Çağhan SARI

Çağhan SARI

[email protected]

KAZAKİSTAN'A ÖNBAKIŞ

21 Mart 2021 - 15:36

Çarlık Rusya'sının 19. yüzyıldan itibaren Orta Asya'yı hakimiyeti altına almasıyla bugün ki Türk cumhuriyetlerinin tamamı Rus sömürgeciliğine maruz kalmıştır.[1] Rusya bölgeye koloni sistemi uygulamış kısa zamanda Rus, Ukraynalı ve Alman kolonileri kurularak nüfus dengesini lehine çevirmeye başlamıştır. [2] Rusya'nın daha önce siyasi bir terim olan Türkistan sözcüğünü, coğrafi terim olarak kullanması ve bunu yaygınlaştırması, sömürgeciliğinin kasıtlı bir adımı idi.[3] Çarlık Rusya'sının dağılmasından sonra Orta Asya'da Azerbaycan'da olduğuna benzer bir devlet kurma çabaları görülmüş ancak Ekim 1917 Devriminden sonra kurulan SSCB kısa zamanda, imparatorluk topraklarına hakim olunca bağımsız devletlerin kuruluşu için yüzyılın sonu beklenilecekti.

            1960'larda uzay yarışında ABD'nin gerisinde kalan SSCB, 1970'lere dünyanın en büyük gücü olarak girmiş,[4] 1980'lere girerken Afganistan'ı işgalinde yaşanan başarısızlık ve on yıla uzanan savaş ülkeyi yormuştu[5]. Batı bloğu ile girdiği silahlanma yarışının ekonomisini açmazlara sokması parçalanma sürecini hızlandıran bir başka etkendi. 1985'de SSCB Başkanı Mihail Gorbaçov, birliğin parçalanma sürecinin önüne geçmek için Glasnost ve Perestroyka [6] politikasını başlattı Ancak bu politikalar zaten parçalanmaya giden birliğin dağılmasına engel olmadı. Bu politikaların özgürleştiren ortamında aykırı sesler daha gür yükselmeye başladı.[7]

            1990 yılının ilk aylarında SSCB tarihsel ideolojilerinden ayrıldı. Ordu, KGB ve teknokratlar arasındaki anlaşmazlıklar su yüzüne çıktı. 1991'e girerken Baltık cumhuriyetleri bağımsızlık talep etti. Giderek ülke içinde yükselen gerilim bir darbe girişimine neden oldu.[8] Darbe girişimi sonuçsuz kaldı ancak birliğin resmen dağılışı başladı. Şehirler Çarlık Rusya'sı dönemindeki isimlerine geri döndü. Aralık 1991 yılında Belovejskaya Puşşa'da Rusya, Ukrayna ve Beyaz Rusya Bağımsız Devletler Topluluğu'nun oluşturulması anlaşmasını imzalayarak Sovyetler Birliği'ne son verdiler. 21 Aralık 1991 yılında Baltık Devletleri ve Gürcistan hariç, tüm Sovyetler Birliği Cumhuriyetleri bu anlaşmayı imzaladılar. Sovyetler Birliği'nin dağılması ve Sovyet ülkelerinin bundan böyle Bağımsız Devletler Topluluğu çatısı altında birleşmesiyle, SSCB'nin varlığı hukukî açıdan da son bulmuş oldu.

            Kazakistan’ın Bağımsızlığı

            1920'de Orta Asya'da SSCB iki Sovyet Cumhuriyeti kurdu. Bugünkü Kazakistan'da kurulan cumhuriyete "Kırgızistan Özerk SSC" adını verildi. 1925'de ise yanlış adlandırıldığı gerekçesiyle SSCB yönetimi, Kırgızistan Özerk SSC adını "Kazakistan Özerk SSC" olarak değiştirdi. İlk dönemler Orenburg şehri de Kazakistan'a dahildi; ancak daha sonra Rusya'ya bağlandı. 1936'da Özerk ibaresi kaldırılarak "Kazakistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti" kuruldu. 1924'den 1934'e kadar tarım politikaları nedeniyle sorunlar yaşandı. Pek çok Kazak boyu, Uygur bölgesine göç etti. II. Dünya Savaşı'nda zor dönemler geçiren ve nüfusunda büyük azalma olan Kazakistan SSC, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği dönemi boyunca Sovyet tarım politikalarının uygulandığı bir merkez oldu. 1990 yılında meydana gelen ekonomik krizler ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin yıkılmasından sonra 1991 yılında bağımsız olarak dünya arenasında yerini aldı.[9]

            Kazakistan'ın bağımsızlığı için milat 1986 yılı olmuştur. 1986 yılının Aralık ayında bağımsızlık adına harekete geçen Kazak gençlerinin eylemleri üç gün sürmüş, SSCB'nin sert önlemleri ile bastırılmıştır.[10] 1990 yılındaki SSCB'nin dağılma sürecinde kademeli olarak bağımsızlığa adım adım yaklaşan Kazakistan'da Dinmuhammed Kunayev'in rolü büyüktür. Çünkü Kunayev, Nazarbayev'in Komünist Parti'ye girmesini teşvik etmiş ve Kazakistan, SSCB yönetiminde Kunayev'in girişimleri ile daha çok söz almıştır. 26 Mart 1990 tarihinde Kazakistan'da yapılan seçimler sonrası Nazarbayev ilk Kazak cumhurbaşkanı olarak seçilmiştir. Nazarbayev bu tarihten itibaren cesur adımlar atarak bağımsızlık sürecini başlatmıştır. Nükleer çalışma sahalarını kapatmıştır. Kazakistan'daki uranyum varlığı ve SSCB dönemindeki uzay ve nükleer üslerinin bu ülkede olması, sadece bağımsızlığı zorlaştırmamış, ayrıca Rusya Federasyonu'nun ileride Kazakistan'dan toprak talep etmesine neden olmuştur.

            Parlamenter bir cumhuriyet olan Kazakistan Cumhuriyeti, 16 Aralık 1991 tarihinde Sovyetler Birliği’nden bağımsızlığını kazanmasından bu yana da Nursultan Nazarbayev başkanlığında yönetilmektedir.[11] Nazarbayev, 1991 yılında göreve gelmesinin ardından 1999 yılı Ocak ayında yedi yıllığına yeniden Cumhurbaşkanı seçilmiştir. Nazarbayev, 2005 yılı Aralık ayında gerçekleştirilen en son Cumhurbaşkanlığı seçiminde yeniden Cumhurbaşkanlığına seçilmiştir. Yönetsel alanlarda Cumhurbaşkanı tarafından yapılan düzenlemeler, Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri ve Bakanlık yenilemeleri ile gerçekleştirilmektedir. Nur Sultan Nazarbayev, ülkede günümüzdeki politik istikrarın ana unsuru konumundadır. Özellikle 1995 yılından itibaren Nazarbayev’in Kazakistan’ın politik yapısı üzerindeki etkisi giderek artmıştır. Bunda, 1995 yılında gerçekleştirilen iki referandum etkili olmuş, sözkonusu referandumlar neticesinde 30 Ağustos 1995 tarihinde Cumhurbaşkanı’nın yetkilerini genişleten ülkenin bağımsızlık sonrasındaki ikinci Anayasası kabul edilmiştir. Bu Anayasaya göre Kazakistan Cumhuriyeti demokratik, laik bir hukuk devletidir[12]

             1998 yılı Kasım ayında parlamento Cumhurbaşkanı’nın gücünü artıran bir dizi karar almıştır. Buna göre Cumhurbaşkanlığında azami yaş sınırı ve en fazla iki dönem sınırı kaldırılmış; Cumhurbaşkanlığının bir dönemlik süresi beş yıldan yedi yıla çıkartılmıştır. Cumhurbaşkanına 27 Ekim 2000 tarihinde dokunulmazlık hakkı tanınmıştır. Ülkenin başkentinin Almatı’dan Astana’ya taşınması kararı 1994 yılında Nur Sultan Nazarbayev tarafından alınmış olup, taşınma 10 Aralık 1997’de tamamlanmıştır. Tüm kurumların Almatı’dan Astana’ya taşınması ise 1998 yılında tamamlanmıştır. Taşınma kararı devlet bütçesini etkilemeye devam etmektedir. 2005 yılında 1995 Anayasasında yapılan değişikliklerle Nur Sultan Nazarbayev’in görev süresi üzerindeki tüm kısıtlar kaldırılmıştır.

            Yasama organı parlamento ve senatodur. Kırk yedi üyeli senatonun otuz iki üyesi altı yıllığına seçilmektedir. Geri kalan on beş üye ise Cumhurbaşkanı tarafından atanmaktadır. Parlamento ise yüz yedi üyeden oluşmakta, doksan sekizi seçilmektedir. Geri kalan dokuz koltuk ise ülkedeki etnik azınlıkları temsil eden Kazakistan Halkları Asamblesine ayrılmıştır.[13] 2007 Ağustos ayında gerçekleştirilen seçimlerde Nazarbayev’in partisi Nur Otan parlamentodaki tüm koltukları kazanmıştır.[14] Ülke, içinde Almatı’nın da yer aldığı bazı seçilmiş şehirler için ayrı yönetim yapılarına sahip 14 idari bölgeye bölünmüştür. Yerel hükümet bütçesi yerel meclis tarafından onaylanmaktadır. Bölgesel temsilcilerin görev süresi beş yıldır. Bölgesel yönetimin idarecisi olan Valiler, Cumhurbaşkanı tarafından atanmaktadır. Bölgesel hükümetlere sınırlı özerklik tanınmıştır. Ancak, Almatı’nın istisnai olarak kapsamlı otoritesi bulunmaktadır.

            Kazakistan, Birleşmiş Milletler, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı, Avrupa-Atlantik İşbirliği Konseyi ve İslam Konferansı Örgütü üyesidir. Kazakistan bölgesel bütünleşme hareketlerinin de içinde yer almaktadır. Bağımsız Devletler Topluluğu, Avrasya Ekonomik Topluluğu ve Orta Asya İşbirliği Teşkilatı üyesidir. Kazakistan, 2010 yılında Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı başkanlığını üstlenmiştir. Ülke, bu görevi üstlenen ilk eski Sovyet Cumhuriyeti olacaktır. Kazakistan bu görevi üstlenebilmek için seçim yasası, siyasi partiler ve basınla ilgili mevzuatta önemli değişiklikler yapmıştır.

            Kazakistan'ın başlıca şehirleri, Almatı, Karaganda, Çimkent, Semipalatinsk, Pavlodar, Petropavlosk, Cambul, Kökçetav, Turgay, Guryev'dir. Astana 10 Aralık 1997'den itibaren başkenttir.[15]

            Nüfus, Coğrafya ve İklim

            Kazakistan 2 724 900 km2 yüzölçümüyle, yüzölçümü açısından dünyanın dokuzuncu, eski Sovyetler Birliği ülkelerinin ikinci en büyük ülkesidir.[16] Türkiye’nin yaklaşık 3,5 katı büyüklüğündeki ülke, Orta Asya’da Çin’in kuzeybatısında, Ural Nehri’nin batısında yer almaktadır.Komşuları ile paylaştığı sınır uzunlukları şöyledir: Çin ile sınırı 1533 km, Kırgızistan ile sınırı 1051 km, Rusya ile 6846 km, Türkmenistan ile 379 km ve Özbekistan ile  2203 km uzunluğundadır. Kazakistan’ın Aral Gölü’ne 1070 km’lik ve Hazar Denizi’ne 1 894 km’lik sınırı da bulunmaktadır. Doğudaki Altay Dağları, güneydoğusundaki Tien Şan - Tanrı Dağları- ve onun uzantıları Jongar Alatav ve Saur-Tarbagatay ülkenin en büyük dağlarını oluşturmaktadır.[17] İrtiş, Esil, Jayık, İli, Sırderya, Tobıl, Sarısu ülkenin en büyük nehirleridir. İrili ufaklı ve çoğu yaz aylarında kuruyan 7000’den fazla akarsu bulunmaktadır. İrtiş, Esil ve Tobıl nehirleri Obi havzasına dahil olup Kuzey Buz Denizine, diğerleri ise ülke içindeki göllere dökülmektedir. İrtiş, Esil ve Jayık'ta gemi taşımacılığı yapılmaktadır.[18] Hazar, Aral, Balkaş, Alagöl, Zaysan, Tengiz, Sıletı gölleri ülkenin belli başlı büyük gölleridir. Ülkenin güneybatısında bulunan Aral Gölü suyunun çekilmesi nedeni ile küçülmektedir. Göllerin önemli bir kısmı çok tuzlu olduğundan tuz üretimi yapılmaktadır. Balkaş ve Zeysan ise önemli tatlı su gölleridir. İrtiş'de iki, İle ve Sırderya'da birer olmak üzere ülkenin dört büyük barajı vardır.

            Ülkede tam anlamıyla karasal iklim hakimdir. Bu nedenle çok soğuk kışlar ve çok sıcak yazlar yaşanmaktadır. Kuraklık süresi ve sıcaklık farkları büyüktür. Kazakistan'da tabii bitki örtüsü kuzeyden güneye gittikçe farklılaşmaktadır. Kuzeydeki küçük orman ve ağaçlıklarla kaplı bozkır sahası güneye inildikçe çöle dönüşmektedir. Irmak boyları ağaçlık ve çalılıktır. Kumluk alanlarda saksavul ağaçları ve çalı türünden ılgınlar bulunmaktadır. Altay ve Tanrı Dağları ise çam ağaçları ile kaplıdır. Ülkenin en yüksek noktası 6 994 metre yükseklikle Tanrı Dağları’ndaki Han Tengri zirvesidir. En alçak yeri ise -132 metreyle Batı Kazakistan'daki Karakıya Çukuru’dur. [19]

            Ülke nüfusunun 2011 yılı itibarı ile 16,7 milyon olduğu tahmin edilmektedir.[20] Nüfusun çoğunluğu, ülkenin kuzey ve güney doğusunda yaşamaktadır. Ülkenin orta ve batı kısımlarında nüfus seyrektir. Ülkede nüfus yoğunluğunun önemli derecede düşük olmasının başlıca nedeni ülkeden dışarıya olan göçlerdir. Doğal nüfus artış hızı, dışarıya olan göçe yetişememektedir. 1989-1999 yılları arasında 1,5 milyon kişi Kazakistan dışına göç etmiştir.[21] Bunların çoğu, Rusya’ya göç eden etnik Ruslardır; etnik Alman nüfusunun da yarısı Almanya’ya gitmiştir.Kazakistan bağımsızlığını kazandığı esnada Kazak nüfusu azınlık konumundadır.

            1989 yılında yapılan sayımda 18 milyonluk Kazakistan'da 8.3 milyon Kazak Türk'ü, 6.4 milyon Rus, 1 milyon Ukraynalı, 2.3 milyon Alman, Beyaz Rus, Polonyalı, Yahudi Dungan, Uygur, Çuvaş, Başkurt, Moldovyalı bulunuyordu.[22] Nispeten yüksek doğum oranları ve azınlıkların göçü neticesinde 1920’lerden bu yana ilk defa Kazak nüfus çoğunluğu elde etmiştir. Ülke, son yıllarda Orta Asya’daki fakir komşuları ve Çin’den göç almaktadır. Buna ilave olarak ülkeden Rusya’ya göçte yavaşlama gözlenmektedir. Göçe rağmen ülkede halen geniş bir Rus azınlık bulunmaktadır. 2001 itibarı ile ülkedeki Rusların nüfusa oranı % 30’dur. Bağımsızlık sonrasında Ruslar kamudaki önemli görevlerden uzaklaştırılmıştır. Kazaklaştırma Programı kapsamındaki bu uygulama kamuda vasıflı işgücü kaybına neden olmuştur. Günümüzde bu uygulama yumuşatılmıştır. Nazarbayev’in Kazak alfabesinin Kiril alfabesinden Latin alfabesine dönüştürülmesi yönünde bir teklifi vardır. Bunun 12-15 yıllık bir süreçte gerçekleştirilmesi öngörülmektedir.

            Kazakistan, petrol ve doğal gaz rezervleri yönünden zengindir. Ülkenin petrol revervleri doğal gaz rezervlerine göre daha fazladır. Kazakistan eski Sovyet Cumhuriyetleri içinde Rusya’dan sonra ikinci büyük petrol üreticisidir. Ülke ekonomisi büyük ölçüde petrol ihracatı gelirlerine dayalıdır. Kazakistan, SSCB döneminde ülkenin bakır üretiminin %57.4'ünü karşılamakta idi. Çinko madeninin de % 49.8'ni karşılamakta idi. Karaganda bölgesinden kömür çıkarılırken İkinci Dünya Savaşı'nda çıkarılan kömür miktarı 36 milyon ton idi.

            Kazakistan’ın doğal gaz rezervi ise 2010 yılı sonu itibarı ile dünya toplam rezervinin %1,0’ını oluşturmakta olup, toplam 1,8 trilyon metreküpe tekabül etmektedir. Ayrıca, ülke dünya kömür rezervinin de %3,9’una (33,6 milyar ton) sahiptir. Kazakistan altın rezervleri bakımından da zengin bir ülkedir. Ülkenin Vasilkovskoye madeninde yaklaşık 370 ton altın rezervi bulunmaktadır. Kazakistan diğer mineral kaynaklar bakımından da zengindir. Kazakistan toprakları eski Sovyet Bloğu’nun krom rezervlerinin %90’ını; kurşun, tungsten, bakır ve çinko rezervlerinin %50’sini; ve kömür rezervlerinin %20’sini barındırmaktadır

            Kazakistan’ın Ekonomisi ve Yeraltı Kaynakları

            1991 yılında gerçekleşen bağımsızlık öncesinde Kazakistan’ın uzmanlaşmaya dayalı Sovyet sistemi içindeki rolü buğday üretimi, metalurji ve mineral üretimi üzerinde yoğunlaşmıştır. Sovyetler Birliği’nin dağılması, merkezi planlı ekonominin çöküşü ile birlikte Kazakistan’ın üretiminde ciddi bir düşüş meydana gelmiştir. Ekonomisi büyük ölçüde Rusya’ya bağlı bir Orta Asya ülkesi olan Kazakistan’ın bağımsızlık sonrası yaşadığı durgunluk döneminde tüketim malları üretimi gibi bazı alt sanayi sektörleri büyük zarar görmüştür. Kazak ekonomisinin diğer önemli sektörleri ise metal işleme ve çelik üretimidir. Bu sektörler de Sovyet sonrası dönemde ülkeye giren yabancı yatırımlar sayesinde en çabuk toparlanan sektörler olmuştur. Kazakistan, yaklaşık 84,6 milyon hektarlık tarımsal araziye sahiptir. Tarımsal arazinin 24 milyon hektarı ekilebilir arazi olup, 61,1 milyon hektarı ise meradır. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından 1990’lı yılların başlarında tarım sektörü genel ekonomik durgunluktan ciddi ölçüde etkilenmiş ve toplam tarımsal üretim önemli miktarda düşüş göstermiştir. [23]

            Kazakistan, Orta Asya devletleri arasında en fazla tarım reformu gerçekleştiren ülkedir. Tarımsal üretimi zorlaştıran bazı faktörlerin olmasına rağmen çiftçilerin üretimden elde ettikleri kazanç, diğer Orta Asya ülkelerine kıyasla daha fazladır. Alım fiyatları uluslararası standartlara göre düşük düzeyde olmakla birlikte bölge geneline göre yüksektir. Tarımdaki reform süreci bölgedeki diğer ülkelere göre oldukça ileri düzeyde olmakla birlikte henüz yeterli düzeye ulaşmamıştır. Kazakistan dünya genelinde önemli bir enerji üreticisi haline gelmenin henüz ilk aşamalarındadır. Ülke halen enerji ihtiyacının belirli bir bölümünü ithal eder durumdadır. Hâlihazırda ithal edilen enerjinin zaman içinde ülkenin kendi üretimi ile karşılanır hale geleceği öngörülmektedir. Kazakistan’ın elektrik ihtiyacının yarıya yakın kısmı Rusya’dan ithalat yolu ile karşılanmaktadır. Ülke halihazırda güneyde kullanılmak üzere Özbekistan’dan gaz ithal etmektedir. 1997 yılına dek Rusya üzerinden petrol geçişi konusunda sürekli sorunlar yaşanması, Kazakistan’ın Azerbaycan ve Türkiye, Çin, Türkmenistan ve İran gibi daha yüksek maliyetli alternatif güzergahları göz önünde bulundurmasına neden olmuştur.

            SONUÇ

            Türk cumhuriyetlerinin kuruluşu öncesi Türkiye'nin SSCB'nin dağılmasının ardından ortaya çıkabilecek bir devlet politikası hazırlığında bulunmamış olması mühim bir eksiklik olarak göze çarpmaktadır. Türkiye, SSCB baskısı yüzünden herhangi bir politika geliştirmediği gibi İkinci Dünya Savaşı'nda bir takım üzücü hadiseleri de tecrübe etmiştir. Boraltan Köprüsü hadisesi gibi, Türkiye soydaşlarına yakınlık kurmak istediği anda SSCB'nin askeri güç kartını oynadığını görmüştür. Sovyetlerin dağılacağını sorgulayan kişiler arasında Galip Erdem, Hüseyin Nihal Atsız gibi ülke içindeki Türk milliyetçiliğinin isimleri olurken, akademik çevrede ve siyasi parti programları içinde bir sorgulama ve planlama somut delillerle ortaya konulamamıştır.

Türkiye ile Türk Cumhuriyetleri arasındaki ilk resmi ziyaretler Özal ile başlamıştır. Bu dönemde Türkiye’yi ziyaret eden devletler sırasıyla Kazakistan, Azerbaycan, Türkmenistan, Özbekistan ve Kırgızistan olmuştur. Özal’ın bu ülkelerin temsilcileriyle kurduğu yakın ilişkiler ve ziyaret sırasında gerçekleştirilen görüşmeler Özal’ın bu ülkelere bakış açısını ortaya koymaktadır. Duygusal bir havası da olan bu görüşmeler uzun yıllar birbirinden ayrı kalan Türk topluluklarının bir araya gelişini temsil etmiştir. Özal bu ülkelerin tanınması hususunda oldukça hızlı davranmıştır. Bu ziyaretler sırasında hem Türkiye hem de Türk Cumhuriyetleri tarafından verilen beyanatlar siyasi özlemleri de ortaya koymuştur.

"Yeni Türk Cumhuriyetleriyle ortaya çıkan fırsatlar, Türkiye merkezli değerlendirilirken yeterlilik noksandır. Bu dönemde devlet söylemleri oldukça hamasi bir düzleme kaymış ve birçok kesimden eleştiri alarak bu söylemlerin çekince doğuracağı yönündeki kanaatler dile getirilmiştir. Burada bir imparatorluk kurulacağı düşüncesi yaygınlık kazanmış ve bu özellikle Rusya’nın rahatsız olmasına sebep olmuştur.

Önemli bir tartışma konusu olan Türk Modeli kavramı, dış politikada yankı bulmuştur. Sovyetlerin dağılmasının ardından kurulan Türk Cumhuriyetlerine bir model olarak gösterilen Türkiye bu kavramla anılmıştır. ABD’nin bölge politikalarıyla örtüşen bu model liberal değerleri benimseyen Türkiye’nin Müslüman ve Türk toplumlara örnek olabileceğini benimsetmek amacıyla dünya basınında da yer almıştır. Bölgede Rusya ve İran nüfuzundan çekinen Batılı devletler tarafından bu modele yaklaşım olumlu olmuştur. Henüz kapsamlı bir altyapısı olmayan bu devletlere Türkiye tarafından yapılan yardımlar ve açılan kredilerle önemli mesafeler kat edilmiştir. Ancak Türkiye’deki iç siyasi gelişmeler ve bölgeyle ilgili alınan kararların yanlış boyutları, bu kavramın beklenen etkiyi yapmasını engellemiş ve Batı devletlerinin desteklerini ilk günkü çerçeveden çıkarmıştır. Özal’ın yanı sıra bir diğer önemli aktör ise Süleyman Demirel’dir. Bölgeye 1992 yılında yaptığı geniş çaplı gezi büyük bir etki oluşturmuştur.

Türk Dünyası’na yönelik ilk işbirliği adımlarının temeli Özal döneminde atılmıştır. Bu adımlar birçok alanda alınan kararlar ve inşa edilen kurumlar vasıtasıyla olmuştur. Bu kurumlar Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi, TÜRKSOY, Türkpa, Türk Akademisi, Aksakallar Konseyi gibi uluslararası nitelikli girişimlerdir. Dil, kültür, tarih ve eğitim gibi pek çok alanda birliktelikler ve ortaklıklar kurulması amacıyla birçok toplantı tertip edilmiştir.

"Bunun yanında İstanbul’da Türk Dünyasını oluşturan altı devletin cumhurbaşkanları 30-31 Ekim 1992 tarihinde bir zirve ile bir araya gelmiştir. Turan toplantısı gibi yakıştırmalara sebep olacak bu toplantı basında oldukça geniş bir karşılık bulmuştur. Birçok konunun ele alındığı toplantının sonunda imzalanacak olan Ankara Bildirisi, ülkelerin başkentlerine gönderilerek onay alınmadığı gerekçesiyle tepki çekmiştir. İtiraz edilen kısımların olduğu bu bildiri ilk haliyle açıklanmamış, bazı maddelerin çıkarılmasıyla bildiri metni revize edilmiştir.

Bağımsızlığını kazanan Türk Cumhuriyetlerinin hepsini bu gezide ziyaret eden Özal önemli temaslarda bulunmuştur. Gazeteciler, işadamları ve bakanlar ile büyük bir çıkarma yapan Özal geliştirilen ilişkilerin daha sağlam temeller üzerine inşa edilmesi için bu geziyi sağlığını önemsemeyerek yapmıştır. Önemli şehirleri ve sembol isimlerin kabirlerini de ziyaret eden Özal’ın bu ülkelerde karşılanışı ilişkiler için önemlidir.

  Süleyman Demirel'in '21.asır Türklerin asrı olacaktır' sözüyle, Çin Seddinden Adriyatik Denizi'ne kadar uzanan coğrafyanın Türk coğrafyası olarak kazanacağı güç vurgulanmıştır. Ancak 2000lerin başında Türkiye, beklenilen güçlü ağı kuramadığı gibi, Türk cumhuriyetlerinde de somut adımlar ortaya bir türlü konulamamıştır. Kazakistan'ın yer altı kaynakları bakımından çok büyük rezervlere sahip olması, Kırgızistan ve Türkmenistan'ın doğalgaz rezervlerinde dünya sıralamasında önemli mevkide olması, süper güç olarak addedilen ülkelerin buralardaki siyasi emellerini yoğunlaştırmasına sebep olmaktadır.  

Türk siyasi birliğinin kurulmasından ziyade ekonomik, kültürel iş birliği ve ittifak sistemi, gerek Avrupa Birliği gerek Şangay Beşlisi gibi platformlara ciddi rakip olabilecek niteliktedir. Dahası söz konusu olan diğer birliktelikler milli ortaklığa dayanmaz iken Türk birliğinin temelinde milli ilmiklerin mevcudiyeti, atılacak adımların sağlamlığına dair kuşkuları ortadan kaldırmalıdır.

KAYNAK

a. Kitap

AMREYEV, Bagdad, Dönemimizde Kazakistan Türkiye İlişkileri ve Türk Dünyası, Hayat Yayıncılık, İstanbul 2011.

ARMAOĞLU, Fahir, 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi, Alkım Yayınevi, İstanbul 2004.

KARASAR, Hasan Ali, Türkistan Bütünleşmesi 1991-2001, Ötüken Neşriyat, İstanbul 2009.

KARPAT, Kemal H., Türkiye ve Orta Asya, Timaş Yayınları, İstanbul 2014.

ROUX, Jean Paul, Türklerin Tarihi, Kabalcı Kitabevi, İstanbul 2004.

SARAY, Mehmet, Yeni Türkiye Cumhuriyetleri Tarihi, TTK Yayınları, Ankara 2014.

Türk Dış Politikası, ed. Baskın Oran, İletişim Yayınları, İstanbul 2006.

UÇAROL, Rıfat, Siyasi Tarih, Der Yayıncılık, İstanbul 2010.

YAPICI, Utku, Sovyet Sonrası Coğrafyada Devlet ve Milliyetçilik, Tan Yayınları, Ankara 2009.

b. Makale

KARA, Abdulvahap, ''Türk Dünyasının 20 Yıllık İşbirliği Sürecinde Türkiye ve Kazakistan'', Bağımsızlıklarının 20. Yılında Türk Cumhuriyetleri ve Türkiye, ed. Okan Yeşilyurt, Marmara Üniversitesi Yayınları, İstanbul 2012, s.195-208.

KOZİBAEV, Manas & MAJİTOV, Sattar, ''Kazakistan Cumhuriyeti'', Türkler Ansiklopedisi, c. 19, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 2002, s.322-338.

SÖYLEMEZ, Orhan, ''Bağımsızlığının 10. Yılında Kazakistan Cumhuriyeti'', Türkler Ansiklopedisi, c. 19, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 2002, s.339-363.

TDV, ''Kazakistan Maddesi'', İslam Ansiklopedisi.


[1] Rifat Uçarol, Siyasi Tarih, Der Yayıncılık, İstanbul 2010., s.565-567.

[2] Fahri Solak,  ''Türkmenistan'ın Demografik Yapısı'', Türkler Ansiklopedisi, c. 19, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 2002, s.801

[3] Hasan Ali Karasar, Türkistan Bütünleşmesi 1991-2001, Ötüken Neşriyat, İstanbul 2009, s.22.

[4] Uçarol, a.g.e s.751.

[5] jean Paul Roux,Türklerin Tarihi, Kabalcı Kitabevi, İstanbul 2004, s.478.

[6] Açıklık ve Yeniden Yapılandırma

[7] Utku Yapıcı, Sovyet Sonrası Coğrafyada Devlet ve Milliyetçilik, Tan Yayınları, Ankara 2009, s.389.

[8] Fahir Armaoğlu, 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi, Alkım Yayınları, İstanbul 2004, s. 939

[9] TDV, İslam Ansiklopedisi,' Kazakistan Maddesi', s. 238.

[10]  Manas Kozibaev & Sattar Majitov, ''Kazakistan Cumhuriyeti'', Türkler Ansiklopedisi, c. 19, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 2002, s.323

[11] Mehmet Saray, Yeni Türk Cumhuriyetleri Tarihi, TTK Yayınları, Ankara 2014, s.209

[12] A.g.e. s.211.

[13]Orhan Söylemez,  ''Bağımsızlığının 10. Yılında Kazakistan Cumhuriyeti'', Türkler Ansiklopedisi, c. 19, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 2002, s.340

[14] A.g.m, s.344

[15] Manas, a.g.m. s.330

[16] Saray, a.g.e. s.81

[17] Manas, a.g.m. s.332

[18] Söylemez, a.g.m, s.345

[19] Saray, a.g.e. s.89.

[20]  Kemal H. Karpat, Türkiye ve Orta Asya, Timaş Yayınları, İstanbul 2014, s.279.

[21] Saray, a.g.e. s.90.

[22] A.g.e. s.91.

[23] Söylemez, a.g.m s.350

(Gencay Dergisi Ocak 2017 tarihli sayısında yayınlanmıştır)

Bu yazı 3294 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum