Hakkı Suat YILMAZER

Hakkı Suat YILMAZER


BÖLÜM -2: YARDIMIN GEREK!

08 Temmuz 2020 - 00:12

                                               BÖLÜM -2: YARDIMIN GEREK!
 
            “Başka ne gördün?”
            “Başka bir şey görmedim.”
            “Başka ne gördün dedim! Her şeyi anlat yoksa dosya senin üzerine kalır!” diye öfkelenip masaya vuran polisin kanlı gözlerine bakamadı. Akşamdan beri yaşadıkları şeyler gerilim filmleriyle kıyaslanacak türdendi. Göğsü şiddetle kabarıp sönerken, kalbinin hizasındaki titreyen elini zapt edemiyordu.  Gözyaşlarının kaygan bir zemine döndürdüğü yanaklarının da titrediğini gören polis daha fazla üzerine gitmek istemedi.
            “Vallahi de billahi de başka bir şey görmedim. Benim bir suçum yok. Evde tek başıma oturmaktan kafayı sıyıracaktım, birkaç kutu bira alıp biraz da dolaşıp eve dönecektim, sonra da sızana kadar içecektim.”
            “Geç bunları, devam et!” diyen polisin arkası dönüktü.
            “Az önce anlattım ya!” dediği anda polis bir hışımla arkasını döndü.
            “Bana bak, benim canımı sıkma, seni un ufak ederim!”
            “Özür dilerim, özür dilerim. Tamam, bir daha anlatacağım.” Diye çırpınan adama yüklenmek istememesine rağmen öfkesine hâkim olamıyordu. Polis için de bu gece çok sıkıntılı geçiyordu. Ellerini beline koyup, korkudan ve yorgunluktan bayılmak üzere konuşmaya çalışan adamı dinlemeye başladı.
            “Bir şeyler aldıktan sonra turluyordum ki, yerde yatan adamı gördüm. Ayakları kaldırımda, bedeni çalılığın arasına girmişti.”
            “Gördüğünde hareketsiz miydi, emin misin?”
            “Adamın hareketsiz yattığını görünce ne yapacağımı bilemedim, koşturdum oraya buraya. Etrafta birini bulsam yardım edelim diyecektim. Kimse olmayınca çaresiz kaldım yatan adamın başına gittim. Seslendim, hareket etmedi. Eğildim, ayağımla vurdum yine kıpırdamadı. Sonunda yüzünü çevirdim. Adam silahla vurulmuştu. Korktum ve uzaklaştım. Sonra da arkadaşlarınıza rastladım, onlara her şeyi anlattım. Beni buraya getirdiler.”
            “Tamam, ağlama artık! Al şunu iç!” diyerek bir bardak su uzattı. Adam, titreyen elleriyle suyu döke saça içti. O sırada polis sorgu odasından çıkıp, camın arkasında kendilerini izleyen amirinin yanına gitti.
            “Başkomiserim, bu adamdan bir şey çıkmayacak belli ki.” Dedi ciddiyetle. Amiri, düşünceli ifadeyle;
            “Başka bir ipucu da yok elimizde, değil mi? Adamın kimliğini de tespit edemediler.”
            “Arkadaşlar çalışıyorlar Başkomiserim.” Dedikten sonra kapının önünden çekildi. Başkomiser Ahmet Dulbar odadan ayrıldı. Ağır adımlarla yukarı kata çıkıyordu. Peşinden gelen polise döndü. Bir şeyler söyleyecekti ama son kararını henüz vermemişti. Polis, sabırla bekledi. Bir süre sonra Ahmet Dulbar sözünü söyledi:
            “Tufan ile iletişime geçin!”
            Başkomiserin bu isteğini uzun zamandır duymamış olan memur şaşkınlığını gizleyemedi. Şaşkındı ama mutluydu da. Çünkü Tufan’ı çağırma görevi yine kendisine verilmişti. Başkomiserinin güvenini boşa çıkarmak istemiyordu. Emrini yerine getirmek üzere hemen harekete geçti.
            ***
            Mesainin son saatindeyken, akşamın planını hazırlamışlardı. Birimin çekirdek ekibi olarak bir eğlence mekânına gidilecekti. Gönüllerince eğlenecekler, yoğun geçen ayın stresini atacaklardı. On kişilik ofislerinde son ayarlamaları yaparken akıllarına, köşedeki masasında sessizce oturmuş kitap okuyan Tufan geldi.
