken de mahalledeki esnaf arkadaşlarına uğrar, varsa çaylarını içer, sohbet edip evine dönerdi. Herkes bilirdi ki o efendi, aklı başında, temiz bir adamdı. Bazı günümüz gençleri gibi dost hayatı yaşamaz, kimsenin kızını da bu duruma düşürmezdi. Öyle ki mahalleden esnaf abileri durumlarını sormuş, o da birbirimizi seviyoruz, çoğu zaman dışarıda bir kafede oturup sohbet ediyoruz arada bir de daha doğrusu kafeye verecek param kalmayınca da benim evde oturuyoruz, çay demliyorum yemek yapıp yiyoruz, geç olmadan da onu evine gönderiyorum, annesinin de haberi var ilişkimizden, cevabını almışlardı.  Dedikleri ile yaşadıkları birebir örtüşüyordu. Mahalledeki yaşı geçkin hanımlar bir defasında kızı yolda çevirmişler ve sohbet etme bahanesiyle vaziyetlerini öğrenmişlerdi. Kızcağızın da söyledikleri bu yöndeydi. İki kez de bir şeyleri bahane edip, onlar evdeyken zillerini çalmış ve içeri girmişlerdi. Masada kahvaltılık birkaç şey ve ortada menemen tabağı vardı ve gelenleri birlikte yemek için davet etmişlerdi. Mahalleli hanımlar utana sıkıla reddedip müsaade istemiş ve bir ihtiyaçları olduğunda haber vermelerini söylemişlerdi.

Mahallelinin de onayından geçen bu ilişkileri dört sene sürmüştü.

Dört senenin sonunda kız gelip gitmemeye başlamıştı. Oğlan da eve geç geliyor erken çıkıyordu. Kızı sormalarından korktuğu mahalleliye görünmemek için en tenha zamanı seçiyordu. Hafta sonları da aynıydı. Öyle ki bir ay boyunca hiç kimse onu görmemiş, duymamıştı. Bir problemin olduğunu anlayan ahbapları, bir yolunu bulup ona ulaşmaya çalıştı. İş yerine gittiler. Birkaç gidişinin sonunda iş yerinde bulabildiler ve durumunu sordular. Ayaküstü bir şeyler gevelemiş fakat gerçeği söylememişti. Ahbapları huzursuzdu fakat vaziyetin ne olduğunu tahmin edebiliyorlardı.

Tam da tahmin ettikleri çıkmıştı.

Kız ile ayrılmışlardı.

Mahallede bu bilgi hızla yayıldı ve istisnasız herkes çok üzüldü. Bir yolunu bulup evde yakaladılar ve konuştular. Bu gerçeği gizlemekle acısının dinmeyeceğini, yaşamaktan kopmadan devam etmek gerektiğini, dostlarıyla vakit geçirerek üstesinden gelebileceğini mahalle büyükleri nasihat etti. Bu konuşma iyi gelmiş ve biraz olsun toparlamıştı. Artık evine girip çıkarken gizlenmiyor ve tenha zamanı kovalamıyordu. Hafta sonları da evinde oturuyordu. Gel zaman git zaman mahallede dolaşmaya, kahvede oturmaya başladı. Fakat yine de eskisi gibi olamıyordu. Gün içerisinde dudaklarının arasından mır mır bir şeyler söylüyor, sonra yine susuyordu.

Uzun zaman bu durum böyle sürdü gitti.

Şimdi ise durum daha kötü olmuştu. Gözleri boş bakmaya, yürürken sendelemeye, sürekli uzaklara dalıp gitmeye başlamıştı. Söylenenlere göre evinde yemek de pişmiyordu. Bakkaldan da günlerdir hiç ekmek almamıştı. Zilini çalanlara kapıyı da açmıyordu.

Günlerce bu vaziyet devam etti.

Ne olduğunu öğrenmenin zamanının gelip geçtiğini söyleyen mahalle büyükleri, hafta sonu yani bugün onu tutup kahvehaneye getirmişti. Ürkütmeden, herkes normal yaşamına devam etti. Fakat herkesin gözü kulağı ondaydı. Onun yapacağı açıklamayı bekliyorlardı.

Uzun uğraşlar sonunda konu ayrıldığı o kıza geldi.

Gözleri dolu dolu olmuştu. Önünde soğuyan çaydan acele şekilde koca bir yudum aldı. Masanın üzerinde duran sigara paketine gözü ilişti. Sigara kullanmamasına rağmen bir tane alıp yakmak ve havaya bir gram bırakmadan tüm zehrini ciğerine çekmek istedi. Fakat yapamadı. Başını önüne eğdiğinde mahalle büyüklerinden biri konuşuyordu:

“ Anlıyoruz seni evladım. Çok üzüldün, inan ki biz de çok üzüldük duyduğumuzda. Fakat olan olmuş, geri dönüşü yok. Kızcağız babasının işinden dolayı Almanya’ya göçmüş gitmiş. Bir daha dönmeyeceğiz de demiş. Yüreğin yanıyor, ağlamak geliyor içinden anlayabiliyoruz ama buna müsaade edemeyiz evlat, sen de bizi anla. Göz göre göre senin helak olmana müsaade edemeyiz.”

Başı önündeyken gözleri dolmuştu fakat bir yandan da “derdim başka” diyerek başını sallıyordu. Alçak şekilde söylediği bu sözü kimse duymamıştı. Mahalle büyüğü konuşmasına devam ediyordu ki:

“ Kaç zaman oldu, acısı hafiflemesi gerekir. Bir ömür yasını tutamazsın ki evlat. Artık geride kaldı. Aklında, gönlünde güzel bir anı olarak kalsın ama sen yaşamaya devam et.” Dediği sırada hiç beklenmedik şekilde başını kaldırıp, konuşan mahalle büyüğünün gözüne baktı. Kızarmış, yaşarmış gözlerini kırpmadan;

“ Onun sesini unuttum!.” Deyiverdi.

Karşısındaki mahalle büyüğü de dâhil, kahvedeki kimseden çıt çıkmıyordu. Sözünü söylemiş ve sonrasında hıçkırarak ağlamaya başlamıştı. Donup kalmış ahaliye aldırmadan bir süre ağladı ve ağlarken de:

“ Siz sevdiğinizin sesini unutmak ne demek biliyor musunuz? Günlerdir çabalıyorum, uykularımdan uyanıyorum, kafamı duvarlara vuruyorum, gözümü kapatıp hayal ediyorum ama hatırlayamıyorum. Onun sesini hatırlayamıyorum...” diye bağırıyordu. Kimse onu sakinleştirmeye çabalayamamıştı. Herkes film seyreder gibi onu seyrediyordu. Bir süre sonra yerinden kalktı ve koşarak evine gitti. Kahveden çıkarken de bakkala çarpmıştı.

Bakkal ne olduğunu anlayamamıştı. Onu dinlemek için dükkânını erkenden kapatmış, kahveye gelmişti.

Arkasından baktıktan sonra kahvedekilere döndü. En yakınında kahveci vardı.

“ Ne olmuş?” diye ona sordu. Kahveci hüzünlü bir ses tonuyla cevap verdi:

“Unutmuş…”