            “Tufan geliyor muydu?” dedi biri.
            “Bilmiyorum ki, ben konuşmadım.”
            “Ben de konuşmadım. Suzan, sen konuştun mu?”
            “Yok yahu, ben siz konuştunuz diye düşündüm.”
            Herkes birbirinin üzerine atınca, fikrin Tufan’a açılmadığı anlaşıldı. Her şey ayarlanmıştı. Bir saat sonra, mesai çıkışı gideceklerdi ve daha Tufan’a teklifte bulunmamışlardı.
            “Tamam yahu amma büyüttünüz. Ben konuşurum.” Diyen Suzan yerinden kalkıp köşedeki masaya doğru ilerledi. Tufan, arkadaşının yaklaştığını görünce kitabını az indirdi ve gülümseyerek karşıladı.
            “Tufan ne yaptın?”
            “Bir şeyler okuyordum. Sen ne yapıyorsun?”
            “Ne olsun aynı bildiğin gibi. Arkadaşlarla iş çıkışı bir yerlere gidelim diye kararlaştırdık. Sen de gelmek ister misin?” diye sorduğunda Tufan her zamanki sakin tonlamasıyla cevap verdi:
            “Nasıl bir yerlere gidilecek?”
            “Canlı müzik olan, bir şeyler içebileceğimiz bir yer.”
            “Hm… Valla Suzan biliyorsun benim pek kafam kaldırmıyor o tarz şeyleri. Sizinle olmayı çok isterdim ama biliyorsun, günlerdir çok çalıştık, gidip dinleneyim biraz.”
            “Dinlenirsin yahu, genç adamsın, biz de fazla kalmayız, bir şeyler içip dağılırız.” Diye tatlı ikna yöntemleri deneyen arkadaşına gülümseyerek ve samimi bir tonlamayla karşılık verdi:
            “Bir başka sefere anlaşalım o halde. Bu seferlik beni affedin. Buradan çıkınca markete uğrarım, atıştıracak bir şeyler alır eve geçerim. Film seyrederken onları yerim. Sonra da bir şeyler okur, geç olmadan uyurum.”
            “Peki arkadaşım, sen nasıl istiyorsan!” diyen Suzan gülümseyerek yanından uzaklaştı. Arkadaşlarının yanına gittiğinde ne konuştuklarını sordular.
            “Bildiğimiz Tufan, gelmeyeceğini biliyordum. Gideceğimiz yer adama uygun değil ki, gürültülü ve içkili. Sakin, kendi halinde biri, içmiyor da. Gelse bile keyif almazdı.” Dediğinde diğer arkadaşları da hak verdi. Tufan tam da Suzan’ın anlattığı gibi biriydi.
            Bu sırada Tufan, kendileri hakkında konuşan arkadaşlarının sessiz konuşmasına kulak kabartmıştı ama aynı anda kitabını da okuyordu.
            Bir saat sonra mesai bitmiş ve herkes dağılmaya başlamıştı. Tufan da çantasını toparlayıp, herkese iyi akşamlar dileyip çalıştığı kurumdan ayrılıp aracına doğru yürümeye başladı. Epey uzaklaştıktan sonra yanına birinin yaklaştığını fark etti. Göz ucuyla kontrol ettiğinde yaklaşanın kim olduğunu anladı. Gelen sivil giyimli o polis memuruydu. Tam yaklaşmış sayılmazken, Tufan çevresini kolaçan etti. Kendilerini izleyen birilerinin olup olmadığına baktı. Yakınlarında kurumda çalışan kimse yoktu. Ağır adımlarla ilerlemeye devam ederken, polis memuru da bir omuz mesafesi yaklaşmıştı. Sessizce, sadece Tufan’ın duyacağı şekilde Başkomiserin davetini iletti. Tufan başını sallayarak daveti kabul etti ve ikili birkaç adım sonra birbirlerinden uzaklaşmaya başladı. Polis memuru adımlarını hızlandırıp Tufan’ın önünden geçti gitti. Tufan ise arkasından alışılageldiği gibi ağır adımlarla yoluna devam etti. Birkaç dakika sonra aracına ulaştı. Her zamanki güzergâhı takip ediyormuş gibi yola çıktı fakat bir süre sonra bir yol ayrımından saptı.
            Birazdan Başkomiserin odasında olurdu.
 
 
            Devam edecek…
            Sonraki bölümün adı:
            “Uzun Gece”
           
           
 
           
           

Bu yazı 1373 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum